Torpilli mi?

1494 Words
-ILGAZ ERDEN- Bütün sabahı hastanede geçirmiştim. Yaramı gören doktor beni bir gece gözetim altında tutmak istemişti ama kabul etmemiştim. Zaten karın boşluğuma gelmişti kurşun. Onu da Ayşe halledivermişti. Hayati bir durum yoktu yani. Doktor gerekli ilaçları verdikten sonra hastaneden çıkıp lojmana, eve sürdüm aracımı. Dünden beri aklımda o yeşil gözlü yüzbaşı vardı. Nasıl da alay ediyordu ama benimle... İlk defa birinin diline düşmüştüm ama nedense o kadının benimle uğraşacak olması düşüncesi bile heyecanlanmama neden oluyordu. "Ama ben sana tekmil verdirmesini bilirim, Yüzbaşı Feza" diye geçirdim içimden, dudağım istemsizce yana kıvrılmıştı. "Sen o üniformanı bir giyip karşıma gel de. Façanı bir görelim." Lojmanlara girdiğimde hâlâ Feza'yı düşünüyordum. Ama kafamı karıştıran en çok yaş durumuydu. Kızın yaşına çıkan dosyada bakmıştım. 25 yaşındaydı. Bu yaşta birinin yüzbaşı olması çok zordu. Ben bile üç senelik zorlu bir görevin ardından 26 yaşımın sonlarında yüzbaşı rütbemi almıştım. Şu an 30 yaşındaydım ve taze bir binbaşıydım. Feza'nın işinde ya torpil vardı ya da başka bir şey. Çünkü kadın askerleri zorlu operasyonlara nadir yollarlardı. Eve gidip ılık bir banyonun ardından üniformamı giydim. Onur amca birkaç gün izin yap dese de karargaha gitmem lazımdı. Birikmiş dosyalarım vardı. Duştan çıkıp aşağıya salona indiğimde annem de eve yeni giriyordu. "Oğlum?" Diye bağırdı. Beni görünce şok olmuştu. Aylardır terör örgütünün içindeydim. Gelir gelmez Feza ile uğraştığım için anneme bile görünememiştim. Dün gece de askeriyedeki odamda uyumuştum. "Ne zaman geldin, bir de yeniden gidiyorsun?" Diyerek üzerime koştu. Kısa boyuyla bana sıkıca sarılırken yaram sızlasa da belli etmemek için ses çıkartmadan kollarımı sırtına doladım. "Yeni geldim sayılır annem" dedim kafasının üzerine bir öpücük kondururken. Kafasını kaldırdığında dolu gözleriyle bana baktı. Ağzını kımıldatarak dua okumaya başladığında sırıtarak alnına uzun bir öpücük kondurdum. Babam şehit olduktan sonra annem bana daha bir düşkün olmuştu. Ne zaman göreve gitsem korkuyla geçiriyordu günlerini, biliyordum. "Yaran beren yok değil mi?" Diye sordu korkuyla bedenimi gözleriyle tararken. Yalan söylemiş bulunacaktım ama yaralı olduğumu söyleyemezdim anneme. "Yok sultanım iyiyim merak etme" dedim gülümseyerek. Bakışlarını bedenime indirip yeniden gözlerime çevirdi. "İzinli değil misin oğlum sen? Yeni geldin daha! Yemek yedin mi hem sen? Bakayım..." Diyerek ayaklarını kaldırıp yüzümü avuç içine aldı. "...Zayıflamışsın. İşe gitmeden yemek ye bakayım, çabuk mutfağa" "Yedim annem aç değilim. Gideyim de işlerimi bir an önce ayarlayayım. Akşam erken gelirim" diyerek annemi sakinleştirmeye çalıştım. Derin bir nefes verip ellerini yüzümden çekti. "Aynı baban gibisin." Yüzünü buruşturdu. Montunu üzerinden çıkartırken söylenmeye devam ediyordu. "İnatçı keçisin. Onur kesin sana izin vermiştir ama sen koşa koşa gidiyorsun işe." "Kaç kaç tabi" dediğinde postallarımı giymeye başlamıştım bile. Cevap verirsem konu uzadıkça uzuyordu annemle. En iyisi sıvışmaktı. Gideceğime emin olunca derin bir nefes bıraktı. Ellerini beline koyarak devam etti sözlerine. "Akşam Handan teyzenler mangal yapacakmış, oraya gidecektim ben de. Onur amcan sana söylemiştir gerçi. Senin timin de gelecekti. Direkt oraya gelirsin o zaman yavrum sen." Dün laf arasında duymuştum. "Olur anne erken gelirim hazırlıklara yardım ederim" dedim. Alparslan daha gelmemişti görevden. Onur komutan her ay mangal yakardı. Hepimizi de çağırırdı. Ama nedense mangaldaki tüm işleri Alparslan ve ben yapardık. Bu sefer o olmadığı için bana kalacaktı. "Öptüm Sultanım" diyerek evden çıktım. Annemin arkamdan yine dua okumaya başladığını duyunca yeniden gülümsedim. Askeriyeye geldiğimde direkt işlerimin başına geçtim. Dosyaları hazırlamaktansa dağda aylarca kalmayı tercih ederdim. Saatlerdir sandalyemde oturmaktan da sıkılmıştım. Bir ara vermeyi düşünerek sırtımı esnettiğim an kapım tıklatıldı. "Gel" dediğimde kapı açıldı ve Ceylin gülümseyerek kafasını içeriye uzattı. Hemen ayağa kalktım. Yönümü kapıya çevirip Ceylin'in omuzlarından tutup onu içeriye çektim. "Abim hoşgeldin" dediğimde bana muzipçe gülümsedi. "Müsait miydin abi bir şey soracaktım da." "Müsaitim abicim gelsene otur ayakta kaldın." Hemen itiraz etti. "Yok abi şimdi gelmeyeyim. Şey soracaktım Alparslan abim yok ya. Biliyorsun tek dışarı çıktığım zaman huzursuz oluyor. Ben de Sibel'le yarın sinemaya gideceğim de, bizi sen götürür müsün diye soracaktım. Hem ben hâlâ ehliyetimi alamadım biliyorsun." Ceylin'e ters bir bakış attım. Amacını anlamadığımı mı sanıyordu? O arkadaşı Sibel sürekli etrafımda geziniyordu. Kaç kere bir bahane bulup askeriyeye gelmişti. Kıza 'abicim' diyerek mesafemi korumaya çalışıyordum ama o da Ceylin de hiç pes etmiyorlardı. "Ceylin!" Dedim uyarırcasına. Hemen savunmaya geçerek iki elini havaya kaldırdı. "Aman abi ya yine başlama. Ne olur götürsen bizi? Alparslan abim de Gökmen abim de yok. Kimden isteyeyim? İstersen askerlerden birine sorayım o götürs.." "Tamam tamam! Kimseye söyleme bir şey" dedim sertçe. Ceylin öz kızkardeşim gibiydi benim. Ben, Alparslan ve Gökmen birlikte büyümüştük. Gökmen bizden üç yaş küçük olduğu için onu oyun dışı ederdik Alparslan'la ama peşimizden hiç ayrılmazdı. Onur amcalar da Ceylin'i evlat edinmişlerdi. Ölen kızlarının acısını atlatamıyorlardı. Alparslan ve Gökmen de kardeşlerini hatırladıkları için çok etkilenmişlerdi yıllarca. Yetim bir kıza sıcak yuva vererek hem kendi yaralarına hem Ceylin'inkine ilaç olmuşlardı. Ben de Alparslan ve Gökmen de Ceylin'e aşırı düşkündük bu yüzden. Onun için az erkek dövmemiştim. "Sahi mi abi?" Diyerek bana sarıldığında göz devirdim. Amacını bilsem de kıramıyordum onu. O da bunu bildiği için kullanıyordu beni. Sibel'e mesafemi biraz daha belli etmem gerekiyordu sanırım benim, ki ikisi de anlasın. "Yarın kaçta alacağımı akşam söylersin bana." "Teşekkür ederim abim. O zaman ben eve geçiyorum. Akşam görüşürüz. Senin en sevdiğin tarator salatasından yapacağım." Tarator deyince gözlerim hemen büyüdü. Ama eve gideceğim lafını sindirince gözlerimi indirdim. "Kiminle geldin ki sen?" Diye sordum. "Tek geldim abi, taksiyle." "Tamam yürü. Seni ben bırakayım eve." Ceylin, ceylan gibi sekerek odamdan çıkarken "deli kız" diye mırıldanarak onu takip ettim. Akşam olmuştu. Timim odama girerek sırayla tekmil vermişlerdi. "Rahat, hazır mısınız?" Diye sorduğumda işlerimi daha yeni bitirmiştim. İlacımı içtiğim için ağrım sızım yoktu şükür. Yavaşça ayağa kalkıp boynumu çıtlattım. "Hazırız komutanım. Vallahi mangal var diye sabahtan beri bir şey yemedim" diyen Ali'nin kafasına vurdu Kudret. "Bir şey yemedin mi? Yemekhanede sıranın başındaydın ulan!" Dediğinde sırıtıp Ali'ye baktım. Epey iştahlıydı ama asla kabul etmezdi. "Yav abi ne vuruyorsun güzelim kafama?" Dedi kafasını kaçırken. "O bir kere midemi bastırmak içindi. Midem mi bulansın benim aç kalıp?" Mert kafasını yana eğerek homurdandığında "kesin zevzekliği de yürüyün" dedim mortmantodaki montuma uzanarak. Hep birlikte odamdan çıkıp bahçeye yürüdük. Ben en önde, Mert de yanımdayken Kudret ve Ali arkamızdan kavga ede ede geliyordu. "Komutanım?" Dedi arkamdan Ali. Cebimden çıkardığım sigaramı yakarken omzumun üzerinden ona baktım "Duydunuz mu, mangala yüzbaşı da gelecekmiş?" Zippo çakmağımı çakıp öylece dondum. Sigaramın ucunu aleve değdirmeden Ali'ye baktım. Kendisi askeriyenin gazetesi ünvanına sahipti ve bilgileri asla asılsız çıkmazdı. "Nereden öğrendin lan sen bunu?" diye sordu Mert benim yerime. Kalbim neden böyle hızlı atmaya başlamıştı birden? Hemen sigaramın ucunu tutuşturup çakmağı ses çıkararak kapattım ve cebime geri koydum. Anında gözlerimin önüne o keskin, yeşil gözler gelmişti. "Kadir abiden duydum," dedi Ali, işin ciddiyetini anlamış bir tavırla. "Ona da Albay söylemiş. 'Git Yüzbaşı'yı evinin önünde bekle,' demiş." "Valla komutanım onu bunu bilmem de kadına büyük haksızlık yaptık" diyen Mert'e döndüm ve yürümeye devam ettim. Otoparka gelmiştik sonunda. "Terörist diye yüzbaşıyı herkesin ortasında kelepçelediniz." Mert genelde fikrini belli etmez kendine saklardı ama bu defa direkt söylüyordu. Haksızlık yaptığımı ben de biliyordum zaten ama... Aması vardı işte. "Bence de komutanım. Siz özür dilediniz mi?" diye soran Ali'ye öfkeyle bakarak, "Hoşt lan!" diye bağırdım. Ali hemen pıstı tabii. "Allah'tan kelepçeyi arabada takmadık," dedi Kudret, benim arabamın yolcu koltuğuna yönelirken. "Size bir şey diyemez de bizim anamızı ağlatırdı valla. Zaten Avcı Timi de haftaya gelecekmiş. Daha gelmeden onlarla papaz olmak istemiyorum." "Niye ki abi?" Dedi Ali. Arabama doğru sigaramı içe içe yürüyüp onları dinliyordum. Ben niye böyle can kulağıyla dinliyordum ki hem? "Ben Ankara'ya eğitim için gitmiştim ya geçen sene," diye başladı Kudret, camı aşağı indirip kolunu dayarken kafasını çıkartmıştı. "Oradan duymuştum Avcı Timi'ni. Ankara'nın en sivri, en gözü kara timi diyorlardı. Buraya onların gelmesine şaşırdım doğrusu. İşler ciddi demek ki." "O zaman Yüzbaşı Feza, onların yeni komutanı olmuş olmalı," dedi Mert, kendi arabasının yanına gelip şoför koltuğunu açarken. Benim arabam da hemen onun yanında park edilmişti. Mert'in cümlesiyle aramızdaki ikili susup onu dinlediler. "Kadın oldukça genç görünüyordu," diyerek açıkladı Mert sözlerini. Benim gibi o da bu konuya takılmıştı. "İsmini Kudret'in bile duyduğu bir timin komutanı olmak için çok erken değil mi sizce de? Hem de yirmi beşinde falan. İşin içinde iş var." Kafamı ağır ağır sallayarak izmaritimi söndürdüm. Yerlere izmarit atmamak, babamdan gördüğüm bir alışkanlıktı. O da çok sigara içerdi. Şehit olduğunu öğrendiğim gün başlamıştım sigaraya. Ardından onun gibi kendi izmaritlerimi söndürüp toplar olmuştum. Mert haklıydı. Bu iş öyle göründüğü gibi değildi. Feza çözülmesi gereken büyük bir soru işaretiydi. Ve ben her satırı çok merak ediyordum... "Vallahi doğru söylüyorsunuz komutanım," dedi Ali, Mert'in arabasına yönelirken. Kapıyı kapatmadan önce son bir laf etmeden edemedi: "Belki de üstlerden birinin yeğeni falandır, torpille gelmiştir!" Kudret, benim yan koltuğa oturmuş, emniyet kemerini takıyordu. "Kapa çeneni Ali," diye homurdandı. "Duymasınlar da. Asılsız boş boş konuşma." Motoru çalıştırmadan önce Ali'nin korkuyla ağzına fermuar çekme işareti yaptığını gördüm. Açıkçası benim de ilk aklıma gelen o olmuştu ne yalan söyleyeyim. Ama kimsenin günahını da almak istemezdim. Arabayı çalıştırıp yola koyuldum. Aynalarımda Mert'in aracının far ışıkları parlıyordu. İçimde bir şey, onun sıradan biri olmadığını haykırıyordu. Dudaklarımda istemsizce, zorlu ve merak dolu bir gülümseme belirdi. Peki öyleyse, Yüzbaşı Feza. Bu akşam mangala geldiğinde, bu yaş mevzusunun ve senin sırrının üzerine gideceğim. Bakalım ne tür işler karıştırıyorsun, yeşil gözlü kadın?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD