-Yangın!-

1552 Words
Alev Gökçe, kaskını çıkardı, alnındaki teri eldiveninin tersiyle sildi. Yanında Yasir, Serhat ve Muzo vardı; ellerinde çamurlu ipler, bir battaniye ve kurtarılan sarman kedi… Kedinin sahibi yaşlı kadın gözyaşları içinde teşekkür ederken Alev sakin bir şekilde başını salladı. “Geçmiş olsun teyzeciğim, dikkat edin bundan sonra. Çatıya çıkmasına izin vermeyin olur mu?” “Allah razı olsun kızım… Hepinizden…” Alev gülümsedi, kediyi sahibine teslim ettikten sonra ekibini iş yerine döndürdü. Araç hangara girdiğinde motorun sıcaklığı hâlâ yükseliyordu, sirenlerin yankısı kulaklarda çınlamaya devam ediyordu. Serhat direksiyondan kalkarken, “Vallahi şefim, bu kediler bizi öldürecek bir gün,” dedi, üstündeki kirli tişörtü çekiştirerek. Muzo arkadan seslendi, “Hadi gelin artık yemek yiyelim, sabah 7’den beri ayaktayız!” Alev de kaskını askıya bıraktı, telsizini kontrol etti ve diğerlerine katıldı. Yemekhane binasının önünde akşam sıcağının ağırlığı hissediliyordu. Hatay’ın nemli havası insanın tenine yapışıyordu adeta. Masaya oturduklarında çelik tabaklara sıcak yemekler dağıtıldı; Yasir, çorbayı hızlıca karıştırırken başını kaldırmadan, “Bugün artık bir şey çıkmasın, dinlenelim bari,” dedi. Alev kaşını kaldırarak onu uyardı. “Böyle söylediğin her gün olay çıkar Yasir. Sessiz ol biraz.” O sırada masaya oturan Serhat gülerek ekledi, “Şef haklı, senin bu uğursuzluğun dillere destan oldu zaten.” Tam kaşıklar ilk kez çorbaya değmişti ki, merkezi telsizden tiz bir anons yankılandı: “Hatay merkez ve bağlı istasyonlar dikkat, Altınözü kırsalı – ormanlık bölgede büyük çaplı yangın ihbarı! Şiddetli rüzgar yön değiştiriyor, destek istasyonları harekete geçsin!” Mekânda bir anda sessizlik oldu. Kaşıklar masaya bırakıldı. Alev ayağa fırladı, sesi tok ve netti: “Ekipler! Araçlara!” Yasir, Muzo ve Serhat refleksle yerlerinden kalktı. Yemekler olduğu gibi masada kaldı. Hangara koştuklarında motorlar çoktan çalıştırılmıştı. Herkes görev yerini aldı; su tankerleri, köpük araçları, ilk müdahale pikapları sırayla hazır bekliyordu. Alev telsizi eline aldı, kontrol merkezine bağlandı: “Merkez, 3 araç ve 12 personel çıkış yapıyor. Yol tarifi ve güncel rüzgar yönü bilgisini tekrar alabilir miyiz?” Telsizden gelen ses ciddiydi: “Rüzgar güneybatıdan kuzeydoğuya 60 km hızla esiyor. Yangın hızla yayılıyor, Adana, Osmaniye ve Gaziantep destek ekipleri yola çıktı.” Alev ekibine döndü. “Arkadaşlar, rüzgar sert. Alanı kontrol altına almamız zaman alacak, kimse tek başına hareket etmeyecek! Kasklar, maskeler, tüm hatlar hazır olsun. Yasir, köpük hattını sen kontrol ediyorsun, Muzo sen tankerlerin sorumlususun. Serhat, senle ben alev hattına en önde giriyoruz!” “Emredersin şefim!” diye hep bir ağızdan bağırdılar. Alev öncü araca bindiğinde sirenler yükseldi. Hangarın büyük kapısı tamamen açıldı, araçlar birbiri ardına çıkış yaptı. Tekerleklerin sesi beton zeminde yankılanırken, Alev’in gözleri sertleşmişti. Yola koyulduklarında telsiz tekrar cızırdadı. “Altınözü muhtarıyla iletişimdeyiz. Yangın 3 noktada ilerliyor. Köylüler tahliye ediliyor ama rüzgar çok güçlü. Müdahale için acele edin.” Alev, telsizi sıktı. “Hızlı olacağız. Kimse tek kalmayacak!” Araçların konvoyu Hatay’ın dar yollarında ilerlerken, motor sesleri ve sirenler bölgeyi inletti. Ufukta yükselen dumanlar şimdiden gözle görünür hale gelmişti. “Şefim, bakar mısın? Gökyüzü simsiyah oldu bile…” dedi Yasir, tanker aracından başını uzatıp. Alev içinden derin bir nefes aldı. “Arkadaşlar, Hazırlıklı olun!” Araçların ışıkları orman yoluna girerken daha da belirginleşti. Hatay merkezden çıkan ekipler hızla yangın bölgesine ilerliyor, komşu şehirlerden gelen destek ekipleri de telsizden konum bildiriyordu. Rüzgarın uğultusu siren sesine karışmış, operasyon başlamıştı. Konvoy, Altınözü kırsalına vardığında gökyüzü kızıl bir renge bürünmüş, ağaçların tepeleri devasa bir meşale gibi yanıyordu. Rüzgâr o kadar sert esiyordu ki, alevler bir anda yön değiştiriyor, sanki önüne kattığı her şeyi yutmak istercesine ilerliyordu. Alev aracın frenine bastığında sıcak hava yüzlerine çarptı. Araçtan iner inmez üzerlerine duman doldu. Maskeler hızla takıldı. Alev sert ve tok sesiyle komut verdi: “Tankerler bu noktada konuşlansın! Köpük hattı sağ kanada, Muzo kuzey cephesini kontrol altına alacağız! Yasir, sen arka hatla bağlantıda kal, Serhat senle birlikte ben önden giriyoruz!” Serhat, hortumun vanasını açarken gözlerini yukarı kaldırdı: “Şefim, bu yangın daha da büyüyecek, rüzgar çok şiddetli!” “Biliyorum, ama önce çevreyi güvenceye almamız gerek. Köylülerin tahliyesi bitmeden yangın evlere ulaşmamalı!” Telsizden başka bir istasyonun sesi geldi: “Alev şefim, Osmaniye’den 2 araç 15 dakika içinde varacak, Adana ekibi yoldan bildiriyor; onlar 30 dakika gerideler.” Alev kısa bir duraksamadan sonra kararını verdi. “Anlaşıldı! Osmaniye ekibiyle güney hattını kapatacağız. Biz ilk alev hattına müdahale ediyoruz, köy girişini savunma hattı yapın!” Muzo, tanker aracın pompasını çalıştırırken motorun sesi uğuldayarak yükseldi. Basınçlı su hortumlara doldu, Serhat’ın elleri hortumun basıncıyla titredi. Alev en önde, maskesinin altından bağırdı: “Serhat! Sağdan bas, ben soldan keseceğim! Yasir, köpüğü hazır tut!” Alev hortumu kavradığında kuvvetle geriye çekildi. Alev hattının önüne köpüklü su fışkırıyor, patlayan kıvılcımlar havada çatırtılarla yok oluyordu. Duman, görüş mesafesini neredeyse sıfıra indirmişti. Tam o sırada telsizden köylülerin tahliyesini yapan jandarma komutanı bağırıyordu: “Gökçe şefim, 3 hane kaldı! İnsanlar çıkmakta zorlanıyor, rüzgar evi sardı!” Alev hiç tereddüt etmedi. Hortumu Serhat’a devretti: “Sen hattı koru, ben köy girişine gidiyorum!” Koşarak tahliye bölgesine ulaştığında yaşlı bir kadın ve iki çocuk, dumanın içinde kalmıştı. Kadının nefes alacak hali yoktu. Alev sırtındaki oksijen maskesini çıkardı ve kadının yüzüne taktı. “Nefes al teyzem, çocukları bana bırak!” Çocukları tek tek kollarının altına aldı, Serhat ve Yasir de yardıma yetişti. Hep birlikte köy çıkışına ulaştıklarında çocuklar hıçkırarak ağlıyordu. Alev yere diz çöktü, maskesini tekrar taktı. “Muzo! Kuzey hattını tutabildin mi?” “Tutuyoruz şefim ama rüzgar yön değiştirdi! Alevler bizim tarafa kırıyor!” Alev ayağa kalktı, terden sırılsıklam olmuştu. Hemen telsizi kavradı: “Osmaniye ekibi nerede kaldınız?!” “Şefim, 5 dakika!” “Biz o beş dakikayı zor kurtarırız! Baraj hattını açın, köyün alt tarafındaki dereyi kullanın, su takviyesini oradan yapacağız!” Bu sırada, Hatay’ın merkezinden gelen diğer araçlar da yangın alanına giriş yaptı. Hortum sesleri, alevlerin uğultusu ve rüzgarın çığlığı birleşip dev bir savaş alanı görüntüsü oluşturuyordu. Yasir, köpük hattının ucunda bağırdı: “Şefim, burası düşmek üzere, alevler arkadan dönüyor!” Alev nefesini düzenledi, gözlerini yangın hattına dikti. “Herkes çizgi gerisine! Araçları da daha güvenli bölgeye çekin!” Serhat yanına koşarak geldi: “Şefim, bu yangını durduramayacağız gibi, güç çok fazla! Havadan destek lazım!” Alev sert bir bakış attı, sesi tok ve buyurgandı: “Burada kimsenin vazgeçmeye hakkı yok! Rüzgar döner, destek gelir, ama biz çekilirsek köy yanar!” Serhat başını eğdi, “Emredersiniz şefim…” dedi. Tam bu sırada Osmaniye ekibi de bölgeye girdi. Yeni gelen tankerler kuzey hattına konuşlandı. Artık gece tamamen bastırmıştı, alevlerin ışığı her yeri gündüz gibi aydınlatıyordu. Alev telsizi kaldırdı, tüm ekiplere seslendi: “Arkadaşlar, şimdi tüm hatları birleştiriyoruz! Sağlı sollu sıkıştıracağız, köyün etrafını tamamen kapatıyoruz! Geri adım yok!” Herkes var gücüyle çalışırken, Alev önde alev hattının tam dibindeydi. Yüzü isten kararmış, teri dumanla karışmıştı. Ama bakışlarında bir an bile geri çekilme yoktu. Yangınla savaş gece boyu sürecek gibiydi. Hatay Kışlası’nda komutanlar, operasyon odasında haritalar üzerinde çalışıyordu. Yalaz Tim ekibi de oradaydı; Cem elektronik cihazlarla uğraşıyor, Baran arazinin son keşif raporlarını inceliyor, Oğuz ve Giray sessizce notlar alıyordu. Ateş Alper, ellerini arkasında birleştirmiş, sert bakışlarla dev ekranlardan biri üzerindeki sınır hattını inceliyordu. Tam o sırada içeriye telaşlı bir er girdi. Nefes nefese, sesi titriyordu: “Komutanım… Yangın… Hatay kırsalı komple alev almış! Haber kanalları canlı yayın yapıyor!” Ateş kaşlarını çattı. “Ne yangını oğlum? Nerede, ne zaman çıktı?” Erin elleri titriyordu, kumandayı uzattı. Dev ekranlardan biri haber kanalına çevrildi. Canlı yayında gökyüzü kızıl, ormanlık alan tamamen alevler içindeydi. Muhabir, elinde mikrofonla bağırarak konuşuyordu: “10 dakika önce. Şiddetli rüzgar nedeniyle alevler kontrol altına alınamıyormuş! Bölge halkı tahliye ediliyor, destek ekipleri Osmaniye ve Adana’dan yola çıktı! Ciğerlerimiz yanıyor… Hatay’daki bu felaketi önlemek için seferberlik ilan edildi!” Salonda derin bir sessizlik oldu. Ateş ekrana yaklaştı, kaslı çenesi gerildi. Cem alçak bir sesle fısıldadı: “Komutanım… Bu tesadüf olamaz. Bu bölgeye sabotaj ihtimali yüksek. Son aylarda sınır hattında terörist hareketliliği arttı.” Baran da söze girdi, yüzü kararlıydı: “Yangın hattı sınır bölgesine çok yakın. Bu tür büyük yangınlar genelde tesadüf değildir. Ormanı ateşe verip güvenlik güçlerini oyalamaya çalışıyor olabilirler.” Ateş derin bir nefes aldı, gözlerini kısıp ekrana dikti. “Buna fırsat vermeyeceğiz. Cem, sınır hattındaki kameraları kontrol et. Oğuz, droneları hazırla. Giray, mühimmat ve yangın güvenlik teçhizatını yükleyin. Baran, 7 araç dolusu asker çıkarıyoruz. 3 taburdan adam seç. Yangın alanına gidiyoruz!” Baran hiç tereddüt etmedi: “Emredersiniz komutanım!” O anda kışlanın sessizliği bozuldu. Alarm çanları gibi emirler yankılanıyordu. Askerler koğuşlardan çıkarıldı, seçilen 7 araç hızla doldu. Kamuflajları giymiş, çelik yeleklerini takmış askerlerin yüzlerinde gergin bir ifade vardı. Ateş Alper, araçların önünde dimdik durdu, gözleri bir an bile dalgalanmıyordu. “Dinleyin!” diye gürledi. Askerler hep bir ağızdan “EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!” diye karşılık verdi. “Yangın bölgesine gidiyoruz. Amacımız sadece söndürme çalışmasına destek vermek değil! Terör unsurlarının bu yangını fırsata çevirmesine, sivilleri tehdit etmesine izin vermeyeceğiz. Gözünüzü dört açın. Orada kaos var. Düşman bu kaostan yararlanır. Herkes tetikte olacak!” Ateş konuşurken askerlerin yüzlerinde ciddiyet artmıştı. Araç motorları birbiri ardına çalıştırıldı. Yalaz Tim ekibi araçlardan birine bindi; Baran ön koltukta haritayı açmıştı, Cem telsizle bağlantıları sağlıyordu. Oğuz keskin nişancı tüfeğini dizine koymuş, görüş cihazını hazırlıyordu. Giray, araç arkası mühimmatları kontrol ederken mırıldandı: “Bu yangının çıkışını yapanları bulursak var ya… alevlerin içine atacağım.” Ateş, öncü aracın direksiyonuna geçti. Çelik gibi bir ses tonuyla emir verdi: “Hareket!” 7 araçlık konvoy, kışlanın demir kapısından ardı ardına çıkarken motor sesleri geceyi yırtar gibiydi. Ateş, karanlık yola bakarken içinden geçen tek şey şuydu: “O yangının arkasında kim varsa, tek tek bulup yakalayacağız.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD