¤¤¤
Karşımda sakince oturan bir Mert'in oluşu her hücremin gerilmesine neden oluyordu. "Anlat" dercesine kafasını salladı. Derin bir nefes alarak söze başlamaya çalıştım. "Emel'in kaçırıldığı gün, evi aradılar. Uzak durmam gerektiğini, bunu bir uyarı olarak görmeli olduğumu söylediler. O gün kafam çok karışıktı, sana söyleyemedim. Onur'dan ve.."
Cümlenin devamını getiremeden öylece kaldım. Gözlerine baktığımda duygusuz bakışlarla karşılaşmıştım. Ne hissettiğini anlayamıyordum ve bu da beni geriyordu.
"Dayı'ndan mektup aldım.. Hikayemizin çoktan bittiğini söylemişti çünkü iyi olan çoktan ölmüştü yazıyordu."
Dedim gülümsemeye çalışarak ona bakarken. "Aldığım her mektup uyarı doluydu. Umursamadığımı da biliyorsun."
Eğer unutmayacak olsaydım şu anda burada olmayacaktım. Uzun bir süre bana baktı. O sürede ben öldüm sonra tekrar dirildim ve bu döngü böylece devam etti.
"Neyi umursamıyor olduğumu en iyi sen biliyorsun," dedi delici gözleriyle bana bakarken. Onun karakterini tamamlayan şey umursamazlığıydı. Bu yüzden zor günler geçirmiştik.
"O adamlar benim evimi arıyorlar, tamamen rahat bir şekilde. Ben de sessizce onları izliyorum. Komik değil mi?"
Keşke komik olsaydı, ben de katıla katıla gülseydim. Bildiğim tek şey vardı o da bu muhabbetin sonu hiç de iyi sonlukla bitmeyecekti.
"Özür dilerim." Dedim ellerimle oynayarak. "Çocuk gibi aynı hataları defalarca tekrarlamaktan yorulmuyorsun. Sonra pişman oluyorsun ve özür diliyorsun.." ses yönü garip hissetmeme neden olmuştu. Kafamı kaldırarak gözlerine baktım. En çok ona ispatlamaya çalışıyordum kendimi ve böyle konuşması bu yüzden canımı yakmış olabilirdi.
"Sorumluluklarını ne zaman öğreneceksin?"
"Sorumluluk dediğin ne? Tam olarak. Bana gelen tehditleri sana aktarmak mı?" diye sordum inanamayan gözlerle ona bakarken. Yavaşça ayağa kalkarak ellerini saçlarından geçirdi.
"Tüm bunların olacağını biliyordun en başından. Bu şeyi ben bitirsem bile bitmeyeceğini."
Ben de aynı şekilde ayağa kalktım. "ya ne olacak? İntikam oyunlarınız devam mı edecek?"
"Eğer zamanında söylemiş olsaydın şimdi bu problemler yaşanmayacaktı. Bana bilerek söylemediğini biliyorum. Sırf intikam almak için, ben senden bir şeyler sakladığımı düşündüğün için aynısını bana yapıyorsun. Çocukça davrandığının farkında mısın?"
Şu anda kadar yaptığı en uzun konuşması için tebrik etmek istedim fakat durumun ciddiyeti korkutmuyor değildi beni. "Ben bu kadar ciddiye alacağını sanmamıştım." dedim sonlara doğru kırılan sesimle.
"Ciddiye almayacaktım? Seni tehdit ediyorlar ve ben umusamayacaktım."
Kafamı kaldırarak gözlerine baktım. "Evet, öyle. O kadar umursamazlık yapıyorsun ki neyi umursayıp umursamadığını anlayamıyorum.."
"... Beni bile."
Netleşen sesimle kafamı yukarı kaldırdım. Çantamı sandalyeden aldım yavaşça. Ayakkabılarımın sesi eşliğinde kapıya doğru yürüdüm. Kapı kulpunu çevirmişti m ki arkadan sesini duydum.
"Konuşmamız bitmedi. Nereye gidiyorsun? Tam olarak umursamıyorum derken neyi kastediyorsun? Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İşleri yoluna koymaya çalışıyorum ama sen hiç yardımcı olmuyorsun?"
"Ne yapmamı istiyorsun benden? Elime silah alıp insanları mı tehdit etmeliyim?"
"Tam olarak ne istediğimi çok iyi biliyorsun!"
"Tamam beni tehdit edenleri sana ispiyonlarım."
İnanamayan gözlerle bana bakarken herkesin bizim bağırışlarımızı dinlediğine emindim.
"Beni tehdit ediyorlar ve ben sessiz kalıyorum!"
"Beni tehdit ediyorlar seni değil!"
"Dalga mı geçiyorsun benimle?"
Tam ağzımı açıp bir şey demek istiyordum ki babamın arkamdan sesini duydum. Hemen geriye döndüm.
Araya çöken ani sessizlikle bir birimize bakmaya başladık. O da aynı şekilde bize bakıyordu.
"Aslında Mert'le konuşmaya gelmiştim ama tam zamanında gelmişim anlaşılan."
Mert tam boğazını temizleyip konuşmaya başlıyordu ki babam eliyle durdurdu. O da benim kadar şaşkındı.
"Son zamanlarda aranızdaki anlaşmazlıklar bizi de rahatsız etmeye başladı.
Sorununuzu çözmeniz için bekledik ama anlaşılan başarısız olmuşsunuz. Kısa bir süre ara verirseniz hem kafanızı dinlendirirsiniz hem de sorunlarınızı mantıklı şekilde çözersiniz diye umuyorum"
Babamın net bir şekilde sunduğu açıklamasının ardından bir şey söylemeye cesaret edememiştim. Çünkü haklıydı. Bu çözüm hiç hoşuma gitmemişti fakat babamın tavrı korkutmuştu.
"Ama-"
Mert'in itiraz girişimi de başarısız sonuçlanınca babam onu susturarak nazikçe kolumdan tuttu ve dışarı çıkardı peşinden. Kapıda şaşkın gözlerle bize bakan Burçin şok olmuşa benziyordu.
"Kafanızı toparlayana kadar bizde misafirsin."
"Aslında gerek yoktu.." dedim çekingen tavırla. Kaşları havaya kalktığında yutkundum. İşlerimize çok karışmazdı fakat bir şey söylediğinde kimse karşı çıkmaya cesaret edemezdi.
"Gerek yok muydu? Herkes sizin kavganızı dinliyordu. Aylardır aranızdaki şey bitmek bilmiyor, sürekli anlaşamamazlık halindesiniz. Bence çok gerek var.."
Sessizliğimi koruduğumda o da devam etmedi. Asansöre binmeden önce kapısının önünde duran Mert'e baktım çaresiz gözlerle. O daha neyin ne olduğunu çözmüş değildi galiba.
Arabada sessizce giderken ne yapacağımı düşünüyordum. Yapacak çok sey yoktu. Babam haklıydı, ara verip dinlenmemiz gerekiyordu. Eve girdiğimizde annem beni görünce şaşırmıştı.
"Melek bir süre misafirimiz olucak."
Herkes aynı şaşkınlıkla bana baktığında sonra anlatırım dercesine kafamı salladım. Eşyalarımı yerleştirerek, odama çıktım. Emel de peşimden geldi.
"Sonunda dayanamadı.." dedi derin nefes alarak.
"Haksız da sayılmaz. Ortak bir yol bulamıyoruz, sık sık kavga ediyoruz. Böylesi bence daha iyi."
"Emin misin?" diye sordu şüpheci bakışlarla.
"Merak etme ölmem" diye güldüm şakaya vurarak. Durumun ciddiyetini daha anlamış değildim. Ya da babamın ne kadar ciddi olabileceğini.
_"_
Sırtüstü uzanmış tavanı izlerken biraz da yüzüstü yatıp can sıkıntımı gidermeliydim.
"Melek?!"
"Efendim anne?!"
Cevap gelmediğinde yanağımı şişirerek yataktan indim. Bir kere de olsa cevap verseydi. Kapıdan çıkarak mutfağa geçtim.
"Bugün arkadaşların gelecek değil mi? Damla ve Özlem?"
"Evet, anne. Damla küçük dünya turunu tamamlamış. Buraya gelecek."
"Ne güzel? Siz de yapmalısınız bence."
'Tabi tabi' dercesine kafamı salladım. Daha doğru düzgün konuşamıyorduk bi dünya turumuz eksikti zaten. Arada sırada arayıp halimi hatırını soruyordu o kadar. Sadece babam evde olmadığı zamanlarda. Kaç haftaydı yüzünü görmemiştim.
Ayaklarımı sürükleyerek oturma odasına geçtim. "Emel nerede?" diye sorduğumda üniversiteden arkadaşlarıyla buluştuğu aklıma geldi. Ben de ne zamandır buluşmuyordum. Bence şimdi tam zamanıydı. Kapı zilini duyduğumda aynı havayla kapıya gittim ve tam açmıştım ki kapıyla çarpışmam an meselesi oldu. İçeri hışımla giren Damla bavulunu evin ortasına fırlattı. Onu da çaresiz adımlarla peşinden giren Özlem takip etti.
'Ne oluyor?' der gibi baktığımda derin bir nefes aldı ve 'kendin gör' der gibi kafasıyla işaret etti. Az sonra Damla öksüz bavulunu hırpalamaya, üzerinde tepinmeye ve yırtmaya çalıştı. Annem, ben ve Özlem sessizce onu izledik.
"Sen kimsin beni takip ediyorsun oraya kadar? Neden beni takip ediyorsun? Niye tatilimi mahvediyorsun?!"
Avazı çıktığı kadar bağırmaya başladığında Özlem elleriyle yüzünü kapattı.
"Fazla yaşayacağını sanıyorsan yanılıyorsun Kaan Sezgin!"
Kaşlarım kalktığında artık olayı kavramıştım.
-"-
"İnana biliyor musun peşimden Bakü'ye kadar geldi. Zehirledim, kovdum en sonunda dayak da yedi yetmedi.."
"Sen mi dövdün?"
Orada voltasını yarım bırakarak bana döndü.
"Keşke!"
Odaya sessizlik çöktüğünde gözlerim istemsizce Özlem'e kaydı. Endişeleniyordu o da fakat son zamanlarda aklı bir karış havada gibiydi. Saçını parmağına dolayarak pencereden dışarıyı seyrediyordu. Ayaklarıyla da ritim tutarak. Damla'nın da dikkatini çekmiş olucak ki yavaşça yanıma oturdu.
"Hep ben anlatıyorum, siz de anlatın neler yaptınız ben yokken?"
Özlem aniden irkildi. Muhtemelen daldığı hayal dünyasından kopmuştu.
"En sonunda babam olaya el koydu ve Mert'le aramıza mesafe koymanın en doğrusu olacağını dedi.."
Damla bunu bekliyormuş gibi gözlerini devirdi. "En doğrusunu yapmış bence de. Biraz da devam etseydi 'Taht Savaşları' na benzer olaylara tanıklık edecektik."
Özlem kahkahasını serbest bıraktığında yanımdaki yastığı suratında parçalamak istedim ama daha güzel intikam alabilirdim.
"Senin sahte sevgilin ne alemde?"
Dedim imayla. Yüzündeki ifade değiştiğinde muzipçe gülümsedim. "Öyle işte nasıl olsun?"
"Ben en son buradayken buluşma ayarlamıştınız."
Damla'nın sorusundan sonra yüzündeki düşüş dikkatimizi çekmişti. "O günden sonra konuşmadık. Telefonlarımı açmıyor."
Umutsuzca bize baktığında başının dertte olduğu ortadaydı. Çünkü Murat musallat olacak bir insandı.
"Murat'a doğruyu söyle."
"Ne? Delirdiniz mi? Beni öylece öptüğünü öğrenirse ona neler yapar biliyorsunuz."
"Artık orası seni ilgilendirmiyor. Onun yaptığının cezasını sen ödeyecek değilsin. Hem ondan sana ne?"
Haklısın der gibi kafasını salladı. "Aynen, neden kafaya takıyorum ki?!"
Gözlerimi kapatarak kendimi sırtüstü yatağa attım. Damla bacağıma tekme attı. "Mert'siz kaç gün dayanacaksın acaba?"
"O beni arayana kadar?"
"Seni buradan alacağını sanıyorsan yanılıyorsun."
"O zaman ben de gitmem."
"Tabii.."
Kahkaha attıklarını duyduğumda sinirle doğruldum. "Onun için gebermiyorum."
Kafalarını salladıklarında bu sefer tekme atan taraf ben olmuştum. İçindeki tedirginlik git gide arttığında korktuğumun başıma gelmemesini umuyordum.
₪Hülya₪
Dar sokaklardan yavaş yavaş geçerken belki de kaçıncı seferdi o anların gözümde canlanması. Işığa uzun süre bakınca gözünü çektiğinde yine her yerde onun yansımasını görüyorsun. Bu da tıpkı ona benziyordu. Her yerde canlanıyordu.
Ağlayamıyordum.. Bu iyi miydi ya da kötü bir şey miydi bilemiyordum?! Geldiğim yerden buraya kadar yürümek beni baya yormuştu ama umursayacak halde de değildim.
Kızların sesiyle kendime geldiğimde telefonla uğraşıyormuş gibi yaptım. Yine daldığım dünyadan geri döndüm. Annemden gelen mesajları kontrol ettikten sonra masaya bıraktım ve kızlara döndüm.
"Hülya senin aşk işleri nasıl gidiyor?"
İşte en nefret ettiğim konu yine bana dönmüştü. Samimiyetten gülümsemeye zorladım kendimi. "Değişen bir şey yok" dedim ellerimi havaya kaldırarak.
"Peşinde ara sıra gözüken çocuğa ne oldu? Sarp mıydı çocuğun adı?"
Gökten o çocuğun ağırlığı kadar taş yağsaydı da kendisinin kafasına rahatlasaydım.
"Bir şey yok aramızda."
"Hoş çocuğa benziyordu gerçi."
Derin bir nefes alarak soruyu yanıtlamayı reddettim. Mevzu değiştiğinde az da olsa rahatlamıştım.
-"-
Kaldırımda sessizce ilerlerken sanki yılların konuşmaları, hatıraları kafamda dolanıyordu. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Yoluna koyduğumu sanıyordum ama aslında hiçbir şey düzelmiyordu. Hatanın kimde olması da önemli olmuyordu bir süre sonra. Derin bir nefes aldım yine aynı şeyi yaptım.
"Nereye gidiyor sunuz bayan?"
Kaşlarımı çatarak bana mı sesleniyorlar diye geriye baktım. O anda beklenen an geldi ve Sarp dibimde bitti.
Gözlerimi devirerek yoluma devam ettim. "Hm, sinirliyiz demek ha?! Telefonlarımı açmadığına göre de..."
Yine cevap vermediğinde kulağıma eğildi. "Sorununu söylersen çözebiliriz" cümlesini bitirir bitirmez göğsünden ittirdim. "Yaptığın şeyleri bile hatırlamıyorken nasıl çözeceksin?"
Şüpheyle bana baktığında hatırlamaya çalıştığından emindim. "Hatırlamıyorsun bile. Dün ne oldu biliyor musun?"
"Ne oldu ya ne yapmışım? En fazla içkiyi fazla kaçırıp evinizi aramış olabilirim."
Güldüğümde sorunun farklı ve ciddi olduğunu farketmiş olacak ki sustu.
"Dün seni aradım, bir kız açtı telefonunu. Yüksek müzik yüzünden pek duyamadım. Ha bir de sarhoştu. Her zamanki yerinde olduğunu anladım oraya geldim."
Sözümü bitiremeden gözlerimi kapattım. O an saniye ve saniye zihnimde tekrarlandı ve tekrar yaşadım.
İnsan kalabalığı o kadar fazlaydı ki bir an burada öleceğimi sanmıştım. Tanımadığım insanlara soruyu sormaya çalıştım fakat beni takacak kafada değillerdi. En son birisi beni ittiğinde zorla kendimi dans pistinden kenara attım.
"Yardıma ihtiyacın var galiba."
"Yerde oturarak başka bir istekte bulunuyor gibi mi duruyorum?
Tanımadığım bir çocuk kalkmak için elini uzattı. Uzattığı elinden tuttuğumda anında ayağa kalırdı. Gülerek bana baktığında sinirle ona karşılık verdim fakat yardım etmişti. "Teşekkür ederim" diye mırıldandım. Duyduğunu sanmamıştım, umarım dudak okuya biliyordu.
"İyi misin?" diye sorduğunda kafamı olumlu anlamda salladım. Buraya kadar 'Sarp adında birisini tanıyor musunuz?' diyerek o kadar kişiye sormuştum ki. Çoğunluğu tanımadığını, birinin tarifine göre gittiğimde bir kere güvenlik, bir kere garson bir çocuk, üç kızla takılan 'bad boy', sonra içki manyağı bir kişi. 'Sarp da kim?' dediğinde artık pes etmiştim.
Boş verip gitmek istesem de son bir kez sormak istedim. "Sarp adında birisini arıyorum. Evet, biliyorum çok zor ama belki bulurum diye geldim. Telefonlarıma bakamıyor müzik yüzünden."
"Soyismi ne?"
"Korkmaz, Sarp Korkmaz."
Dudağının kenarı kıvrıldı. Gözlerini kısarak kalabalığı taradı bir kaç dakika. Eliyle bir yeri gösterdiğinde istemsizce oraya döndüm. Şu anda meşgul olduğu kız büyük ihtimal telefonuma cevap veren kız olmalıydı. Nefesimi tuttuğunu hissettiğimde ne tepki vereceğini bile idrak edememiştim.
Aslında bu manzarayı göreceğimi biliyordum ama kendimi ne kadar hazırlıklı hissetsem de bir anda fabrika ayarlarıma geri dönmüş gibiydim. Her şey sıfırlanmıştı bir anda.
"Şu anda meşgul niye arıyorsun ki?"
Kendimi küçük düşmüş hissettiğim için bunu ona da yansıtmak istemedim.
"Ben de bir emaneti vardı da."
Dedim bir anda anlık gelen bir bahaneyle. Umursamaz görünmeye çalışmıştım. Neye benzediğimi asla bilemiyordum.
"Neden vermiyorsun? Pek önemli değiller zaten."
Dedi yanındaki kızları göstererek. Bahaneyi bulsam da gerisini düşünmemiştim.
"Yalnızken vermemi istediler. Onun suçu benim değil."
Ne saçmaladığımı ben dahi anlamazken ordan ayrıldım. Bilmem, bundan daha kötü hissetmiş miydim daha önce? Tek bildiğim bir daha böyle hissetmeyi istememekti.
Olayları kısa bir özet geçtim. Kaşları çatıldı ve anlamaya çalıştı. "Hatırlayamadığın bir şey için senden hesap soruyorum. Olayın saçmalığına baksana. Öylece kaldım orada. Sen o kızlarla.."
Arkamı dönüp gittiğimde kolumdan yakaladı. "Hülya dur. Ben -"
"Ben özür dilerim Hülya. Çok kötü bir insanım Hülya. Klişe laflardan çok sıkıldım Sarp. Anlattığın o şeylerden sonra gerçekten değişmek istediğini sanıyordum.."
Hem başlamadığımız bir şeydi zaten bitmesi de kolay olur."
Söylediklerime karşılık sadece yutkundu. Ani gelen bir cesaretle kesip atmış gibi hissetmiştim. Bir yerinizi çarptığınızda ilk hiçbir şey hissetmezsiniz fakat ağrısı sonra hissedilir. Bu da tıpkı öyleydi.
"Seni bir daha görmek istemiyorum" dedim keskin ses tonuyla. Tepkisini merak etsem de yüzümü çevirerek eve doğru ilerledim. Umarım bununla başa çıkabilirdim.
₪Melek₪
Acaba lanet mi indi diye sormuyor değildim kendime. Damla sinir krizleri geçiriyordu. Özlem Murat'tan ayrıldıktan sonra bozulan psikolojisiyle 'sanat hırsızı' na kapılmıştı. Hülya ruh görmüş gibi evde bir köşede oturuyordu. Arkadaşlarıyla görüşmeye gittiğinden beri aynı bu şekildeydi.
Evde kimseye de anlatmamıştı, en sonunda buraya göndermişler bir az kendisine gelir diye.
Benim durumum da iç açıcı değildi. Çocukluk yapıyor demesinler diye kendimi zor tutuyordum. Her gün hiçbir şey olmamış gibi davranmak o kadar zordu ki. Az kalsın beni kaçırması için Mert'i arayacaktım.
Kaçırmak? Bence gayet güzel fikirdi.
"Kaçırmak mı?"
Damla'nın sesiyle kendime geldiğimde tehlikeli düşüncelerimi sessiz düşünemem gerektiğini farkettim.
"Kimi kaçırıyoruz? Neler oluyor burada? Bana açıklama gelmezse keçileri kaçıracağım kesin."
Gözlerimi devirerek kızlara baktım. Herkes 'bir şey yok' der gibi ellerini kaldırdılar. Fakat herkesin suratında 'ölsek de kurtulsak' ifadesi yatıyordu. Gözlerini kısarak bana baktı. İlk kurbanı bendim herhalde. Kendisinin kafası yerinde olmadığı için benimle uğraşmasını da istemiyordum.
"Seni ne kadar sıklıkla arıyor?"
"Bazen her gün bir kere arıyor. Bazen de ara sıra."
"Peki neden umurunda değilmiş gibi davranıp duruyorsun?"
Omuzlarımı indirip kaldırdım. "Umursanacak bir durum yok ki ortada?!"
Var, hem de ortalığı yıkma nedenlerim yatıyordu içinde. Ama ben felç geçirmiş gibi günümü bir kanepede uyuyarak ve yemek tıkınarak geçiriyordum.
"Aynen, dışarıdan da zaten potansiyel katil gibi görünmüyorsun."
Kaşlarımı havaya kaldırarak etrafa baktım. Neden herkesin suratında 'Damla haklı' ifadesi vardı?
"Sen Mert Yılmaz değilsin. Umursamazlık ona özgü bir şey."
Nefesimi dışarıya vererek düşüncelerimi de serbest bıraktım.
"Durumumuz umurunda değil. Sanki her şey böyle daha iyiymiş gibi davranıyor. Aradığı zaman eniştesiyle konuşuyormuş gibi yapıyor. Sarp'la bile daha romantik konuşuyor. Bu konuyla ilgili tek kelime etmiyor. Beni görmeye bile gelmiyor. Babamı ikna etmeye çalışmıyor. Benimle sorunları çözmeye çalışmıyor. Onu bir şeye zorlamaktan yoruldum. Anlıyor musunuz? Yoruldum!"
Birden fırladığım kanepeden bağırarak haftalardır içimde tuttuğum konuşmayı bıraktım. Herkes nutku tutulmuş durumda bana baktığında yavaşça yerime sindim. Damla amacına ulaşmış gibi sırıtarak bana bakıyordu. Diğer herkes şoktaydı zaten.
"Demek ki neymiş, paslanmışsın."
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktığımda arkasına yaslandı. "O zaman hazır mısın?"
"Neye?" dedim şüpheyle ona baktığımda. Odadaki herkes aynı şekilde onu izliyordu. Mutfaktaki annem bile merakla kafasını uzatmıştı. Bu kıza bir şeyler olmuştu fakat çözmekte acizdim şu anda.
"İntikam almaya."
"Nasıl?" diye sorduğumda yüzündeki muzip gülümsemeyle ayağını diğerinin üzerine attı. "Merak etme, plan hazır. Sen sadece uygulayacaksın "
Damla'nın kafasında kurmuş olduğu planın tehlikeli sularda yüzdüğünü biliyordum fakat şu anki durumuma bakılacak olursa o suya çoktan atlamış durumdayım. Umarım boğulmadan çıkmayı başarırdık.
___