-13-

2456 Words
*** Koltukta uzanıp tavana dikkatle bakarken düşüncelerim başka boyuttaydı aslında. Daha sekiz'ine yeni basmış olsa da ağır şartlar da çalışıyor, eve para götürüyordu. Ben onun yaşlarında hiçbir şeye dert yanmadan sokakta arkadaşlarımla oynuyordum. Yaşadığım gece o kadar ağır çökmüştü ki içime tekrar tekrar sardırıyordum en başa. Adının Hakan olduğu çocuğu evine bırakıyordum fakat asıl amacım başkaydı. Arabayla geçtiğimiz yerler uçuk dökük bina ve sokak duvarlarından ibaretti. Arabam lüks değildi fakat oranın yanında öyle kalıyordu. Haliyle geçtiğimiz yerlerden bakışları üzerimize çekmiş oluyorduk. Vardığımız evin de bu döküntüden kalır yanı yoktu. Hakan'ın annesiyle konuşmamız umduğum gibi olmamıştı aslında. Her türlü yardımını reddederek bir an önce uzaklaştırmaya çalıştı. Oraya tekrar uğrayacaktım çünkü ortada berbat bir durum vardı. Hakan, okuması gerekirken çalıştırılıyordu. Kapıdan gelen tıkırtılar yüzünden düşüncelerim bölündüğünde ayaklandım. Gereğinden uzun çeken sesler yüzünden göğsüme bir korku yerleştiğinde yavaş adımlarla kapının önüne geldim. Kapı aniden açıldığında irkilerek geri çekildim fakat beklediğim kişi hırsız olacakken Mert olmuştu. Hafif eğilmiş bir eliyle de kapıyı tutarken çatık kaşlarla bana bakıyordu. "Mert?!" Dedim hayretler içine yerimde donarken. Koşarak boynuna sarıldığımda ne onun geleceğinden haberdardım ne de o benim bu saatte uyanık olduğumdan. O kadar sıkı sarılmıştı ki nefesim kesilir gibi oldu bir an. Her zamanki gibi soğuğu sindirmişti kıyafetlerine fakat üşütmüyordu. Kısa süre sonra burnuma alkol kokusu geldiğinde geriye çekildim. Dengesini kaybettiğinde tekrar sarılmak zorunda kaldım. "Senin uyuman gerekiyordu" homurdandı kendi kendine. Omuzunun üzerinden baktığımda Sinan'ın arabasının uzaklaştığını gördüm. Ben hâlâ şaşkınlığımı korumaya devam ediyordum. İlk kez eve böyle geliyordu. "İyi misin?" Diye sordum gözlerine baktığımda. Kısa süre oradan geçen bir duygu yakalamıştım fakat anında yok oldu. "İyiyim, anlaşmanın şerefine küçük bir kutlama yaptık." Kolunu omuzumdan atarak bir elimle de beline sarıldım. "Çok küçükmüş," dedim kendi kendime. Koltuğun yanına kadar güçlükle taşımıştım fakat bir an ikimiz de koltuğa yuvarlandık. Doğrularken sinirle ona baktım. "Özür dilerim" dedi sanki başka bir şey için diliyor gibi. İçimdeki endişe git gide büyürken soruma cevap bekliyordum. "Mert, neler oluyor?" Eliyle yüzünü sıvazlayarak sessizliğini korudu. Uyumaya çalıştığını farkettiğimde uyumadan neler döndüğünü öğrenmem gerekiyordu. "Mert kötü bir şey mi oldu?" Yarı baygın gözlerini açarak gözlerime baktı. Sanki bu sırrı bilmiyormuşum gibiydim. Merakım daha da artarken göğsüne yasladığım avuç içimin altında kalbinin hızlı attığını farkettim. "Neden öylece öldüğünde ben bir şey yapamadım?!" Gözlerim şaşkınlıkla açılırken "kim?" Diye sordum bağırarak. Çoktan gözlerini kapatarak uykuya daldığında omuzlarından silkmeye başladım. "Mert kim öldü?" Sorum yanıtsız kaldığında telefonuma uzandım. Titreyen ellerimle şifreyi çözmeye çalıştığımda gözüm tarihe kaydı. Elim öylece havada kalırken Ceren'in ölüm yıldönümü olduğunu hatırlatan bildiri ekranda belirmişti. Telefonumun ekranı söndüğünde yavaşça yere çöktüm. Koltukta uyuyan Mert o kadar yabancı gelmişti ki bana. Hissettiğim çaresizlik onunkinin yanında bir hiç gibi kalıyordu. Zorlukla dizlerimin üzerine kalkarak yüzümü ona yaklaştırdım. "O hâlâ seni çok seviyor," dedim ıslak gözlerimi yanağına yaslarken. Dudaklarımı bir birine bastırarak ayağa kalktım ve ceketini çıkardım büyük uğraşlar sonucu. Yukardan iki battaniye getirerek biriyle onun üstünü örttüm. Diğeriyle onun yanındaki kanepeye geçerek üzerime örttüm. Karanlık geceni hafiften aydınlatan ay ışığı yüzüne vururken kulağıma denizin sesi geliyor gibiydi. Gözlerimi kapattığımda beliren manzara beni o güne sürüklemişti. "Korkma güzelim bir şey olmayacak.." Mert onun sarı saçlarını okşayarak bunu inandırıcı bir tonda söylemişti. Korktuğunu o gün ilk kez görmüştüm onun. Sonrasıysa bulanıktı hikayenin. Seneler geçtiği için çok az diyaloğu hatırlıyordum. En son hatırladığım Ceren'in "Seni hep, hep sevicem" demesiydi. Gözlerimi sildiğimde ağzımdan kaçan hıçkırığı engelleyemedim. Elimle ağzımı kapattığımda tekrar tekrar hıçkırmaya başladım bu sefer. Onu ilk günkü gibi sevdiği için mi özür dinlemişti benden. Mert ölseydi aynı şeyi ben de yapacağım için kızamazdım ona. Her sene bu günün gecesi Mert işten geç gelirdi, ben de o zamana kadar uyumuş olurdum. Bu geceki olay uyanık tutmuştu beni. Zamanın hesabını kaybettiğimde öylece yığılıp kalmıştım oraya ağlayarak. Ceren'den özür dileyemeden geçmişti zaman. Gözlerimin üzerindeki ağırlık onları açmamı engelliyordu. En sonunda gözlerimi açtığımda Mert'i oturur pozisyonda saçlarını karıştırırken görmüştüm. Muhtemelen başı ağrıyordu ve olayları hatırlamaya çalışıyordu. "Günaydın," dedim battaniyeyi kenara iterek. Bakışları beni bulduğunda gülümsedi. Kollarını boynuma sardığında dün sarıldığı gibi sıkıca sardı beni. İçimdeki burukluk göğsümü sıkıştırmaya başladığında gözlerimi kapattım. Ayrılarak elimi yanağına yasladım. "Buraya nasıl geldim?" "Eve kadar Sinan getirdi, kapıdan buraya kadar da ben. Yatak odasına çıkaramadan buraya devrildik." Dedim gülerek. Şaşkın bakışlarla saçını karıştırdı. "Umarım bir saçmalık yapmadım," dedi gülerek bana baktığında. Cümlenin altındaki imayı saklamasında ne demek istediğini anlamıştım. "Hemen uyudun zaten. İş görüşmen nasıl oldu?" Saçlarımdan öperek ayağa kalktı ve gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. "Şartlar güzeldi, iki sözleşme imzaladım. Böylelikle büyüteceğiz şirketi." Dedi odamıza doğru giderken "Sevindim, böyle sarhoş olduğuna göre önemli bir gün olduğunu farkettim." Dedim gülerek ayağa kalktığımda. Ben tamamen iş görüşmesini aklımda tuttuğundan dünkü meseleyi unutmuştum. Durduğunda bir kaç saniye öylece kaldı. Yavaş yavaş arkasını döndüğünde eli gömleğinde takılı kalmıştı. Gözlerime baktığında hatırladığından adım gibi emindim. Kendime küfür ettiğimde yutkundum zorlukla. Bakışları hâlâ üzerimdeyken bu kadar gerildiğimi hatırlamıyordum. "Üzerimi değiştirip kahvaltıyı hazırlayalım," dedim belli belirsiz gülümsemeyle odaya giderken. Yanından geçtiğimde kolumdan yakaladığı gibi kendine çevirdi. Her zamanki tekniğiyle kendisine yaklaştırarak yalan söylememi engelliyordu. "Dün tam olarak ne oldu? Anlatsana.." Kaşlarını çatmış söylediğim her şeyi dikkatle dinleyeceği için yalan söyleme gibi bir şansım yoktu. "Kapıyı açmaya çalışıyordun, hırsız zannettim ben de," dedim kendimi dizginlemeye çalışarak. "Sonra koltuğa kadar taşıyabildiğim için devrildik ikimiz de. Bir şeyler mırıldanıyordun ama ben duymadım. Sonra uyuyakaldın zaten." Dedim gülümseyerek ona baktığımda. Hiç değişmeyen ifadesiyle bana baktığında artık her şeyi hatırladığını anlamıştım. Bir kısmı düşmekte olan battaniyeyi elime verdi. Düzeninden çıkmış nefes alışverişlerim zaten beni ele vermişti. Az önce battaniyenin tuttuğu tarafa dokunduğumda dün gece ağladığım için nemli olduğunu farkettim. Bunu kontrol etmek için zaten dokunmuştu. Artık ağladığımı da öğrendiğine göre her şey belliydi. Bazen benim bile sinirimi bozabiliyordu. "Ben duş alıyorum" diye arkamdan seslendiğinde gülümseyerek arkamı döndüm. Güne ne yazık ki berbat bir başlangıçla başlamıştım ve kendime gerçekten sinirliydim. -"- Kahvaltı masasında garip bir ortam yaratmıştı. Ben gözlerimi başka yerlerde dolaştırıp gezinirken, onun bakışlarını üzerimde hissediyordum. "Başka neler yaptın? Çok şey anlatmadın?!" Kafasını kaldırarak bardağını masaya bıraktı. "Sürekli iş görüşmeleri yapıldı. Bir sürü şirket vardı ve onları elemek zorunda kaldık. Anladığın yoğundu," dedi dikkatle beni süzerken. Söyleyecek bir şey bulamadığım için daha çok geriliyordum. Kendi kendimi ele verdiğimden sanki beynim yanmıştı. Ondan her hangi bir açıklama beklemiyordum. Telefonu çaldığında ekranına bakar bakmaz ayaklandı. "Şirkete uğramam gerek," dedi beni öperek. "Ama bu gün evdeydin?!" Dedim meraklı gözlerle ona bakarken. "Önemli bir iş," diyerek odaya çıktı. Sabahtan eziyet ettiğim yemeği bırakarak ayağa kalktım. Kısa süre sonra ceketi elinde aşağı iniyordu. Yanıma gelerek belime sarıldı. Beceriksiz şekilde bağladığı kravatını düzeltirken sonunda gözlerine bakmayı başardım. "Yanımda adamlar olduğu için söyleyememiştim.." Dediğinde anlamayan gözlerle ona baktım. Kulağıma eğilerek "seni seviyorum," diye fısıldadı. Kalbim bir an hızla çarpmaya başladığında öperek hızla evden çıkmıştı. Saçlarımı geriye iterken gözlerimi kapattım. Kafam karışıktı ve ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Nefesimi dışarıya üfleyerek mutfağa yöneldim. Bir an önce iş meselesini görüşmem gerekiyordu onunla. Umarım başarılı olurdum. *Damla* Elimdeki bavulu zorla sürüklerken arada kontrol ediyordum. Üzerinde oturarak fermuarını çekmiştim ve her an patlaya bilirdi. Uçak yolculuğu sonrası üzerimde hissettiğim o ağırlığı az da olsa atmıştım. Yolculuğa çıktığımdan kimsenin haberi yoktu. Muhtemelen evdekiler ve Melek'le Özlem beni denize atacaklardı.  Telefonum çaldığında ekranına baktım. Özlem arıyordu. Bir az düşünerek telefonu kapattım ve cebime attım. Seçtiğim yerin bir az daha yakın olmasını istemiştim. Kültür ve dil bakımından. Bakü şehri en uygunu olmuştu. Gülümseyerek ilerlerken her kesin yüzüne sırıtarak bakıyordum. Muhtemelen deli olduğumu düşünüyorlardı. Bir kaç saniye beni süzdükten sonra işlerine geri dönüyorlardı. Arada konuşmalara kulak versem de bir kaç kelime dışında bir şey anlamıyordum. Salak gibi etrafıma baktığımdan önümü görmüyordum. Bir erkeğe çarptığım gibi kendime geldim. "Bağışlayın," sözlükten kendimi kurtarmak adına kelimelere bakmıştım. Söyledi şey 'önemli değil' e benziyordu. Yavaş hareketlerle kenara çekildim. Çocuk çok yakışıklıydı. Tekrardan bavulumdan yapışarak sürüklemeye başladım. "Kömek lazımdı?" Sorusuyla tekrar geriye döndüm muhtemelen yardım etmek istiyordu. Neden öyle bakıyorsun ki? Ben nasıl terk edicem burayı? Ağzımı açıp yardım isteyecektim ki gördüğüm manzarayla gülümsemem soldu. Kaan arkadan belirirken elini hafif çocuğun omzuna koydu. "Gerek yok kardeş, teşekkür ederiz" dedi. Çocuk hayal kırıklığına uğramış suratıma baktıktan sonra 'üzgünüm' bakışı atarak gitti. Kısmetimi iğrenç herif yüzünden kaçırmıştım. Bana yaklaşarak bavulumu almaya çalıştı fakat sertçe elini ittirdim. "Ne işin var burada?" Diye tısladım dişimin arasında. "Tatile geldim," dedi gülerek etrafına baktığında. "Tatilimi mahvetmene izin vermeyeceğim. Defol git!" Tekrardan hızla yürümeye başladım. "Taksiye vereceğin paraya yazık, araba varken." "Yürüyerek giderim, senin arabana binmem!" Diye bağırdım arkamı dönerek. Ellerini iki yana açarak 'anlamadım' bakışı attı. Kendisini her şeyden habersiz göstermeye çalışıyordu ama dediği gibi geri zekalının tekiydi. Uzun olmayan uğraşlar sonucu otel'e varmayı başarmıştım. İçeri girdiğimde beni gülümseyerek rezervasyonda bekleyen kıza doğru yürüdüm. İçeri girdiğimde yan taraftaki koltukta oturan Kaan'ı görmekle ikinci kez gülüşüm soldu. Dizinin üstünde duran laptopundan kafasını kaldırarak bana baktı. Gideceğim her here damlayacağı için buradan ayrılıp yer bulma eziyetim yersiz olurdu. Bir an önce işleri halledip odama gitmek istiyordum. -:- Muhtemelen burada da bana rahat olmayacaktı. En azından otel odamda huzur bulurdum. Belki kafasına inşaattan demir parçası düşmüş de ölmüştür diye düşünerek otelden ayrılıp gezmeye koyulmuştum. Şehrin merkezi güzel olsa da en çok eski yapılı evler daha çok dikkatimi çekmişti. Önceden bulup ayarladığım ve sabırsızlıkla beklediğim yere gelmiştim nihayet. Farklı yemeklerin tadına bakarak kendime iyilik yaptığımı düşünüyordum. Aldığım kalorileri gittiğimde verirdim zaten. Muhtemelen veremeyecektim ama umurumda değildi. "Sizin yaprak sarmasında et de mi var?" Diye sorduğumda çocuk kafasını salladı. Çatal kullanmadığım için çok daha rahattım. Karşımda beliren Kaan'ı gördüğümde elimdekini tabağa bıraktım. "Tadımı kaçırıyorsun," dedim bıkkın bakışlarla ona baktığımda. "Benimle konuşana kadar bu aynen böyle devam edecek!" Dedi yemeklerden yemeye başladığında. Mekan görevlisi masaya yaklaşarak Kaan'ı şüpheli gözlerle süzdü. "Bir problem var?" Sorun çıkmaması için kafamı olumsuz anlamda sakladım. "Hayır, dostum oluyor," yanlış hatırlamıyorsam arkadaş anlamında gidiyordu. "Ne dostu ya? Nişan-" ayağına bastığımda çenesini kapattı. Öksürdüğünde ters ters bana bakıyordu. Adam gittiğinde "bu konuyu konuşmamız gerek-" "Bu sefer o yüzüğü kafana değil midene geçiririm Kaan" ne kadar ciddi olduğumu görmüştü ki geri sustu. Gözüm çocuğun bana gösterdiği acı ezmeye kaydığında hafifçe gülümsedim. "Bak bu ezme çok güzeldi. Tadına baksana" Ekmeğine sürdüğünde kendisine çay istiyordu. Çaktırmadan küçük fakat bir o kadar acı biberin bir tanesini ekmeğin arasına koydum. Tahmin ettiğim gibi hepsini ağzına tıktığında çayımın hepsini içerek ölmesini garantiledim. Yüzünde beliren ölümcül ifadeyle memnunca sırıttım. "Hesabı ödersin canım," diyerek masadan kalktım. "Her şey için teşekkür ederim," diyerek adamla vedalaştım. Arkamda ölen Kaan'ın verdiği mutluluk vardı. Sırada gideceğim yer 'Kız Kulesi' udi. -"- Taş merdivenlerden yukarı çıkarken tarihin tozunu üzerine sindiren bu yapı garip hissetmemi sağlamıştı. En son merdivenler bittiğinde karşıma kocaman manzara serilmişti. Akşama doğru esen rüzgar hafif üşütürken kollarımla kendimi sardım. Sınırı camlarla kaplanmıştı. Cama yaklaştığımda önümde uzanan manzaraya dalmıştım. Eskiyi çok özlediğimi her geçen gün daha da çok farkediyordum. Hayır, eski zamanı değil de eski kimliğimi özlüyorum. Nefesim buhara çevrilip cama tutunurken gözlerimi kapattım. En başa dönmeyi hayal ettim. Kimsenin olmadığı, Melek'le tanışmadığımız, Özlem'le sadece aynı sınıfta okuyan iki uzak birisi olmadan da önceye. Bir kızla kavga edip de okuldan uzaklaştırıldığım zamandan da önceye. Neden girmiştim ki o saçma kavgaya? Sebebini bile belli belirsiz hatırlıyordum. Yapmasaydım burada da olmayacaktım bu gün. Yaşadığım ve yaşattıklarım her geçen gün daha da dibe çekiyor gibiydi. Uykularımı kaçırıncaya kadar. Kendime 'pişman mıyım' diye sorsam cevapsız kalırdı sorum. Sadece yaşananların pişmanlığı beni her geçen gün daha da öldürüyordu. "Dalgınlık iyi değil," diyen Kaan'ın sesini duydum arkadan. Elleri ceplerinde sakince yanımda durdu. "Bu yerin eski tarihi her kesi etkiler, merak etme." Derin bir nefes alarak bana baktı. "Ne yapacağımla ilgili tek bir fikrim yok inan ki. Demek ki pişman olmak da yetmiyormuş bazen." Kızgın gözlerimi ona diktim. "Yanılıyorsun, yaptıklarından utanmıyorsan eğer şeytandan bir farkın yoktur o zaman." Buruk gülümsemeyle bana baktı. "Gideceğin cehennem senin evin olacak demiştin. Demek ki farkım yoktur o zaman." "Yaptıklarının karşılığında ne aldın?" "Ömür boyu benimle olacak bir acı." " 'Hasta'larının birini araştırmıştım. Böbreğinin teki alındıktan bir ay sonra ölmüş. İki kız bir de oğlu varmış adamın." Dedim cümlelerim beni daha çok üşütürken. Gözlerini kapatarak kafasını olumlu anlamda salladı. "Bu haberi öğrendikten sonra mı bara geldin o gün?" "Evet" dedim cılız sesimle. "Keşke, keşke o kurşun beni öldürseydi Kaan. Amacını yitirmiş kurşun gibi ben de yolumu kaybettim." "Kandırıldın," "Bu hatayı en başta yaptım, sana güvenerek." "Vicdan azabını her -" dudaklarını kapatarak kendisini dizginlemeye çalıştı fakat başarısızdı. "Her gün çekiyorum. Beni anlayıp kendini biraz da benim yerime koymak ister misin? O zaman ölüm haberini alan Meleğin koridorda çığlıklarını dinlemeye çalış. O zaman anlarsın beni." Sinirle yanımdan geçtiğinde sertçe omzuma çarpmıştı. "Bütün bunları başıma açan sendin," diye bağırdım arkasından. "Evet, yaptığım şerefsizliği kabulleniyorum. Ya senin çocukça, bencilce davranışlarına ne demeli?!" "Benim davranışlarıma verdiğin tepkiden beni anlamaya çalış o zaman. Bana bencil diyene bak!" Diye bağırdım omuzundan ittirirken. "Yaptığın şeylere arka durmayacaksan yapma o zaman!" Bağırıp dururken en sonunda dayanamayıp bir kaç çocuk araya girdi. Kaan'ı ittirerek onu uyarmaya çalıştı. Ortalık fena halde bir birine girdiğinde hatırladığım son manzara atarlı Kaan'ın bir yumruk yemesiydi. *Melek* Ayaklarımı sürükleyerek kaldırımda yürürken Mert'in yanına gitmeye karar vermiştim. Kendisinin haberi yoktu ve berbat başlayan günü düzeltme çabasındaydım. Şirkete girdiğimde yeni çalışanlar dışında beni tanıyanlar tebessüm etmişti. 'Hoş geldiniz'. Arada dönen 'Mert beyin eşi Melek hanım' tarzında cümleler kuruluyordu. 'Bizim Burçin'i bilmiyor her halde' diyerek yavaşça güldüğünü duydum arkadan birinin. Kaşlarımı çatarak asansörü çağırdım. Koridorda yürürken içime şüphe oturmuştu. Mert'in yan odasında yardımcı sekreteri olurdu. Kafamı hafif odaya uzattığımda kendisine çeki düzen veren genç, kumral bir kız gördüm. Sessizce Mert'in odasına girdim. Ne kadar sessiz olabilirdim ki? Anında kafasını kapıya çevirmişti. "Tek dileğim senin gibi sessiz olmak" dediğimde gülerek elindeki kahve bardağını masaya bıraktı. Yanına giderek sıkıca sarıldım. Yanağını öptüğümde alışkın olmadığım traşsız yüzüne baktım. Duyarsız gibi gözüküyordu bu aralar. Önceden çok önem verirdi. "Yeni çalışanlar almışsın?!" Dedim karşısındaki koltuğa oturduğumda. "Evet, yeni kadro geldi" dedi önündeki dosyalara bakarak. Kapı sesine olumlu yanıt verdikten sonra eteğini çekiştirerek Burçin olduğunu tahmin ettiğim yan odadaki kız girmişti odaya. "Pardon, görüşmeniz mi vardı? Önceden beni kimse aramadı. Odanın önünden geçtiğinizi farketmemişim." Dedi imayla bana bakarak. "Tanıştırayım, eşim Melek." Yüzünün aldığı şekil sinirimi bozmaya yetmişti. "Mert beyin yeni sekreteriyim. İsmim Burçin, memnun oldum." Kafamı salladım sadece. "Vedat beyle anlaşmamızın kopyasını getirdim efendim. Burada da araştırmamı istediğiniz şirketin dosyası." Kızın konuşmasına sadece kafasını sallayarak kağıtları inceliyordu bakışları. Son cümleden sonra başını kaldırdı. "Bugün senden böyle bir şey istememiştim." "Sorun değil efendim, yapılması gerekecekti zaten" "Teşekkür ederim ama bir daha benim istememi beklersen daha iyi olur." Bozulmuşa benziyordu. "Peki efendim, Melek hanım tanıştığımıza memnun oldum." Diyerek odadan çıktı. "Ne oldu da suratın düştü?" "Bir şey olmadı, bu gün erken çıksan olur mu?" "Bunları kontrol edeyim çıkarız," dedi zarftan kağıtları çıkararak. Aklıma mektuplar geldiğinde bir anda ağzımdan sözcükler çıkmıştı. "Sarp'ın babası bana mektup gönderdi," diyerek derin bir nefes verdim. Elindeki kağıtları yavaşça yere bırakarak ayağa kalktı ve tam karşıma geçti. "Ne zaman?" Diye sordu çok nadir esen sessiz fakat ürkütücü sakinliğiyle. "Sen.. yokken" kelimeler zorlukla döküldü ağzımdan. Cam gibi parlayan gözlerini gördüğümde bittiğimin farkındaydım. "Ve bunu şimdi söylüyorsun" dedi beklenen cümleyi kurarak. Aslında ona anlatmam gereken şeylerin olduğunu anladığına göre derin bir nefes aldım. Birazdan Burçin kopan kıyametin sesine koşacaktı. Anlaşılan unutkanlık yine bela açacaktı başıma.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD