KARAR

2802 Words
Ne kadar zaman geçti bilmeden, orada durmuş artık boş olan alanı izlemeye devam ediyordum. Aklımda dönüp duran düşünceler vardı ve ben engel olamıyordum. Kurduğum hayaller o kadar tatlıydı ki kapılıp gitmem çok kolay olurdu. Arkamı dönüp bahçeden çıktım. Robot gibi beynimin komutlarını yerine getirdi bedenim. Nedense o manzara beni çok etkilemişti. Vücudumda aniden hüküm sürmeye başlayan sakinlik, dünkü hâlime oranla tuhaftı. Eve girdikten sonra kıyafetlerimi çıkardım. Ağır adımlarla banyoya girerek, küveti sıcak suyla doldurdum. Bir kadeh şarap eşliğinde köpüklü suya adım attım. Gözlerim kapanırken bu dinginliğin tadını çıkardım. Bedenim, sıcak suya önce tepki gösterse de yavaş yavaş alışıp gevşemeye başladı. Kadehimi dudaklarıma yaslayıp küçük bir yudum aldım. Dün kafamda oluşan tutarsız fikirler, artık şekillenmeye başlamıştı. Ne istediğimi biliyordum, ben Alparslan gibi bir adamdan çocuk sahibi olmayı istiyordum. Çok saçmaydı. Ama hasta zihnim bunu kabul etmiyordu. Biyolojik saatim ilerliyordu, hayatıma bir erkek de alamazdım. Ama çocuk sahibi olmak istiyordum. Çünkü biliyordum ki o bebek beni iyileştirecekti, benim şifam olacaktı. Kadehimi yerine bıraktıktan sonra suyun içine gömülüp gözlerimi yumdum. Bunu nasıl yapacağım hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Az önce şahit olduğum sahne gözümü açmış, en ideal kişiyi görmemi sağlamıştı. Alparslan benim aksime sağlıklı bir beyne, sabırlı bir kişiliğe sahipti. Anlayışlı, güler yüzlü ve hafif alaycı biri olmasının yanında zeki biriydi. Tam olarak sahip olmak istediğim bebeğimde olmasını istediğim genler vardı onda. Ve yakışıklıydı... Bunlardan öte aylardır ölü gibi olan bedenimi ve hissizleşen duyularımı harekete geçiriyordu. Arın'dan sonra ilk defa bir erkeğe, bu kadar kuvvetli hisler duyuyordum. Kabul etmesem de ilk defa bir erkeği arzuluyordum. Bu, işimi daha kolay hâle getirecekti. Uzun dakikaların ardından gevşemiş bedenimi banyodan çıkardım. Odama geçince gözlerim boy aynasına takılınca yansımama doğru ilerledim. Çok değişmiştim... Eski ışıltımın esamesi kalmamıştı. Uzun vücudum, hastalık derecesinde zayıf durduğu için her zaman çok sevdiğim kıvrımlarım azalmıştı. Omuzlarım, yaşadığım güçsüzlüğü gösterir gibi çökmüştü. Saçlarım bile solgundu, saç uçlarıma kadar kırılmıştım. Aynadaki kadın, yaşama nedeni olmayan biriydi. Hayata tekrar tutunmak için bir nedene ihtiyacı vardı. Ve o neden bulunmuştu. Yüzümde silik bir gülümseme oluştu. Ondan bir bebek istiyordum ama nasıl? Bu bebek, sadece bana ait olacaktı. Sadece benim olacaktı. Tek ihtiyacım olan şey sağlam bir plan ve beraber geçirmemiz gereken bir geceydi. Raydan çıkmıştı düşüncelerim, bu saatten sonra durdurulamazdı. ? Telefonum ısrarla çalıyordu. Sersemlemiş bir hâlde yatağımdan doğruldum. Üzerimdeki havluya şaşkınlıkla baktım, ne zaman uyuyakaldığımı bile bilmiyordum. Yataktan doğrulup makyaj masamın üzerindeki telefonu aldım. Alparslan arıyordu. İçime yayılan panik duygusuyla bir an ne yapacağımı bilemedim. Sanki beynimden geçenleri bilebilirmiş gibi aptal bir düşünceye kapılmıştım. Derin nefesler alıp, biraz sakinleştikten sonra telefonu açtım. "E-efendim?" Sesim titrek çıkmıştı. Gözlerimi sıkıca yumup ciğerlerime derin bir nefes daha aldım. "Terapiye neden gelmedin, Beren?" Sorusu üzerine gözlerimi açtım. "Şey, ben iyi hissetmeye başladım, gerek kalmadı." "Yine de gelmeliydin, gerek olup olmadığına birlikte karar verirdik." Ses tonundan durumdan memnun olmadığı belli oluyordu. Ilımlı ve sakin çıktığını umut ettiğim sesimle, "Haklısın, bir dahaki terapiye gelirim," dedim. "İhmal edilmesi gereken bir şey değil bu, Beren." "Biliyorum ama gerçekten iyi hissediyorum. Bir dahaki terapide görüşürüz." "Pekâlâ, hoşça kal." Telefonu kapatınca rahat bir nefes verdim. Susturduğum vicdanım üstüme çullandı. Neler düşünmüştüm ben? Beni merak eden tek insan hakkında neler düşünmüştüm? İçimde yatan bencil duygularım yeniden ortaya çıkmaya çalışıyordu. Buna izin veremezdim. Bir kere o yola girdiğimde başıma gelmeyen kalmamıştı. Bir daha yapmayacaktım. Saplantımın elinden tutmayı reddediyordum.Bu bir kumardı tekrar oynayamazdım. Risk büyüktü sonucu ne olursa olsun bunu yapamazdım. Düşüncelerimin verdiği dalgınlıkla giysi dolabımın kapağını açıp, düzenli bir şekilde katlanan giysilerime göz gezdirdim. Eski şaşalı kıyafetlerimin yerini daha sade ve şık kıyafetler almıştı. Bu eve taşındığım zaman eski kıyafetlerimin hepsini atmış, dolabımı baştan aşağı annemin istediği gibi değil de kendi istediğim gibi değişmiştim. Önceden giyinişim ve makyajım çok abartılıydı yaşımdan büyük duruyordum. Dolabımın yeni hâlini seviyordum. Askıya uzanıp daha önce hiç giymediğimi fark ettiğim pamuklu elbisemi aldım. Diz kapağımın birkaç santim üstünde biten beyaz çiçekli sarı bir elbiseydi.Beyaz renk sandaletlerimi ayaklarıma geçirdikten sonra hazırdım. Makyaj yaptığımda aklım hala Alparslan'daydı. Düşünceler bile içimi kıpır kıpır ediyordu. Telefonumun bildirim sesini duyunca yataktaki telefonuma uzandım. Bankadan gelen saçma bir mesajdı. Tam kapatacağım sırada aklıma gelen şeyle beraber, telefonumdaki uygulamadan regl takvimimi açtım. Reglim birkaç gün önce bitmişti. Bitişin üzerinden geçen dokuzuncu gün doğurganlık seviyemin en yüksek olduğu günken diğer günler ortaydı. Uygulamayı kapattım, saçmalıyordum! Sadece cumartesi gecesi arkadaşlarıyla dışarı çıktığını, birkaç telefon konuşmasına şahit olduğum için biliyordum. Acaba cumartesi gideceği yere uğrasa mıydım? Aklımdan geçen düşüncelerle evimden çıkıp otoparka indim. Beyaz Audime bindikten sonra butiğime doğru yola çıktım. Bu derbeder hayatımda beni mutlu eden tek yerdi ve bunu Alparslan'a borçluydum. Hastaneden çıktıktan sonra babama ait olan şirkette çalışmak istememiştim. Çünkü ilgi alanım olmayan iş yerinde, tam bir aptal sarışın durumuna düşüyordum. Bu hayatta benim anladığım ve sevdiğim tek şey vardı: moda. Giyim kuşam, çizim bunlar benim için her şeydi. Ama babam bunu hep reddetmişti. Benden başka varisi olmadığı için tek istediği, onun şirketinde çalışmamdı. Öldükten sonra şirketin başına geçmemi istiyordu. Ama yapamıyordum, sevmediğim bir yerde çalışmak istemiyor- dum. Burada Alparslan devreye girmiş, sevdiğim şeylerle uğraşmam konusunda beni ikna etmeyi başarmıştı. Hassas durumum koz olarak elime geçmiş, yıllardır hayalini kurduğum butiği açmamda zemin hazırlamıştı. Üniversite yıllarında ailemden gizli devlet üniversitesinde iki yıllık moda tasarımı okumam çok işime gelmişti. Gözlerim, süresi azalan kırmızı ışığa kaydı, yeşil ışığın yanmasına daha otuz saniye vardı. Parmaklarım direksiyonda ritim tutarken bakışlarımı etrafta gezdirdim. Geri kalan yolu yüzümde oluşan dalgın ifadeyle bitirdim. Park ettiğim arabadan indikten sonra italik yazılarla yazılan Elisa Butik adlı moda evimizin içine girdim. Somon ve krem tonlarının hâkim olduğu butik; ışıltılı, şık ve ferahtı. Burayı seviyordum. İçerisindeki farklı, rengârenk kıyafetleri, ortamını, içeri girdiğimde beni karşılayan hanımeli kokusunu... Burayı yaklaşık bir yıl önce Ülkü ile beraber açmıştık. Ben çizim, o satış departmanıyla ilgileniyordu. Kısa süre içerisinde soyadımızın da sağladığı katkıyla iyi iş çıkartmış olsak da yolun daha çok başındaydık. Çalışanlara ufak bir gülümsemeyle günaydın dedikten sonra küçük, ferah odama geçtim. Krem renkli deri koltuğuma oturur oturmaz çizim kâğıtlarımı çıkardım. Ne zamandır tasarım namına hiçbir şey çizememiştim. Şimdi ise parmak uçlarım karıncalanıyor, bir an önce bir şeyler karalamak istiyordu. Eşyalarımı masanın üzerine koyduğum sırada kapı açıldı. "Günaydın." Neşe içinde odaya giren Ülkü'ye baktım. Her zaman nasıl bu kadar enerjik olabiliyordu acaba? "Günaydın." Yanıma gelip kısaca sarıldıktan sonra mini, turuncu elbisesini düzeltip koltuğa oturdu. Kocaman olan kahverengi gözlerini yüzüme dikti. "Nasılsın hayatım?" "İyidir, sen nasılsın?" diye sordum ona nazaran sakin bir ifadeyle. Açık kahverengi, uzun saçlarıyla oynarken, "Her zamanki gibi," dedi. "Çizim mi yapıyorsun?" Bağırarak sarf ettiği sözler üzerine başımı olumlu anlamda salladım. "Tekrar çizim yapman çok güzel, çok sevindim." Birkaç haftalık tıkanıklığımın geçmesi beni tek sevindirmemişti anlaşılan. "Bu seferki tıkanıklık fazla uzun sürse de nihayet geçti." Ülkü kocaman sırıttı. "Bomba gibi geliyorum diyorsun yani?" Sözlerine gülümseyip omuz silktim. "O zaman seni ilham perileriyle tek bırakayım, kolay gelsin bebeğim," dedikten sonra ayağa kalkıp, geldiği gibi gitti. Başımı iki yana salladım. Dikkatimi önümdeki çizime verirken tek isteğim, bir an önce cuma gününün gelmesiydi. Bir şey yapacağımdan değildi. Sadece onu merak ediyordum. Belki de elime fırsat geçerdi. *** Derin bir nefes aldım. Soğukkanlılığımı korumalıydım, eski günlerde olduğu gibi. Kapalı gözlerimi açtım, yüzüme görünmeyen ellerle ifadesizlik maskemi yerleştirdim. Duygularım gizlendiğine göre parti başlayabilirdi. Kendimden emin adımlarımla kapıyı çalıp içeri girdim. Her şey güzel ilerliyordu. Ta ki karşısına geçip güzel yüzüyle karşılaşana kadar. Ciğerlerimdeki hava hızla boşaldı. Bu kadar yakışıklı olmak zorunda mıydı? Hafif bir gülümsemeyle, "Hoş geldin Beren," dedi. Adımı güzel sesinden duymak, yoğun bakışlarını hissetmek dizlerimi titretmiş, sallantıda olan öz güvenimi yerle bir etmişti. Bu adamdaki çekim, akıllara zarardı. Etrafa saf bir tutku yayıyorken ondan etkilenmemek mümkün değildi. Ve ben onunla birlikte olmayı düşünmüştüm. Daha önce kimseyle beraber olmamama rağmen bunu düşünmek garipti. Boğazımı temizleyip düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım. "Hoş buldum," deyip karşısındaki koltuğa oturdum. Terleyen avuç içlerimi, yavaşça üzerimdeki kot pantolonuma sürerken yüzüne baktım. "Nasılsın?" Heyecanlı, stresli, hasta... "İyi, çok daha iyi." Hissettiklerimin aksine sakin çıkan sesimi duyunca, düşünceli bakışları bedenimde hızlıca dolaştı. "Daha iyi görünüyorsun. Geçen haftaya oranla daha-" deyip sağ kaşını havaya kaldırdı. Gözleri üzerimde gezinirken "Canlı," diyerek cümlesini tamaladı. Bakışlarımı yüzünden kaçırdım. "Öyle hissediyorum." "Peki, bunu tetikleyen şey ne sence?" Sensin... Hafifçe gülümsedim. "İşim. Yeni tasarımlar çizdim, bu yüzden daha iyi hissediyorum." Kısmen gerçekti sözlerim, bu hafta iyi iş çıkarmıştım. Hafif bir gülümsemeyle konuşmaya başladı. "Bu iyi, senin adına sevindim. Alparslan'ın sorduğu sorularla beraber sohbet havasında geçen terapi tam bir saat sürdü. Ne yazık ki bu süre zarfında telefonu hiç çalmadı, sadece bir ara mesaj gelmişti. "Biraz daha sohbet edebilir miyiz?" Bu teklifi daha önce hiç yapmadığım için şaşırmış olsa da bozuntuya vermedi. "Tabii, ne hakkında konuşmak istersin?" "Siz. Yani hep benimle ilgili konuşuyoruz. Biraz da sizinle ilgili konuşsak?" Dudağını büktü. "Mesela?" Gergince "Şey," deyip saçımı kulağımın arkasına iteledim. "İş dışında ilgilendiğin herhangi bir şey var mı merak ediyorum? Bu kadar düz olmak senin için bile fazla?" Sözlerim üzerine hafifçe güldü. "İşkolik değilim. Benim de ilgilendiğim başka şeyler var." Kaşlarım havalandı. "Nedense pek inandırıcı değil. Bazen senin de bir hayatın olduğunu bile unutuyorum." Cevap vereceği sırada telefonuna tekrar mesaj geldi. Mesajı açıp okuduktan sonra hızla cevaplayıp bana döndü. "Arkadaşım yarın dışarıya çıkmam için mesaj atmış," deyip telefonunun ekranını bir anlığına bana çevirdi. "Yani benim de bir hayatım var." Onu dinlemek yerine hızlıca mesajı okumuştum. Yarın akşam House'da. Farkında olmadan işimi nasıl da kolaylaştırdığını biliyor muydu acaba? Hafifçe gülümsedim. "Seni hep burada gördüğüm için oluşan saçma bir düşünseydi." Ayağa kalktığımda masasından kalkıp yanıma geldi. "Ben de basit bir insanım." Basit değildi. Başımı iki yana doğru salladım. "Basit biri olmakla yakından uzaktan alakanız yok." Kaşlarının arasında hafif bir kırışıklık oluştu. "Farklı birisiniz." Muzip bir sesle "İyi anlamda mı?" diye sorduğunda başımı aşağı yukarı doğru salladım. Gözlerim gözlerine asılı kalırken ona doğru bir adım attım. Aramızdaki mesafe azalmıştı. Yakınlığının verdiği sersemletici etkiyle görmezden gelmeye çalıştım fakat kokusu aklımı bulandırıyordu. Kokusunu hiç bu kadar yakından solumamıştım. Yağmur sonrası etrafı saran toprak kokusu gibi huzur doluydu. "Psikoloğum olduğunuz için şanslıyım." Acaba aramızda oluşan bu elektriklenme tek taraflı mıydı? Bunu o kadar çok merak ettim ki aklıma gelen anlık planı uyguladım. Topuğum burkulmuş gibi yaparken yana doğru sendeledim. Anında uzanıp büyük elleriyle belimi kavradı. Üstümdeki bluzu hiçe sayan ellerinin sıcaklığı tenime karıştığında afalladım. Beni kendine doğru çektiği için yüzlerimiz birbirine yakındı. Nefesi nefesime çarptığında bir an için zaman durmuştu. Dokunuşu karşısında tenim ürperdiğinde dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "İyi misin?" Bakışlarım hareket eden dudaklarına kaydı. Dolgun pembe dudakları yakınımda, sıcak nefesi dudaklarımdaydı. Kor nefesi dudaklarımı yakıyor, yakınlığı nabzımı durduruyordu. Kokusu tarafından kuşatma altına alınırken tüm mantığım bedenimi terk etti. Bu tek taraflı olamayacak kadar kuvvetli bir şeydi. Gözlerim gözlerini bulduğunda şaşkınlığını bir an dahi olsa gördüm. Büyüyen göz bebeklerine bakılırsa, bu yakınlık onu da şaşırtmıştı. Boğazını sertçe temizlerken aniden geri çekildi. Ayakta durduğumda ikimiz de sanki suç işlemişiz gibi bakışlarımızı kaçırdık. "İyiyim, düşmeden beni tuttuğun için teşekkür ederim." "Hoşça kal," dediğini zar zor duydum. Yanaklarım kızarmış, dizlerim titriyordu! Neyim vardı benim böyle? şık olduğu çocukla karşılaşmış liseli ergenler gibiydim. Kendime sinir olurken, bu aptal hisleri kovmaya çalıştım. Soğukkanlılığımı geri kazanmalıydım. Cumartesi Günü Uyandığımdan beri karar verip sonra vazgeçiyordum. Etrafı turlamış, telefonumla uğraşmış, dul almıştım ama bir türlü sakinleşir mantıklı düşünemiyordum. Zaman geçtikçe dengesiz düşüncelerim saklandığı yerden çıkıyordu. Zihnimin tavanında asılı kalan fikirlerim yüzünden vicdanımın işkencesine maruz kalıyordum. Ben ne kadar sustursam da o beni dinlemiyor, yüksek sesli itirazlarını sürdürüyordu. Bunu yapmamalıydım. Ona yakın olmamalı ve o mekana gitmemeliydim. Bir insanın hayatına ondan izinsiz dâhil olmaya hakkım yoktu. Başımı, titreyen ellerimin arasına aldım. Yapmak istediğim şey yanlıştı ama yalnız kalmak istemiyordum. Tek başıma dinlediğim yalnızlığın senfonileri kulaklarımı kanatıyordu. Dolan gözlerimle titrek bir nefes aldım. Aklım karmakarışık bir vaziyetteydi. Doğru kararı veremiyordum. Telefonumu elime alıp i********: baktığımda hikaye attığını gördüm. Anında tıklayıp baktığımda arkadaşının onu çekip etiketlediniz fotoğrafını hikayesine eklediğini gördüm. Ekrana basılı tutup onu inceledim. Beyaz tişörtü, siyah deri ceketi ve siyah kotu ile her zamanki gibi nefes kesici görünüyordu. Ona bakmak bile kalp atışımı hızlandırıyordu. Sadece onu görmek istiyordum. Bu düşünce o kadar baskındı ki odama gittim. Yatağımın üzerine bıraktığım elbiseyi üzerime geçirdim. Koyu bordo rengindeki büzgülü kumaşa sahip olan elbise, tenimi ikinci bir deri gibi sarmıştı. Boyu kalçamın hemen altında biten ince askılı bir modeldi. Kumaşı sayesinde kıvrımlarımı ortaya çıkarıp zayıf bedenimi güzel bir şekilde sergilemişti. Kısa olan saçlarımı topuz yaptım. yaptım. Ardından makyajımı yapmaya başladım. Dumanlı göz makyajımın ardından elbisemle aynı renk olan kırmızı rujumu sürüp parfümümü sıktım. Son olarak ince bantlı, sivri topuklu ayakkabılarımı geçirdim ayağıma. Rekor sürede hazırlanmıştım. Nasıl olduğuma bakmak için birkaç adım geri çekilip aynaya baktım. Elbisenin içinde vurgulanan beyaz tenim, topuklu ayakkabılarımla iyi görünüyordum. Tıpkı eskisi gibi... İşte bu bendim; iddialı, çekici, kibirli kadın. Hırslı biriydim. Kendi isteklerim için kimseyi göremeyecek, hayatlarını umursamayacak kadar da bencildim. Bencilliğin sonun olacak! Vicdanımı susturdum, şimdi olmazdı. Düşüncelerimin yapışkan ağına şu an düşemezdim. Sadece gidip neler yaptığını görecektim başka bir şey olmayacaktı. Bakışlarım odamdaki saate kaydı, artık çıkmam gerekiyordu. Evden çıkıp yola koyulurken Ülkü'yü aradım. "Ülkü canım çok sıkılıyor diye dışarı çıkmaya karar verdim. Konum atsam bana eşlik eder misin?" "Ben şok! Hangi dağda kurt öldü de dışarı çıktın?" Sözleri üzerine güldüm. "Geliyor musun onu söyle." "Tabii ki geliyorum. Zaten ben de sıkılıyordum evde." Telefonu kapattıktan sonra duran arabamı park edip indim. Kendimden emin adımlarla barın boğuk havasına adım attığımda kalbim deli gibi çarpıyordu. Çünkü neler olacağını ben bile kestiremiyordum. Çocukluğumdan beri hayatıma işleyen şey, yalnızlıktı. Benim zihnim, kalbim, ruhum ne kadar gizlesem de sonu gelmeyen acılarda kavrulmuştu. Annem beni umursamadığında, babam benimle ilgilenmediğinde, beni kardeşi yerine koyan çocukluk arkadaşıma âşık olduğumda tek hissettiğim duygu acı ve beni yolun sonunda bekleyen tek şey yalnızlıktı. Yollarım hep yalnızlıkla döşenmişti. Hayatımdaki varlığı yadsınamayacak kadar somuttu. Acıdıkça güçlendim, yanlızlaştıkça kötü oldum. Bazen canımı bu denli yakmasından nefret ettim, bazen de onunla var oldum. Dönüp baksam geçmişe, bana eşlik eden, beni ayakta tutan tek şeyin o olduğunu görürdüm. Ama artık istemiyordum! Yalnız olmak, acı çekmek, üzülmek, hasta bir beyne sahip olmak istemiyordum. Ben mutlu olmak, sevilmek istiyordum. Bunu bana verebilecek tek kişi, sadece bir bebekti. Bu yüzden bara adımımı attığımda mantıklı yanım sarsıldı. Tek hedefim Alparslan'dı. Kadehimden büyük bir yudum aldım. Barın karanlık bir köşesine çekilmiş, Alparslan ve arkadaşını izliyordum. İkisi teklerdi. Yanındaki arkadaşı sürekli konuşuyor, bir şeyler içiyordu ama o, öyle değildi. Sessiz, sakin biriydi ve kızların ilgisi onun üstündeydi. Etrafındaki kadınlar şuh bakışlarla ona bakıyor, bazen asılıyorlardı ama o pek de umursuyormuş gibi durmuyordu. Yüzümde oluşan anlamsız gülümsemeyi sildim. Bakışlarım, bana doğru gelen Ülkü'ye kaydı. Üzerinde mini, fuşya rengi elbisesi, kıvır kıvır yaptığı saçları ve koca gülümsemesiyle çok tatlı duruyordu. "Aylar sonra seni eğlenirken görmek çok güzel!" Bağırarak sarf ettiği sözlerine sadece gülümsedim. Masanın üzerindeki içkimi, izin alma gereği duymadan içtikten sonra bana dönerek, "Neye borçluyuz bunu?" diye sordu neşe dolu çıkan sesiyle. Yavaşça yutkunarak, "Şöyle ki," derken çenemle karşıdaki masayı gösterdim. "Karşı masadaki iki erkeği görüyor musun?" Ülkü'nün meraklı bakışları bahsettiğim masaya döndüğünde, "Of görüyorum ve sanırım eridim!" diye iç geçirince gülme isteğimi bastırdım. "Saçları kısa, kumral olan adam var çok ilgi çekici değil mi?" "Evet ama yanındaki daha fena." Sözleri üzerine güldüğümde bana döndü. "Hadi yanlarına gidelim." Başımı iki yana doğru salladım. "Hayır hayır uzaktan izlemek yeterli." "Saçma," deyip gözlerini devirdi. "Dikkatini çekiyorsa hamle yapmaktan çekinme." Bakışlarımı tekrar Alparslan'a diktim. "Böylesi daha iyi," diye geveledim. "Hem baksana kimseye yüz vermiyor. Belki sevgilisi vardır," dediğimde ağzımda ekşi bir tad oluştu. Acaba var mıydı gerçekten? "Bunu öğrenmenin yolu basit. Bana bırak sen." Ülkü tepki vermeme izin vermeden kabarık elbisesiyle kıvırarak onlara doğru yürüdü. Ülkü'nün genel tavrı böyle olduğu için şaşırmadım. Net ve inatçı bir kızdı. Ülkü'den kaçış yoktu. Onunla üniversite birinci sınıftan beri tanışıyorduk, ne denli inatçı olduğunu en iyi ben biliyordum. Eskiden aramız iyi değildi çünkü ben kötü kız, o iyi kız kategorisindeydi. Fakat ailelerimiz tanıştığı için sürekli bir iletişimimiz oluyordu. Yurt dışından gelip beni hastanede bulana kadar hep kavga ederdik. Sonra nasıl olduğunu anlamadan, onunla arkadaş ve iş ortağı olarak buldum kendimi. İnatçı ve ikinci şans vermesini bilecek kadar yüce gönüllü bir kızdı. Ama istediği şeyi almaktan çekinmezdi. Böyle olduğunu bile bile onu çağırmıştım belki de. Endişe dolu bakışlarla beklemeye başladım. Ne yapmaya çalışıyordum ben? Amacım neydi? Ülkü yanlarına vardığını görünce dikkatimi onlara verdim. Her zamanki enerjisiyle konuşmaya başladı. İki adam da şaşkındı, böyle bir şey beklemedikleri açıktı. Ülkü konuştu, güldü, onlara içki içirmeye başladı. Aradan geçen zamanla beraber daha rahat davranmaya başladı. Alparslan başta fazla temkinliydi. İkisine tuhaf tuhaf bakıyor, sonra etrafını izleyip ağır ağır içkisine devam ediyordu. Daha sonra gülüştüler ve Alparslan da onlara katılıp içmeye başladı. Zaman ağır, aynı zamanda sancılı geçiyordu. Ülkü beni işaret edip el salladığında bütün bedenim uyuştu. Kırmızı şarabımdan büyük bir yudum aldığımda onların yanına gitmem için işaret veriyordu. Onu görmezden gelip lavaboya gittim. Yanlarına gidemezdim. Ülkü yanıma gelip parlak, kahverengi gözlerini bana dikti. "Ya neden yanımıza gelmiyorsun? Sen harekete geçene kadar adam resmen sarhoş oldu. Şansına küs ki seninki sarhoş olunca sabah hiçbir şey hatırlamıyormuş." Gözlerim irileşti. "Boş boş izlemek yerine yanına gelmeliydin. Artık onunla vakit geçirmen bir işe yaramayacak." Bana bu bilgileri vermemeliydi. İçim heyecanla sıkıştı. Sevinç çığlıkları atma isteğime zorlukla engel oldum. Sabah hiçbir şey hatırlamayacaktı. Daha ne isteyebilirdim ki? Her şey benden yanaydı işte. Sadece hamle yapmam kalmıştı. Şimdi esas soru buydu? Hamle yapıp hayatlarımızı temelinden sarsacak mıydım?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD