ALABORA +18

2154 Words
Sırıtmamı zor bastırırken, kayıtsız tutmaya çalıştığım yüz ifademle omuz silktim. "Sorun yok. Ben hatırlasam da yeter." Birlikte lavabodan çıktığımızda "Yanındakinin adı da Selim adam tam bir afet," dediğinde güldüm. Alt dudağını ısırıp iç geçirdi. "Çok yakışıklı, çok tatlı, esprili... Sanırım hayatımın aşkını buldum." "Abartmasan mı Ülkü?" "Ay ne anlarsın sen aşktan buz kalpli." Ülkü işveli bir yüzle Selim'e yaklaşıp kollarını boynuna dolayarak onu piste çekti. Sarmaş dolaş dans etmeye başladılar. Başımı iki yana sallayıp temkinli adımlarla Alparslan'a yaklaştım. Heyecandan titreyen sesimle, "Merhaba," dedim. Güzel gözleri gözlerimi buldu, bedenim hızla gözlerindeki uçuruma sürüklendi. Uzun bir bakışma geçiyordu aramızda. Gözlerindeki uçurumun kenarına bacaklarımı sarkıtarak oturmuş, rüzgârın beni yere düşüreceği anı bekliyordum sanki. Rüzgâra gerek duymadan, kendimi gözlerindeki uçurumdan aşağı attım. Ona yanaşıp elimi yavaşça kolunun üzerine koydum. Bakışları önce elime kaydı, ardından elbisemin açıkta bıraktığı bedenimde dolaşmaya başladı. Bakışlarındaki ifade arsızlaştı, boğazım kurudu... Dudağının sağ tarafı yavaşça kıvrıldı. "Vay, güzel hastam Beren... Hoş geldin." Dili ağırlaştığı için kelimeler ağzından zor çıkıyordu. Gerçekten sarhoş olmuştu. Yüzümde oluşan gülümsemeyle, "Teşekkür ederim ve hoş buldum," dedikten sonra yanına sokulup, ikimiz için viski sipariş ettim. "Hayır, içmeyeceğim. Bu gece yeterince sınırı aştım," dedikten sonra odaksız bakışları etrafta dolandı. "Selim nerede? Tabii, kızı görünce sattı beni puşt," diyerek gülmeye başladı. Onu ilk defa bu kadar umursamaz, tasasız görüyordum. Ben de onunla beraber gülmeye başladım. Bu hâli gevşememi sağlamıştı. "Arabam yanımda, istersen seni bırakabilirim?" Beklenti dolu bir ifadeyle yüzüne bakarken, viskimden küçük bir yudum alıp gülümsememi kadehimin arkasına gizledim. "Daha sonra." Başımı olumlu anlamda sallayıp biraz daha yanaştım sıcak bedenine. Bir şey olmayacaktı. Sadece ona yakın olmak istiyordum. Bu yüzden ateşle oynamaya devam ettim. Başımı kaldırıp dudaklarımı kulağına doğru yanaştırarak, "Dans edelim mi?" diye sordum, nefesim kulağının altındaki hassas bölgeye çarparken. Nefes alışverişi değişti, baygın bakan gözleri ağır ağır bana kaydı. Cevap vermesini beklemeden kolunu tutup piste çektim onu. Barın karanlık kalabalığına karıştık. Fonda Beyonce çalmaya başladı. Kollarımı boynuna dolayıp ona doğru bir adım daha attım. Bedenlerimiz öyle yakındı ki aramızdan rüzgâr bile geçemezdi. Ellerini ince belimde hissettim. Parmaklarını tenime gömdü, tutuşu sertleşti. "Bunun etik olduğundan emin değilim," diye geveledi. Tüm uzuvlarını bedenimde hissetmek, kokusunu yakınından solumak içimi titretiyordu. "Sadece bir dans," diye fısıldayıp ona sokulmaya devam ettim. Yüzlerimiz yaklaşırken nefesi dudaklarıma çarptı, dudaklarımız arasında sadece birkaç santimlik mesafe vardı. Mesafelerin cayır cayır yanmasını istediğim bir anda kilitlenip kaldım. Yüzüne vuran kırmızı ışığın altında bakışları derinleşti, dans daha kışkırtıcı bir hâl aldı. "Sadece dans değil," diye fısıldadı. Yüzüm alev alırken, kızaran yanaklarımı umursamamaya çalışarak dans etmeye, bedenimi bedeniyle temas hâlinde tutmaya devam ettim. Damarlarımda akan kan alev almış, tenimi cayır cayır yakıyordu. Aldığım her nefes, kokusuna aç ciğerlerime yetmiyordu. Aylardır yapmak istediğim şeydi. Kalbim heyecanla kasıldı. Başımı kaldırıp burnumu yavaşça boynuna sürttüm. İçime çeke çeke soludum kokusunu. Gözlerim, içime yaydığı huzurla kapandı. Kendime engel olamadan dudaklarımı nemlenen boynuna sürtüp ufak öpücük kondurdum. Belimin oyuğuna inen eli, beni sertçe kendine yasladığında bedenim şokla sarsıldı. Burnunu saçlarıma sürttü. "Kokun çok davetkâr." Sesi içimi titretirken, bağımlılık yapan kokusundan zor da olsa kopardım kendimi. Şarkı bitmiş, aramızdaki elektrik yoğunlaşmış, cızırtılar çıkarıyordu. Dokunsam yanacak gibiydim. Bu kadarını ben bile beklemiyordum. Bu yüzden ne tepki vereceğimi şaşırdım. "Dışarı çıkalım," dediğinde ne yapacağımı şaşırdım. Bana bu teklifi yapmamalıydı. Elini tutup onu dışarı yönlendirmemeliydim. Ama yaptım. Barın boğuk havasından çıkınca, ferah hava sıcaklayan bedenlerimize çarptı. Alparslan sarhoş olduğu için adımları sarsaktı. Kolunun altına girip destek olmaya çalıştım. Koca cüssesinin yanında uzun boylu olmama rağmen küçücük kalmıştım. Başımı kaldırınca bakışlarımız çarpıştı, dudaklarım aralandı. Kararan bakışlarıyla üzerime gelmeye başladı. Nasıl olduğunu anlamadığım bir hızla sırtım duvarla buluşmuştu, soluğum ciğerlerimi terk etti. Dudakları saniyeler içinde boynuma sokulup burnunun ucunu hafifçe boyun kıvrımıma sürttü. Teması tenimde kıvılcımlar çıkardı. Kor bir ateş parçası gibi kanıma karışmıştı. Yanıp kül olmam ise kaçınılmaz bir sondu, sonumdu. Bu adam benim sonum olacaktı! Çok güzel bir son hem de... "Aklımı başımdan almamalısın." Sözleri içimde oluşan depremlerin nedeniydi. Fay hatları kayıyor, taş taş üstünde bırakmayacak cinste depremler oluşuyordu. Bedenim uyuşmuş, pelte kıvamına gelmişti. Başını kaldırıp buğulanan gözlerime baktı. "Seni öpmek istiyorum." Boğuklaşan ses tonundan çıkan sözler ise işimi hiç kolaylaştırmıyordu. Sözlerini algılayamadan dolgun dudakları, bana doğru eğildiğinde başımı yana doğru çevirdim. Nefes nefese çıkan sesimle "Sevgilin var mı?" diye sordum. Dudakları yanağımda gezinirken "Yok," diye fısıldadı. Ardından çenemi tutup ağzını dudaklarıma kapattı. Dizlerim titrerken dudaklarım aralandı. Düşecek gibi oldum, parmaklarımı koluna dolayıp ona tutundum. Tadı damağıma yayılırken, içime akın eden hisler çok yoğundu. Sanki dünya ekseninden kaymış, her şey ters dönmüş gibiydi. Dilime dolanan dili dizlerimin bağını çözdü, bedenim tatlı bir şekilde ürperdi. Bu duygular bana yabancıydı. Daha önce hiç bu kadar yoğun hisler yaşamamıştım. Bir fırtınaya kapılmıştım bu gece, alabora olmam ise kaçınılmazdı. Alparslan, beni darmaduman edecek fırtınamdı. Eli bedenimde dolanırken kendime geldim. Kendimi zor da olsa geri çekip, "Dur," dedim. Dudakları boynuma inince irademe ihanet eden gözlerim kapandı. "Lanet olsun durmalıyız!" Bir bar köşesinde bu şekilde yakalanmayı istediğimden hiç emin değildim. İşler o noktaya gitmeden durdurmalıydım! "Alparslan dur, burada olmaz!" Burada mı? Hiçbir yerde olmazdı. Kendime gelmeliydim. Yerinden kımıldamayınca onu sertçe iteledim. Ardından elini tutup onu arabaya çektim. Titreyen dizlerimle sürücü koltuğuna geçerken endişeli bakışlarım başını cama yaslamış, her an sızacak gibi duran Alparslan'a kaydı. Titreyen ellerimle karşıya baktım. N'apacaktım şimdi? Aracı hemen barın yakınında olan otele sürdüm. Ona bir oda tutup sonra eve gitmeliydim. "Evini bilmediğim için seni otele bırakacağım." Uykulu bir şekilde, "Hı?" deyince gülümsememi bastırdım. Arabanın koltuğuna biraz daha yerleşti. "Fark etmez. Uykum var." Gözlerini kapattığını göz ucuyla gördüğümde telaşlandım. Uyumamalıydı. Onu yoksa arabadan çıkaramazdım. "En sevdiğin yemek ne ya da ne tür müzik dinlersin? En son hangi kitabı okudun?" Aklıma gelen tüm soruları soruyor, onu konuşturmaya çalıyordum. Beş dakikanın ardından nihayet otele vardık. Adımları hafif sarsak olması dışında düzgün sayılırdı. Yine de koluna girip lobide yürümesine yardımcı oldum. Ona bir oda tuttum. "Aslında odana tek gitmelisin." Sözlerime rağmen ona eşlik ettim. Odaya gitmek için asansöre bindik. Daralan alanla birlikte barda olan elektriği tekrar hissettim. Gözlerim dudaklarına kaydı. Bakışları ağırlaşan Alparslan da benden pek farklı değildi. İkimiz de sık sık nefes alıyor, bakışlarımızı birbirimizden ayıramıyorduk. Asansör odanın bulunduğu kata çıkarken, kendimi tekrar sorgulamaya başladım. Aradığım fırsat ayağıma gelmişti. Bu gece birlikte olabilirdik ve beni suçlamazdı. Belki olanları hatırlamazdı bile! Ama bunu ona yapamazdım. İzni olmadan böyle bir şey yapmam suç bile sayılırdı. Panik etrafımı sararken Alparslan aniden bana doğru gelip bedenini bedenime yasladı. Sırtım aynayla buluşurken sıcak dudaklarıyla beni tekrar öptü. Bu yaptığı düşüncelerimin dört bir yana savrulmasına neden olmuştu. Beni adam akıllı öptü. Tenim yangın yeriydi, Alparslan ise yangına dökülen benzin. Dokunduğu yerin ateşini harlıyor, tenimi alev alev yakıyordu. Duran asansör bizi kendimize getirdi. "Seni istiyorum." Alparslan geri çekilmeden önce söylediği sözler üzerine resmen dilimi yuttum. Nefes nefese kalmış bir şekilde asansörden indik. Az önceki öpücüğün verdiği sersemlik vücudumda dolaşırken, kapıyı açtım ve beraber içeri girdik. "Ben gide-" (Devamı +18 kısımlar içerir) Daha cümlemi bitiremeden sırtım bu defa duvarla buluştu. Işığı bile açamamıştım. Dudakları tekrar dudaklarımı bulurken, ellerimi kumral saçlarına geçirdim. Gül yapraklarına dokunuyormuşum gibiydi saçlarını okşamak. Dili dudaklarıma değdiğinde ağzımı aralayıp içeri kaymasına izin verdim. O kadar güzel öpüyordu ki öpüşünde kaybolmak çok kolaydı. Belimde duran eli yukarı doğru çıktı. Elbisenin üstünden göğsümü kavrayıp yavaşça sıktığında ufak bir inleme dudaklarımdan kaçtı. Dudakları çenemde yanağımda ardından boynumda gezinmeye başladığında dünyanın dönüş hızı arttı. Aralık bacaklarımın arasındaki bedenimi bana sertçe bastırdığında titredim. İçimi saran sıcaklık kasıklarıma doğru indi. Oraya saplanan keskin bir sancı vardı. Sanki bir top kızgın iğne aynı anda batıyordu. Ellerinin altındaki göğsüm ağırlaşmış sızlıyordu. Geri çekilmeden elbisenin ince askılarını aşağı doğru indirdi. Elbisemin modeli gereği sütyen giymemiştim. Yakasını aşağı çektiğinde çıplak göğüslerim görüş açısındaydı. "Of siktir!" diye tısladı. Ardından sıcak dudakları sertleşen göğüs ucuma kapandı. Dünya bu defa tersine dönerken alt dudağımı sertçe ısırdım. Diğer göğsümü kavrayan eli ucunu parmakları arasına yuvarlandığında kadınlığım kasıldı. Tüm bedenim titrerken nefes almam güçleşmişti. Titreyen ellerim saçlarından sırtına kaydı. Geniş sırtını okşayıp bir elimi ensesine yerleştirdim ve onu kendime doğru çektim. Bu yaptığı şeye son vermesini hiç istemiyordum. Elleri, dudakları, dokunuşu, öpüşü... Çok iyi hissettiriyordu. Bedenim ellerinin altında âdeta şakıyordu. Sakin kalamıyordum, bedenimi ona doğru bastırdım. Yabancı duygular hüküm sürüyordu benliğimde. Dudakları diğer göğsüme kaydığında dayanacak gücüm kalmamıştı. Her şey çok yoğundu. Eli kalçama doğru kaydı. Elbiseyi yukarı doğru sıyırdığında tenim diken diken oldu. Kalçamı kavrayıp sertçe sıktı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki.... "Lütfen," diye sayıkladım. Bu eziyetine son ver. Parmakları uyluklarımın arasına kaydığında bir an nefes alamadım. Aralık bacaklarımdan içeri girip iç çamaşırımı yana sıyırdı. İhtiyaçla kasılan ıslak kadınlığıma doğru yol aldığında nefesim tıkandı. "Alparslan," diye inledim. Göğsümü yavaşça ısırdı. Yüzünü tutup kendime doğru kaldırdım. Tekrar dudaklarımı öpmeye başladığında parmakları içime kaydı. Sırtım bükülürken en hassas noktama dokunuyordu. Gömleğinin düğmelerini acemice açmaya başladım. Onun ısısıyla ısınan ellerimi açıkta kalan bronz, sıcak teninde gezdirdim. Çok içmemiş olmama rağmen sarhoş gibi olduğumu hissediyordum. Ona dokunmak aklımı başımdan almıştı. Ellerim karın kaslarına indi. Dokunuşları hızlandığında gözlerimi sıkıca kapattım. "Dur ya da hayır," diye yakardım. "Sakın durma." Ne dediğimi bile bilmiyordum. Sadece dokunuşu çok fazlaydı. Dayanamıyordum. Avucunu o noktaya bastırdığında nefesim tıkandı. Her şey o kadar fazlaydı daha fazla dayanamaydım ve bir sonraki an eller arasında dağıldım. Çok aniydi. Bacaklarım şiddetle titriyordu. Bana bastırdığı bedeni olmasa yere yığılırdım. Dünyaya yeri döndüğümde hareketlerim hoyratlaştı. Titreyen ellerim sarsakça gömleğin geri kalan düğmesini de açıp üstünden çıkardığımda ortaya çıkan görüntü ağız sulandıracak cinstendi. Dudaklarımı yaladım. Göğsü geniş ve sertti. Karnında ise sürekli spor yaptığı için baklava dilimleri vardı. Dudaklarımı boynuna yerleştirip yavaşça gezdirdim. Sıcaklığı ve kokusu karşısında göz kapaklarım ağırlaştı. "Soyun," diye fısıldayıp bedenimi göğsüne doğru çekti. Çıplak göğsüm göğsüyle bütünleşince titredim. Elbisenin yanındaki fermuarı zar zor aşağı indirdim. Elbise saniyeler içinde yeri bulduğunda tekrar öpüşüyorduk. Daha önce başkasıyla öpüşmüştüm ama hiç böyle hissetmemiştim. Onu öpmek çok güzeldi. Hiç durmadan öpebilirdim. Dudaklarını emdiğimde ellerim pantolonunun düğmesindeydi. İlk defa biriyle birlikte olacaktım. Bunun Alparslan olması göğsümde rengarenk çiçekleri açmasını sağlıyordu. Bedenim onu sevmişti. Boş kalmayan elleri, bedenimde geziniyordu. Nemli tenimde gezinen ellerini sıcak dudakları takip ediyordu. Alnımı çenesine bastırarak sakinleşmek için sık aralıklarla nefes alıp verdim. Bulanık bakan bakışlarımı netleştirmeye çalışarak gözlerimi kırpıştırdım. Dengem altüst olmuştu. Daha şimdiden dağılmıştım. Kalçamı kavrayıp beni sertliğine bastırdı. İç çamaşırlarımız haricinde çıplaktık. Bedenim tekrar gerilmişti. Sertliğini bana sürttüğünde ayak parmaklarım içe doğru büküldü. Bedenimde yaktığı ateş alevlenmiş, vücudum onun için tekrar hazır hâle gelmişti. İç çamaşırlarımız da yeri boyladığında sarsak adımlarla yatağa ilerledik. Sırtım soğuk çarşafla buluşurken, elleri saçlarıma karıştı. Saçımdaki toka kopmuş ya da çıkarılmıştı. Uzun olmayan sarı saçlarım yastığa döküldü, dudakları çıplak bedenimde gezindi. Gözlerindeki parlaklık kalbimi yerinden söküyordu. Göbeğime batan sakalları başımın geriye doğru düşmesine neden olurken gözlerimi sıkıca yumdum. Yüzü hafifçe yukarı çıkıp göğsümün arasındaki boşlukta soluklandı. Sıcak nefesi tenimi dağladı. Aklım başımdan gitmiş, bedenim bulutların üzerine çıkmıştı. Dudakları gerdanıma doğru çıkıp, köprücük kemiğime derin bir öpücük kondurdu. Çıplak erkekliğini girişimde hissedince bir an kasıldı. Daha önce bunu yapmamıştım. Şimdi Alparslan ile yapmak ne kadar mantıklıydı? Bu geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Buna hazır mıydım? Sanki şüphelerimi hissetmiş gibi dudaklarımı öptü. Aceleci, hükmedici bir öpücüktü bu. Bedenim tekrar gevşerken yavaşça içime girdi. Kendimi kasmadığım için canım çok acımamıştı. Yine de yabancı bir histi. Alışmaya çalışırken birkaç saniye durdu. Sanki hissetmiş gibi. "Bu kadar güzel hissettirmemeli," diye fısıldadı. Yavaşça hareket etmeye başladığında nabzım paramparça olmuş, ciğerlerim soluksuz kalmıştı. Dünya üzerinde ikimizden başka her şey silinmişti. Yapboz gibi birbirini tamamlayan bedenlerimiz ahenkli bir dansa kapılmıştı. Dudaklarımı susuz kalmış gibi içmeye devam etti. Dudaklarımdan kopan inlemeyi dudakları bastırdı. Şimdi daha hızlı hareket ediyordu. Parmakları tekrar hassas noktama kaydı. "Kendimi tutamıyorum güzelim." Sözleri dokunuşu kadar etkiliydi. Yanağımın iç kısmını ısırırken dudakları göğsüme indi. Saldırısı karşısında kendimi daha fazla tutamayacaktım. Son sert hamlesiyle beraber kollarımı boynuna bacaklarımı beline sıkıca doladım. "Of," diye hırıldadığında o da arkamdan gelmişti. Yaşadığım anın yoğun hazzı, aklımı kaybetmeme neden olacaktı. Kalbim göğüs kafesimde acizce çırpınırken, Alparslan'ın kalp atışlarını sağ tarafımda hissediyordum. Kalp atışlarının hızı benimkiyle yarışır cinstendi. Nihayet bize sertçe çarpan hırçın dalgalar duruldu, bedenlerimiz infilak etti. Kokusu kokuma, nefesi nefesime karıştı. Biz olduk. Hayatımda bir daha yaşamayacağım bu tecrübeyi, zihnime satır satır kazıdım. Başı boyun kıvrımıma düştüğünde, ellerim terli saçlarında dolaştı. Onu sevmiyor olmama rağmen yaşadığımız anın yoğunluğu tuhaftı. Aramızdaki bariz şekilde olan ten uyumu ise nefes kesiciydi. Karışan kafamla sakinleşmeye çalıştım. Birkaç saniye ardından Alparslan'ın boynuma çarpan düzenli nefesiyle uyuduğunu anladım. Hafif bir kıkırtı dökülürken dudaklarımdan elimle dudaklarımı kapattım. Birlikte olmuştuk! Psikoloğum olan adamla yatmıştım. Bu yaptığımız etik bile değildi. Kendimi nasıl bir karmaşanın içine atmıştım acaba? Dolan gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Alparslan hafifçe yana kayıp kolunu bedenime sıkıca doladı. Bedenim harcadığım efordan dolayı yorgun düşmüştü. Kanımdaki alkol ve yaşananların verdiği rehavetle ağırlaşan gözlerim kapandı. Elimi yavaşça karnımın üzerine koyup derince gülümsedim. Ardından yorgun düşen bedenim daha fazla dayanamayarak zihnim karanlığa gömüldü. Bir ya da iki saat sonra dokunuşlarını hissederek tekrar uyandım. Kulağıma doğru "Çok güzel kokuyorsun," diye fısıldadı. İçime girdiğinde şok olmuştum. Uykulu gözlerimle nefes almadan duruyordum. Bir eli göğsümü yoğururken diğer kadınlığımda geziniyordu. Vücuduma çarpan ani zevk yüzünden göğsüm içe çöktü. Bu defa her şey daha hızlıydı. Canımın acısını görmezden geldim. Yüzünü boynuma gömüp öperek aşağı indi. Bir bacağımı beline dolayıp onu kendime çektim. Parmaklarım sırtında gezinirken gözlerim geriye doğru yuvarlandı. Bu kadar güzel hissettirmemeliydi. Bir kez daha birbirimize karıştığımız kafam karışık bir şekilde uyuya kaldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD