HAMİLEYİM!

2112 Words
Ağırlaşan göz kapaklarımı zor da olsa araladım. Uykulu gözlerim bilinmezliğe doğru açıldı. Gözlerim, yabancı odada şaşkınlıkla dolanırken, yer ve zaman kavramını yitirmiş gibiydim. Vücudum sıcaklamış, başımda ise inanılmaz bir ağrı vardı. Parmaklarımı şakaklarımın üzerine yerleştirip, kasılan bedenimin gevşemesi için gerindim. Vücudumda daha önce varlığını bile bilmediğim kaşlarım sızlıyordu. Yüzümü hafifçe buruşturduğumda sırtımı sıcak, sert bedene yasladım. Bir el göğsümü kavradı. Sıcak, sert beden mi? Neler oluyor? Gözlerim kocaman olurken dün geceye dair anılar bir bir süzüldü aklıma. Alparslan... Kahretsin uyuyakalmışım! Hızla doğrulmamak için kendimi zor tuttum. Alparslan uyanmadan önce buradan kaçmalıydım. Başımı tedirginlikle yan tarafa doğru çevirdiğimde yüzüyle burun buruna geldim. Güzelliği karşısında soluğum kesildi. Dağınık, koyu kumral saçları, dolgun, aralık duran pembe dudakları ve hafif sakallı çenesiyle çok yakışıklıydı. Gözlerimi kırpıştırdım, kendime gelmeliydim. Başımı diğer tarafa çevirip yavaşça kalkmak için hazırlandım. Ama göğsümdeki eli tutuşunu sertleştirdi. İçimde oluşan zevke eşlik eden korkuyla beraber dudağımı sertçe ısırdım. Adam uykuda bile vücudumu yönetebiliyordu. Elini tutup yavaşça kaldırdım. Temas kesildiğinde rahat bir nefes alabildim. Çıplak, kaslı bacağının üzerine attığım bacağımı yavaşça çekerek sıcak yataktan doğruldum. Gün ağarmak üzereydi. Alparslan uyanmadan buradan çıkmalıydım. Beni görmesini istemiyordum. Kurallarına çok bağlı bir adamdı ve hastasıyla korunmadan yattığını öğrenmek onu mahvedecekti. Onu böyle şeyle sınamak istemiyordum. Hızlı hareketlerle dağıttığımız odanın içinde eşyalarımı aramaya başladım. Elbisemi odanın köşesinden hızla aldım ama iç çamaşırım ortada yoktu. Elbiseyi üzerime geçirip düzeltmeye çalıştım. İç çamaşırım olmadan dışarıya çıkamazdım. Gözüme takılan şeyle yatağın kenarına doğru yürüdüm. Ona ait siyah baksırı kızaran yanaklarımla beraber üzerime geçirdim. Saçlarımı düzelttikten sonra topuklu ayakkabılarımı elime aldım. Odadan çıkmadan önce Alparslan'ın aynada yansıyan bedenine takıldı bakışlarım. Kendime engel olamadım ona doğru ilerleyip geniş sırtına baktım. Sol kürek kemiğinin üzerindeki dövme dikkatimi çekti. Eğilip dikkatlice incelemeye başladım. Bir pusula dövmesiydi. Tenine fena hâlde yakışan siyah dövme, güzel işlemesiyle omzunun bir köşesine kazınmıştı. Parmak uçlarım üzerinde dolanmak için karıncalanıyordu. Bunu yaparsam uyanma ihtimali yüksek olduğu için kendime engel oldum. Dikkatimi çeken diğer ayrıntı ise sırtında boydan boya oluşan tırnak izleriydi. Yüzüme akın eden yakıcı sıcaklığı görmezden gelerek, kürek kemiklerinin ortasına bir öpücük bırakıp kokusunu içime çektim. Kokum bulanmıştı tenine, bu hoşuma gitti. Tekrar hafifçe öpüp doğruldum. Bunu neden yaptığımı bile bilmiyor, cevabının ne olduğunu düşünmek istemiyordum. Odadan çıkıp kısa yürüyüş mesafesi ardından asansöre adım attım. Asansör, yaşanılanlarla kuşanmıştı âdeta... Dün gece beni asansörün aynasına yapıştırdığı sahneleri düşünmemeye çalışarak dağılan hâlimi düzeltmeye çalıştım ama nafileydi. Çünkü görüntüm fena bir hâldeydi. Düzeltemeyeceğimi anlayınca pes edip duran asansörden indim. Lobiye uğrayıp tuttuğum odanın ücretini ödedikten sonra arabama atladım. Vücudumdaki adrenalin yüzünden ellerim titriyordu. Başımı direksiyona yaslayıp derin nefesler almaya çalıştım... Bitmişti. Her şey tam olarak istediğim gibi gelişmişti. Onunla bir gece geçirmiştim ve o, bunu hatırlamayacaktı. Başımı geriye atıp tuttuğum nefesi dışarı üfledim. İçimde tarifsiz bir heyecan oluşmuştu. Her şey kusursuz bir şekilde ilerlemişti. Kahkahalarım dakikalar içinde kaybolurken, daha fazla oyalanmamak adına arabamın gazına basıp, Alparslan'ı ve yaşadığım hayallerimin ötesindeki geceyi ardımda bıraktım. Yol boyu düşünmeyi kendime yasaklamıştım. Yarım saatin ardından evime varınca mekanik hareketlerle içeri girip ayakkabılarımı ve elbiseyi çıkardım. Kokusu tenime sinmişti, onun gibi kokuyordum. Ve bu his duş almama engel oldu. Üzerime bir şey geçirecek takatim olmadığı için yarı çıplak bir vaziyette serin, büyük yatağıma kıvrıldım. Düşünmemeliydim. Düşünürsem dağılırdım. Gözlerimi kapatıp onun kokusunu soluyarak derin bir uykuya daldım. Bedenimde çağlayan suyun ısısını arttırdım. Haşlak su tenimi yakıyordu. Gözlerimi kaparken düşüncelerimin de yanmasını istedim. Yanıp kül olmasını istedim. Belki o zaman rahat bırakırlardı yakamı. Ama ne mümkündü... *** Kendimi, ruhu çekilmiş boş bir et yığını gibi hissediyordum. Bomboştum, yine dağılmıştım. Yaptıklarımın ağırlığı omuzlarıma çöreklenmiş, beni tüketiyordu. Gözlerimi yumarak içimdeki yoğun ağlama isteğini görmezden gelmeye çalıştım. Gözlerimi açtığımda oy aynadaki yansımamla göz göze geldim. Vicdanım bana dik dik bakıyordu. 'Ne yaptın sen? Nasıl yaparsın bunu?' diyordu, duyulmayan ama iliklerime kadar işleyen keskin sesiyle. Bunu ona yapmaya hakkım yoktu. Ya hamileysem... Elim, karnıma kaydı. Rahmimde bir can hayat bulmuş olabilirdi. Babasız bir bebek büyüterek çocuğuma da haksızlık yapacaktım. Ağlama isteğim arttı. Bakışlarımı zor da olsa aynadan çektim. Kulaklarımı kapatarak vicdanımın sesini işitmek istemiyordum. Sonuçta onu durdurmaya çalışmıştım. İkimiz de bu işin içindeydik. Sadece o sarhoştu... Hem belki hamile bile değildim. Sadece hoş bir adamla bir gece geçirmiştim. Kimse detaylı bilemeyecekti. Gözümden yaşlar akmaya başlayınca yatağa çöktüm. Kimi kandırıyordum? Yaptığım yanlıştı, büyük bir hataydı. Eğer hamileysem ikisine de büyük haksızlık yapmış olacaktım ama geri dönüşü yoktu. Yatağa uzanıp bacaklarımı kendime doğru çekerek küçücük kaldım. Kalbime sanki bir şey batıyor, nefes almamı engelliyordu. Yine kaybolmuştum. Medcezire uğrayan düşüncelerimin yorucu hissiyatıyla durmadan ağladım. Daha sonra saçlarımı bağlarken aynaya mümkün olduğunca bakmıyor, kendimle göz göze gelmemeye çalışıyordum. Çantamı alıp evden çıktım. Bugün terapi vardı ve ben hâlâ o gece yaşananlardan dolayı kötü hissediyordum. Yaşananları bile bile onun yüzüne nasıl bakacaktım? Her şey bu kadar tazeyken, nasıl hiçbir şey olmamış gibi onunla konuşacaktım? Esen rüzgârın şiddetiyle siyah ceketime sıkıca sarılıp, kliniğin aşina olduğum yollarını hızlıca arşınladım. Bir an önce bugünü bitirmeliydim. O gecenin üzerinden koskoca altı gün geçmişti. Alparslan beni aramamış, o geceki kadının ben olduğuma dair bir belirti göstermemişti. Bu sayede bu kadar rahattım belki de ama yine de korkuyordum. Bu yüzden o geceki kadına benzememek için fazlaca sade giyinmiştim. Tek problemim vardı. Yüzüne nasıl bakacağımı bilmiyordum. Düşüncelerimi bir kenara bırakıp, kayıtsız tuttuğum yüz ifademle odasının kapısını tıklattım. Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı açıp odasına girdim. Anında yüzüme çarpan kokusunu içime çektim. Önceleri beni rahatlatan kokusu şimdi gerilmeme neden olmuş, o geceye dair unutamadığım anıları bir kez daha hatırlatmıştı. Bu hisleri görmezden gelmeye çalışarak düz bir sesle, "Merhaba," deyip karşısındaki koltuğa oturdum. "Hoş geldin." Sesini duyunca elimde olmadan ona bakma gafletinde bulundum. Nefesim sekteye uğradı, sanki daha bir yakışıklı olmuştu. Hasretle güzel yüzünü süzmeye başladım fakat o benim burada olduğumun farkında bile değil gibiydi. Kaşlarım çatıldı. Daha önce onu hiç böyle görmemiştim. Gözleri dalgın bakıyordu. Bana baktı ama gördüğünden bile şüpheliydim. Boş bakışları saçlarıma kayınca kaşlarını çattı. Bu tepkisi yerimde kıpırdanmama neden olmuştu. Kısaca saçlarıma baktıktan sonra bakışlarını çekip dalgınca konuşmaya başladı. "Nasılsın?" Sorusunu duyunca hızla, "İyiyim," diyerek cevapladım. Gerginlikten ellerimi birbirine sürtmeye başladım. Bu terapinin bir an önce bitmesini istiyordum. Alparslan boğazını temizleyip dikkatini bana verdiğinde dalgın hâlinden biraz da olsa sıyrılmış gibiydi. Her zamanki gibi sohbet etmeye başladık. Bana yine sorular sordu, bir şeyler öğrenmeye çalıştı ama eskisi gibi rahat anlatamıyordum. Bunun sebebi ise ona bakınca artık eskisi gibi olamamamdı. O gece olanlardan sonra da olmayacağımı biliyordum. Dokunuşları bu kadar taze ve aklımdan çıkmazken bu mümkün değildi. Nihayet bir saate yakın süren terapi bitince ayağa kalktım. Ardından günlerdir aklımda olan şeyi icraata geçirmek için bir çırpıda konuşmaya başladım. "Şey, ben artık terapileri bitirmek istiyorum." Sözlerimin ardından kaşları şaşkınlıkla havalandı. Gözlerimi yüzünden kaçırıp ellerime diktim. "Nedenini sorabilir miyim?" diye sordu sakince. Senden hamile olma olasılığım ve artık sana başka gözle bakamam. İçimden sarf ettiğim sözleri duymazdan gelip, düz çıkmasına özen gösterdiğim ses tonuyla konuşmaya başladım. "Artık iyi hissediyorum ve birkaç hafta içinde buradan başka bir şehre taşınacağım. Orada terapilere başka bir psikologla devam ederim." Hamile değilsem bile bu şehirden gidecektim. Artık ona psikolog gözüyle bakamadığım için sonuç ne olursa olsun terapileri bitirmem daha mantıklı olacaktı. "Peki, karar senin. Seninle tanışmak güzeldi, kendine iyi bak, Beren." Uzattığı elini tuttuğumda içime yakıcı bir sıcaklık akın etti. Dokunuşu yakıyordu, dokunuşu mahvediyor, nefesimi kesiyordu. Elimi hiç bırakmasın istedim, gözlerimi kapatıp son dokunuşunun tadını çıkarmak istedim ama bu mümkün değildi. Kaşları hafifçe çatılırken gözleri saçlarımda ve dudaklarımda geziniyordu. Bir an için beni hatırlamasını istedim. O kadar çok istedim ki canım acıdı. Uzun uzun baktı ama herhangi bir tepki göstermedi. Boğazını temizlediğinde elini hızla geri çekti. Her şey buraya kadardı. Beni hatırlamadı. Bende ona hiçbir şey anlatmayacaktım. Bu odadan çıktıktan sonra hayatından tamamen çıkacaktım. Bir daha onu göremeyecek, sıcak bakan gözlerine bakamayacak, içimi eriten sesini duyamayacaktım. Artık hayatımda olmayacaktı. Gözlerime aniden hücum eden yaşlar, ağlamak üzere olduğumun habercisiydi. Dağılmadan önce buradan çıkmam lazımdı. "Hoşça kal," dedim kısık çıkan sesimle. Ardından sırtımı ona dönüp odadan çıktım. Göğsümde ona dair biriktirdiğim anılarla beraber bir daha soluyamayacağım kokusunu, içinde her defasında kaybolduğum altın harelerini geride bıraktım. Farkında değildim belki, ya da kabul etmek istemiyordum ama kalbimin bir parçasını da o odada, onunla bırakmıştım. O an anladım işte. Yine kara kış gelmişti acınası ömrüme... Bir kaybediş daha gerçekleşti. Bu sayamadığım kaçıncı kaybedişti peki? Hayatımda büyük anlamı olan insanları, öyle ya da böyle hep kaybediyordum. Sanırım kaybetmeye mahkûmdum. Taksiye atlayıp iş yerimin adresini verene kadar dayandım. Sonra gözyaşlarım birer birer aktı. Kaybettiklerime, kaybedeceklerime ağladım. En acıtanı ise bu son kaybedişti. Ayrılmak acıtmıştı. Beni hatırlamıyordu bile! Buna rağmen aptal kalbim sanki can çekişiyordu, ciğerlerim işlevini yerine getiremiyor, yeterince nefes alamıyordu. Hıçkırığımı bastırmak için elimle ağzımı kapattım. Neden bu kadar üzüldüğümü bile bilmiyordum, sonuçta istediğimi almıştım. Bu acı da neydi? Sanırım alışkanlıktı. Ona kısa sürede çok alışmıştım ben. Sıcaklığına, anlayışına, ilgisine... Ama artık yoktu. Elim karnımın üzerine yerleşirken, bu bebeğe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyordum. Taksi durunca düşüncelerimi bir kenara bırakmaya çalıştım. Dalgınca ücreti ödeyip arabadan indim. Titreyen ellerimle gözyaşlarımı silip, derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Ardından güçsüz adımlarla butiğe girip kimseyle konuşmadan odama girince, Ülkü'yü telefonuyla uğraşırken buldum. Ülkü'yü en son, o gece Selim ile beraberlerken görmüştüm. "Hey, selam." Yumuşak çıkan sesimi duyunca gözlerini bana dikti. Kocaman gülümseyerek, "Selam!" dedi. Ardından heyecanla telefonuna döndü. "Kimle mesajlaşıyorsun?" Bakışlarını telefondan ayırmadan, "Selim'le," dedi. Kaşlarım anında çatılırken ne diyeceğimi bilmiyordum. "O gece aranızda neler geçti?" diye sordum dakikalar sonra. Ülkü bana bakıp dudaklarını büzdü. "Çok bir şey geçmedi, sadece öpüştük ve ben ona âşık oldum." Gözlerim kocaman oldu. "Ne? Sen ciddi misin?" Başını heyecanla aşağı yukarı salladı, ben ise şaşkınlıktan dehşete düşmüştüm. "Ülkü, doğru dürüst tanımadığın birine ilk görüşte âşık olduğundan bahsediyorsun." "Çünkü öyle, ona fena hâlde âşık oldum ama o fazla inatçı." Onu aşk konusunda yargılayacak en son kişi bendim. Bu yüzden sessiz kalmaya çalışsam da, "Peki, o sana karşı nasıl?" diye sormaktan alıkoyamadım kendimi. Omuz silkti. "Biraz uğraş sonucunda o da bana âşık olacak hissediyorum." Engel olamadan dudaklarımdan küçük bir kıkırtı döküldü. Bu kız, en az benim kadar çatlaktı. "Kolay gelsin o zaman," dedikten sonra nefes almamı sağlayan çizimlerime döndüm. ? "Anne, anne, anne!" duyduğum haykırış sesiyle arkama döndüm. Aynı ses yine ağlayarak bağırmaya başladı. "Anne!" "Yavrum!" dedim sessizce. Ardından sonu olmayan karanlık gecede koşmaya başladım. Saçlarım yüzümün önüne gelerek görüşümü engelliyor, çıplak bacaklarım yerdeki ağaç dalları yüzünden çiziliyordu. Ama durmadım. Koştum koştum koştum. Sesi bulmalıydım. Çocuğuma yardım etmeliydim. "Anne!" dedi tekrar. Daha hızlı koştum ama yoktu. Sadece sonu gelmeyen karanlık orman vardı ve yankılanan çaresiz sesi. Durup etrafıma bakındım, gözyaşlarım akmaya başladı, bebeğimi kaybetmiştim. "Anne!" Sesini tekrar duyunca koşmaya başladım fakat dallara takıldığım için hızla yere düştüm. Aynı anda gözlerim açıldı. Nefes nefese kalmış bir hâlde odamın tavanına bakarken hızla yataktan doğruldum. Alnımda boncuk boncuk terler birikmiş, göğsüm körük gibi inip kalkıyordu. Bu rüya da neyin nesiydi böyle? Sersemce yataktan kalkıp mutfağa geçerek büyük bir bardak su içtim. Biraz da olsa kendime gelmiştim. Mutfaktan çıkınca, başta yatak odama gitmeye niyetlensem de bir kere uyanınca, bir daha uyumam imkânsız olduğu için bu fikirden vazgeçtim. Ertelediğim bir mevzu vardı, artık onu halletmeliydim. Kararlı adımlarımla geçen gün eczaneden aldığım poşeti alıp banyoya ilerledim. Tam beş dakika sonra üç adet hamilelik testini yan yana koymuş, irileşen gözlerimle sonucu bekliyordum. Terleyen ellerimi şortuma sürdüm. Büyük sayılabilecek banyomda ileri geri yürürken, bakışlarım sürekli yan yana koyduğum test çubuklarına kayıyordu. Reglim tam altı gün gecikmiş olmasına rağmen, testi yapacak gücü bulamamıştım kendimde. Sonuçtan korkuyordum. Negatif çıkmasından daha çok korkuyordum. Fakat gördüğüm rüyanın etkisiyle artık gerçeği öğrenmek istiyordum. İyi ya da kötü, sonucu öğrenmek zorundaydım. Dakikalar hiç bu kadar uzun olmamıştı. Zaman bana inat durmuş, geçmiyordu sanki. Stresim arttı, ellerim titremeye başladı. Nefes alıp içimden ona kadar saymaya çalıştım. Bir yanım deli gibi korkuyor, diğer yanım bildiği gerçeği teyit edeceğini düşünüyordu. Yine de emin olamıyordum. Peki, ya hamile değilsem? O zaman ne yapacaktım? Güzel düşün, güzel olsun... Alparslan'ın sürekli söylediği sözler zihnimde yankılandı. Adı aklıma gelince, görünmez eller sanki karnıma paslı pençelerini geçirmiş gibi hissettim. Son günlerde aklıma ona dair şeyler gelince, hissettiğim tek şey acıydı. Biraz da pişmanlık ve özlem, çokça özlem... Bir ayı aşkın süredir görmemiştim ne de olsa. Gözlerimi kapatıp başımı geriye attım, bunları geride bırakmalıydım. Benim için önemli olan yegâne şey bebeğimdi. Bu bebeği çok istiyordum, her şeyden çok. Elim karnımın üzerine giderken, dudaklarımda sessiz dualarım dökülüyordu. Yumulan gözlerimi açarak, derin bir nefes alıp hamilelik testlerine baktım. Tek çizgi olan üç çubuktan ikisinde, ikinci çizgi belirmeye başladı. Nefes al, nefes al. Çift çizgi netleşti, pozitif. Bunun anlamı, hamileydim. Sanki suyun dibinde dakikalarca nefessiz kalmış, boğulmak üzere olan birinin yüzeye çıkması gibi derin bir soluk çektim. Elim açılan dudaklarımın üzerine giderken, titreyen dizlerim bedenimi taşıyamadığı için yere çöktüm. Gözlerimden yaşlar akıyor, dudaklarımdan kahkahalar dökülüyordu. Gülüyor, aynı zamanda ağlıyordum. Hamileydim. Benim bir bebeğim olacaktı. Bebeğim. Sadece bana ait bir çocuk. Tekrar yüksek sesle gülmeye başlarken gözyaşlarımı sildim. Artık ömür boyu süreceğini düşündüğüm yalnızlığım bitecekti. Ekseriyetle geçirdiğim ruhsuz, mutsuz günler geride kalmıştı. Kim bilir belki o meşhur mutluluk, bu defa beni de bulmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD