7. Bölüm

1195 Words
Bütün gün sokak sokak iş aradığım ama ellerim bomboş eve döndüğüm bir günün sonuydu. Sadece bir gün öncesinde Banu ile yapmış olduğum konuşma ve hemen arkasından yaşadığım hüsranı susarak atlatmaya çalışırken Banu anormal bir şey olduğunu düşünmeden hayatına devam ediyordu. Neci olursa olsun, bana sonuna kadar kalbini açacak kadar koca yürekli biriydi ve bu ona yakıştırılacak hiçbir sıfatla da bağdaşmayacak güzellikteydi. Sırf bunu düşünerek kendimi teselli etmeye çalışıyor, bu olanlardan canımın daha az yanmasını hedefliyordum. "Neden sanki iş bulmak konusunda bu kadar acele ediyorsun ki?" derken Banu, aslında eninde sonunda onun gibi olacağımı düşündüğünü biliyordum. Bense kendimce ateşe atlamak gibi gördüğüm o yolu ölümün alternatifi görüyordum ve ölüm bana daha yakın geliyordu. Başaramadığım, çıkmazlarım arttığı anda canıma kıymak gibi bir planı daha hapisten çıktığım ilk gün yazmıştım ancak henüz buna gerek kalmayacak çözümler üretmiştim. Üstelik ölümden de korkuyordum. Bu hayattan daha zor olmayacağına kanaat getirsem de daha zorunu yaşayacak gücüm kalmamış olması beni büsbütün korkutuyor ve hayatı tutmak zorunda bırakıyordu. Bir yerinden tutup yettiği kadar yaşamam şarttı. "Bak ben gidiyorum ha, kafana takma şu iş mevzusunu hallederiz." diyerek çıkarken evden Banu'nun ardından isteksizce el salladım. Kolundan tutup "gitme" demek, "Bak, artık yalnız değilsin. Yapamadığın her şey için yanında ben varım, birlikte olursak her şeyin üstesinden geliriz." demek istiyordum. Neriman abla için bunu yapmam da gerekiyordu ama Banu'nun o hükmeden tavrı beni düşünmeye itiyordu. Banu'nun ardından kalkıp mutfağa gittim. Bir kahve yapıp içmek niyetinde iken mutfak penceresine ilişen pervane çiçeğini gördüm. Bugün düne göre daha canlı çiçekleri vardı ve sanki benimle gülümsüyordu. Adama bir teşekkür bile etmedin, Derya. Bazı eksiklikler sonradan tamamlanabilirdi. Bu da onlardan biriydi; kahve fikrinden vazgeçip hızla anahtarı alıp çıktım evden. Kapısını çalarken kendisinden başka biri ile karşılaşma durumunda söyleyecek sözlerim olması gerektiğini düşünüyordum. Öyle ya bir adamın kapısına neden dayanırdı bir kadın, bir nedeni mutlaka olmalıydı. Kapı açıldı... Ben bütün bu fikirlerin ortasında hangisini tutacağımı düşünürken; "Hayırdır Derya?" dedi. Yani aslında o da bir neden soruyordu bana! Karşımda düşündüğüm gibi herhangi biri yoktu ama ona neden kapısının önünde olduğunu bir şekilde açıklamam gerekiyordu. "Şey..." diye başladım cümleye. Ellerim birbirleri ile kavga halinde, ne söyleyeceğini bilmeyen virane bir haldeydim. İyi de neden? Altı üstü çiçek için teşekkür edip gidecekken karşısında neydi bu halim? "Evet?" diye beni yüreklendirirken; "Ben teşekkür etmek için geldim." dedim. Bu cümle tek başına yeterli değildi. İşte bu yüzden, Selim çok da anlam verememiş bir tavırla; "İçeri gelsene." dedi. Karşısında ne yapacağını bilmez bir hâlde durmaya devam ediyordum. Hiç soru sormamış gibi. O kapıyı ardına kadar açtı içeri girmem için... Benim için yabancı olmaktan daha öteye gidememiş üstelik de bekar bir adamın evine giremezdim. Elbette, bir kere mecbur kalıp girmiştim ama şu an böyle bir durum yoktu. Bekar olduğunu bildiğim için değil, aslında gerçekten öyle olmasını istediğim için böyle düşünüyordum. Kendi evimi işaret ederek; "Ben eve gideyim, yorgunum zaten." dedim. Sonra karşısında daha fazla bocalamamak için evime doğru döndüm. Orası artık benim evim. "Daha iyisin ama değil mi?" diye seslenince ardımdan, bulunduğum mesafede öylece kaldım. "İyiyim." dedim, sonra ona dönüp o meraklı tavrına karşılık; "İş aradım bütün gün ama sanırım bu şehirde iş bulmak çok zor." dedim. Aklımda bu konuda ondan yardım istemek yoktu. Zaten ben kendi dertlerim için insanlardan yardım isteyebilecek kadar, onlara yakın olamadım hiç. Ama Selim böyle biri değildi, birine yardım etmek için onunla yakınlık aramıyordu. "Ne iş yaparsın ki sen?" dedi. Ne iş yapabilirdim sahiden ben? Annemle, evde yaptığımız el işlemelerini sattık uzunca bir süre ama onda da ben anneme yardımcı olan taraftım. Bir süre de o mezarım olan lokantada çalışmıştım ancak bir lokantada çalışmak kesinlikle istemiyordum. Zaten okulu bile bitiremediğim için elimde doğru düzgün bir diplomam da yoktu. Bunları düşünürken sadece; "Hiç!" dedim. Bir işten anlamadığımı söylemem bu kelimenin telaffuzu kadar kolaydı aslında. Kendime karşı güvenimi öylesine kaybetmiştim ki bu durumu kompleks haline bile getirmeden kabullenmiştim. "Hiç?" diye sordu. İstikrarlı bir halde başımı salladım. Duruma abes bir halde gülümseyerek; "Herkesin yapabileceği bir şeyler vardır." dedi. Belki de benim de vardı ancak o güne kadar bilmiyordum. Yeniden arkamı dönüp eve girdiğimde bu defa beni durdurmadı. Onun söylediği söze karşılık bir cevabım yokken evime girdim. Sadece bir sonraki gün akşam saatlerinde aynı vakitte çalan kapının ardında Selim vardı. Onu görünce bunun her gün hiç vazgeçilmeyen bir tavırla süreceğini düşündüm. Bir şekilde birbirimizin kapısının önüne gelmek için nedenlerimiz olacaktı? Ya da kuruntu yapıyordum. Yine karşısında sözleri olmayan, kendi sessizliğinde boğulan bir kız çocuğu gibi kalakaldım. "Merhaba." dedi. "Merhaba." dedim. Belli ki iyi bir ailede yetişmiş, kendi halinde düzgün insanların elinde şekil almış bir adamdı Selim. Mavi gözleri baktığında, bana çok aşina olmayan bir güven verirken aynı zamanda uzaktan bakıldığında da ulaşılması zormuş gibi görünen karizması da dilimi düğümlüyordu adeta. "Rahatsız ediyorum." diye başladı söze. Her zamanki yüksek özgüveni yoktu sanki, hafif aksak, tedirgindi karşımda. Söyleyeceklerinin bambaşka şeyler olduğunu düşündürecek kadar da çekingen. Bekledim, söylesin söyleyeceğini diye. Karşılık vermeden durdum. "Dün söylediklerinden sonra, senin yapabileceğin en iyi işi kendimce buldum." dedi ve sonrasında elindeki kartı bana uzattı. Kartı tereddüt etmeden aldım. üzerinde "Mutlu Çiçekçilik" yazıyordu. Elimdeki kart bir çiçekçiye aitti. Üzerinde yasemin çiçeklerinin basılı olduğu gök mavisi kartın üzerinde iş yeri sahibinin adı da yazıyordu; "Mutlu Sezgin!" Gözlerimi önündeki karttan alıp yeniden Selim'e baktım. Anladığım şeyin tam olarak karşılığının ne olduğunu çok da idrak edememiştim. "Çiçekleri seviyorsun. Mutlu benim yakın arkadaşım. Uzun zamandır yanında çalışması için bir bayan eleman arıyordu. Çiçeklerden anlayan, gübresini, ilacını bilen." diye açıklarken girdim araya; "İyi de ben çiçeklerden anlamam ki, sadece çiçekleri severim." dedim. "Olsun. Orası bir sera zaten, profesyonel insanlar çalışıyor. Bir aile işyeri, temiz, düzgün bir yer. Alışırsın, öğrenirsin, tabi anlaşırsanız. Yarın için bekliyorlar seni." diye cevap verdi bana. Sanki ben karşısında olumlu bir tepki vermişim gibi hevesle anlatmaya devam ediyordu. Elimi durması için kaldırdım. Susması, anlatmaya devam etmemesi için, ben elimi kaldırdığımda o susmamıştı ki ben araya girdim; "Bildiğim bir iş değil seni mahcup ederim." dedim. Kendime olan inançsızlığım onun umurunda bile değildi. Beni hiç tanımayan birinin karşımda; "Etmezsin, tahmin ettiğimden de iyi yaparsın sen." demesi, anlam veremeyeceğim kadar karmaşık geliyordu o an bana. "Yarın işin varsa sonraki gün de gidebilirsin, adını söylersen onlar kim olduğunu biliyorlar. Eğer sen kendine uygun bulursan, bulmazsan elbette en iyisini kendin bilirsin." Neyin iyisini bildin ki, Derya sen? Beni hiç tanımadığı ne kadar da belli? Selim'in ısrarla benden yana emin tavırları kendimi sorgulamama neden oldu? Nerden anlamıştı benim neyi, ne kadar yapacağımı diye soruyordum kendime? Nasıl bir yakınlık göstermiştim ki ona? Oysa başıma gelen her şeyin bana öğrettiği ilk şey kimseye inanmamak olmuştu. Şimdi ise ben anlamsız bir tavırla onun iyi biri olduğuna kanaat getirip onu dinliyordum. Üstelik de söylediği her söze şaşırmış olmama rağmen. "Görüşürüz." dediğinde evine girmek için yöneldi. Benim ise elimde bir çiçekçi kartviziti, öylece duruyordum. Evinin kapısını açıp içeri adım atıp da bana dönüp tebessümle baktıktan sonra kapıyı kapatana kadar. Üstelik ben onun tebessümünden bile etkileniyordum. Etkilenmek miydi bu? İnanmayacağım derken, bir adamın tebessümüne divane mi ediyordum kendimi? Korkuyla kapadım kapıyı... Yaşadığım her şey beni bir daha bir erkeğe güvenmek dışında göz ucuyla bakmaktan bile alıkoyacak sanırken bunu Selim'i hiç tanımadığım için düşünmüş olduğumun da farkındaydım.  İçeri girdim. Salonun koltuklarına oturdum, ellerimin arasında ki gök mavisi kartın üzerinde yazan kelimeleri sesli olarak okumaya başladım. Yarın olduğunda gidecek miydim gerçekten? Gidip o uzatılan eli tutacak mıydım, üstelik ne niyetle yapıldığını bile bilmezken?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD