İYİ Kİ DOĞDUN TEYZE

1606 Words
On sekizinci yaşına girmeye günler kalmıştı. Yetişkinliğe ilk adım olarak görüyordu. Artık reşit olacak özgür iradesi ile kararlarını kendi alacaktı. Bu yaşlarda herkes böyle mı düşünüyordu? Aslında yaşın ne kadar büyük olmasının bir önemi yoktu. On sekiz yaşında olmasına rağmen öylesine olgun kendinden emin yaşamıştı. Çocukluğundan bu güne ailesine hiç zorluk çıkarmamıştı. Ergenlik hayatı da gayet sakin geçmişti. Çalışma hayatına yaşıtlarına nazaran daha erken başlamış, okumaktan vazgeçmemişti. Annesi doğum gününü unutmamıştı. Ablasını aramış sürpriz yapmak istiyordu. Doğum gününü unutmamıştı ama kutlamasa da kırılmazdı. Yılın son günü herkes yeni yıla girmenin sevinci ile her yeri renkli ışıklarla süslemişlerdi. Annesinden defalarca dinlemişti. Doğmadan önce hastanede başından geçenleri, Kader de ilk kez dinlercesine keyifle annesini dinlerdi. Öğlen saatlerine doğru ablası ve eniştesi gelmişti. Annesi hastaneye yatmadan önce alınması gereken eksikler vardı. Ablası ile birlikte merkeze gidip eksikleri tamam ettiler. Alış veriş merkezinin önünde devasa büyüklükte bir ağaç vardı. Öyle güzel süslemişlerdi ki gözleri kamaşıyordu. Eniştesi de doğum günü pastasını almış onlar gelmeden eve saklamıştı. Eve dönmeden önce Kader annesini aradı. “Anneciğim alınacak eksik ne var?” diye sordu “Üç ekmek alın fırından canım kızım bir de akşama mantı yaptım yoğurt bitmiş onu da gelirken alın” dedi Telefonu Kader kapattıktan sonra; “Abla akşama mantı var sen de seversin annem yapmış” dedi Ablası hamileydi. Annesi doğum günü için hazırlıkları bitirmek üzereydi. Kızlar kapıdan girdi. “Annem sen neler yaptın evden muş gibi kokular geliyor” dedi Her açtığı tencerede oooo diye sevinçle haykırıyordu. Hemen sofrayı hazırlayıp yemeğe oturdular. Kader'in aklında doğum günü falan kalmamıştı. Ablasını görünce her şeyi unutmuştu. Ablası nedendir 9bilinmez babasının yanında hamile olduğunu söylemekten utandı. Mutfakta annesine söyledi. Annesi o kadar mutlu oldu ki anneanne oluyordu. Torun geliyordu. Bütün aile bir arada olduğu vakitlerde sofrada yemek yeme faslı uzar da uzardı. Sohbet eşliğinde olunca ne kadar zamandır sofrada olduklarını unutuyorlardı. Annesi Emsal'e gözleri ile işaret etti. Ablası kalktı pastanın mumlarını yaktı. Ramazan eniştesi pastanın üstüne  “İYİKİ DOĞDUN TEYZE” yazdırmıştı. Emsal kapıdan pasta ile geldi. Kader şok içerisindeydi. Evet biliyordu bugün doğum günüydü ama tamamen aklından çıktığı anda ablası pasta ile içeriye  girdi. Mumlarını üflemesi için pastayı masaya koydu. Kader pastaya baktı; notu görünce ikinci kez şok oldu. Hemen ablasına döndü; “Abla ben teyze mi oluyorum? Diye sordu. O kadar sevinmişti ki, mumları üflemeden önce içinden dilek tuttu.    “Ailem ile her zaman mutlu sağlıklı bir yıl olsun” dedi mumları üfledi. Herkesi tek tek öptü. Ablasını öpmek için sıra geldiğinde “ bir kere de onun için öpüyorum” dedi Böylesine güzel anlar o kadar değerli ve paha biçilemez di ki sevilmek değer verildiğini bilmek insanı daha da güçlü hissetmesini sağlıyordu. Ablası Kader'in kitaplara karşı olan ilgisini bildiğinden hediye olarak kitap almıştı. Annesinin ve babasının yanında olması zaten onun için en büyük hediye idi, abisi  saksıda mor renkte bir menekşe almıştı. Çok duygulandı. Abisi ile pek anlaşamıyordu. Çoğu zaman iyi ki de abim var dediği oluyordu. Yaklaşık on dört  yaşındayken bayramda kızlarla eğlenmek için parka gitmişlerdi. Dönme dolaba binmek için sıra beklerken bir kaç tane serseri tipli çocuklar kendilerine sarkıntı olmuştu. Abisi her zaman öyleydi, fazla yakınında görünmez ama gölge gibi etrafında olurdu. O serseri tipli çocuklar laf atınca Kader ve diğer kızlara abisinin nereden çıktığını anlamadı. Abisi ve arkadaşları yüksek bir ses tonuyla ; “Hayırdır beyler ne oluyor burada" diye seslendi Onlar da kim olduğunu bilmeden ters ters cevap verdiler; “Seni ilgilendirmez karışma kötü olur” dediler Daha da sinirlenmişti abim tam yumruğunu sıkmıştı kavga için hazırlanıyordu, abimim arkadaşlarından biri karşı taraftaki çocuğa “Abisi oluyor" dediğinde o gençler; “Gel karışma abisi oluyormuş dayak yersin” dedi   O andan itibaren arkalarına bile bakmadan gittiler. Yani her zaman öyleydi, kaç kez görmüştü okuldan eve dönerken ablası ile Kader'i arkadan takip ettiğini. Kızlara abilik yapıyordu. Abisinin aldığı menekşeyi odasındaki sehpanın üstüne koydu. Ablası o gece gitmedi. Sabaha kadar oturup konuştular. Arkadaşı Nergis ile yaptıklarını anlatınca ablası çok şaşırdı. “Sen nasıl böyle bir şeyi kabul edebilsin. Karşına çıkacak olan kişi sana bir kötülük yapsaydı yada abin görseydi nasıl açıklayacaktın” dedi Düşününce ablası çok haklıydı, Nergis kendi bencilliği yüzünden bu oyuna Kader'i alet etmişti. Daha doğrusu maşa yerine kullanmıştı. Kader “Düşünemedim abla o zaman mantıklı gibi gelmişti. Şimdi olsa asla kabul etmezdim" dedi Her yanlış aslında insanı doğru yolun ne olduğunu öğretiyor. Yaşayarak tecrübe etmek bu olsa gerek, can yakanın canı yanarmış. Sonrasında Kader “Bir kahve içelim mi abla kardeş karşılıklı” dedi “Kahveyi ben kendime yapayım abla sana süt ısıtayım” dedi Ablası gülümsedi “Hadi hazırla canım içelim birlikte" dedi Kader mutfakta kahvesini yaptı. Ablasına da sütü ısıttı içine biraz da bal koydu. Elinde tepsi ile odaya geldi. Eniştesine oturma odasında yatak açmışlardı. Kahvenin kokusunu duymuş olacak ki kızların kapısını tıkladı. “Gelebilir miyim?” Kader ve ablası aynı anda “Gelebilirsin tabi ki" diye cevapladı İçeri girdi Ramazan eniştesi öncele gözlerini ovaladı sonra saatine baktı. Emsal “ Sesten mi uyuyamadın canım” Ramazan “Yok hayatım kahvenin kokusu öyle güzel geldi ki uykumdan uyandırdı” dedi İkisi de birden gülümsedi. Kader “ Enişte hemen sana da bir kahve yaparım” dedi Çok geçmeden elinde bol köpüklü bir kahve ile geri geldi. “Ellerine sağlık” dedi “Afiyet olsun enişte” dedi Eniştesi kahvesini içtikten sonra “iyi geceler” dedi yatmaya gitti. Kader ablası ile eniştesinin arasındaki sevgi bağının ne kadar sağlam olduğunu anlayabiliyordu. Ablası da çok mutluydu, birde küçük bir bebekleri olacaktı. Heyecanlı bir ses tonu ile; “Abla kız mı olsun istersin yoksa erkek mi? “Nedendir bilmiyorum ama içimde hep kızım olacak gibi bir his var” “Abla düşünsene kız olursa mini mini etekler, dantelli çoraplar, süslü tokalar ne güzel di mi?” “ Evet canım” “Erkek olursa papyonlu gömlek, kısa pantolon şekilli şapkalar” “Evet ama kız erkek hiç fark etmez önemli olan sağlıkla dünyaya gelmesi” Laf lafı açıyordu. Ablası kayınvalidesinden biraz dertliydi, zaten Hanife teyze biraz soğuk kanlıydı. Her konuda aksine bir fikir üretir her zaman muhalefet olurdu. İyi ki eniştesi tam tersine ablasının üstüne çok düşüyordu. Annesinin ameliyat tarihi belliydi iki gün sonra hastaneye yatış yapılacaktı. Bebekken annesi beşikten düşük kalça kemiği yerinden çıkmış başka bir kemiğe kaynamıştı. Aksayarak yürüyordu. Ağrıları dayanılmayacak duruma gelmeseydi aksamasını dert etmezdi. Artık ağrı günlük hayatını da çok etkilemeye başladığı için son çare olarak bu ameliyatı olmak istiyordu. Ablası iki canlıydı ve bugün alış verişte yorulmuştu. “Abla artık uyuyalım. Sabah olmasına az kaldı.” Ablası bu gece Kader ile aynı odada kendi yatağında yattı Bu gün Kader için unutulmayacak bir doğum günü olmuştu. Minik bir bebek geliyor Kader teyze oluyordu. Sabah annesi kalktı. Kızların gece geç saate kadar oturdukları tahmin etmişti. Babası fırına gitti. Sıcak simit aldı. Annesi her  zamankinden daha fazla özenli kahvaltıyı hazırladı. Kader şöyle bir kafasını kaldırdı. Kızartmış ekmek kokusunu duyduğu gibi yatağından fırladı. Annesi sobada ekmek kızartıyordu. Oh mis gibi sofra “Canım annem” dedi yanağından öptü. Annesi evlendikten sonra köyde çok zor günler yaşamıştı. Köy yerinde kalabalık bir aileye gelin gitmek çok zor olduğundan bahsederdi. Kaç gece aç yatmış, açlıktan ağladığı günler olmuştu. Akşama kadar tarlada orakla ekin biçip akşam eve geldiğinde ev ahalisinin yemeklerini yaparmış. Yani o zamanlarda evleniyorsan gelin değil esir olunuyormuş. Annesinin beş sene çocuğu olmamış. Babasının Ali dedesi camide görevli olarak çalışıyormuş. Ali dede babasını yanına çağırmış Kemal bey hastanede iş bulunca çalışmaya başlamış. Ali dede camide düşüp kalça kemiğini kırınca mecburen annesini de şehre getirmek zorunda kalmış. Ali dede öyle iyi biriymiş ki annesi her adını  andığında gözleri dolarmış. Ali dede iyileşince annesini tekrar köye çağırmışlar. Annesi giderken Ali dede de annesi ile birlikte köye gitmiş. Tek sebebi annesini  ezdirmemek içinmiş. Bir akşam tarladan geldiğinde dedesi annesini sebepsiz yere öyle bir dayak atmış ki annesi dayanamayıp evden çıktığı gibi kendi köyüne gitmiş. Kapıdan içeri girdiğinde annesinin bu halini gören dedesi geri göndermemiş. Ali dede Kaderin babasının ağzından bir mektup yazmış. Köydeki eve göndermiş. Tabi Hasan dedesi mektubun şehirden geldiğini zannettiği için annesini babasının köyünden geri getirmiş. Annesi Ali dedeyi köyde bırakmak istememiş. Ali dede “kızım ben senin için buradayım bende gidersem bu gâvurlar sana eziyet eder” demiş Annesine tek bir parça kıyafet aldırmadan Ali dede ile birlikte şehre göndermişler. Eve geldiklerinde Ali dede annesinin elbiselerini kendi kıyafetlerinin altına giymiş. Eve geldiklerinde çıkarmış annesine vermiş. ”Bunlar senin elbiselerin içime giydim getirdim onlara mı bırakacaktık” demiş. Zaten son nefesine kadar da annesi ile babası ilgilenmiş. “Rabbim sizi iyi kişilerle karşılaştırsın ben çok  çektim siz çekmeyin” derdi Bu kadar da olmaz dedirten öyle şeyler görmüştü ki bazen kendisine bazen de babasına kızıyordu. Annesi böyle anlatınca insanın akli hayali duruyordu. Meyve sebze dolabına zincirle kilitlediğini Kader çocukken  kendi gözleriyle şahit olmuştu. İneklerin damında tepeye saklanmış bir sepet yumurtayı abisi ile birlikte görmüşlerdi. Damdaki malların dışkılarını babaannesi her gün Kader ile abisine temizletirdi. Abisi Kader'e göre daha hareketli daha afacan bir çocuktu, damı temizlediler. Abisi erik ağacının dalına çıkmış kendisi dalda eriği yiyor, bir yandan da aşağıya Kader'e erik atıyordu. Babaannesi İzzet abisi biraz gözden kaybolsa bilirdi ki İzzet erik ağacına çıktı. Hemen seslenir kontrol ederdi. İzzet babaannesinin sesini duyar duymaz ağaçtan damın üstüne atlar görünmezdi. Cebine doldurduğu eriklerle aşağıya inerdi. Damda oturup erikleri yerken tavandaki sepeti görmüşlerdi. Abisi sepetin içine baktığında içinin yumurta dolu olduğunu görmüştü. Annesine anlattılar yumurtaları, annesi “sepete vurup aşağıya düşürseydiniz. Öküzün boynuzu düşürmüştür diye aklına gelirdi. Size bir yumurta yedirmez damda sepet dolusu yumurta saklar" dedi Okullar kapanınca köye bir gidilirdi açılana kadar köyde kalırlardı. Babaannesi hiç sevmedi neden olduğunu bilmiyordu. Çocukluk zamanında yaşanan ve kendisinde iz bırakan anlar hiç unutulmuyordu Kader de bu ve bunun gibi bir çok anısı vardı. Babaannesi zaten ufak tefek bir kadındı, erik ağacının altına gelip ellerini beline koyar öyle bakardı ağaca......
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD