Ev içerinde genel olarak bir sakinlik vardı. Evdeki bu sakinliğin aksine Emsal'in içi içine sığmıyordu. Hafta sonu kız isteme merasimi yapılacak ve sonrasında söz yüzükleri takılacaktı. Beklenen gün gelmişti. Dedem, babaannem, dayım, anneannem evin büyükleri olarak gelmişlerdi. Dedesinin boyu çok uzundu Uzan Hasan denildiğinde herkesler bilir tanırdı. Babaannesinin boyu ise neredeyse dedesinin yarısı kadardı. Kader'in iki tane dayısı vardı. Büyük olan dayısının adı Kerim, diğer dayısının adı Zühtü idi. Kerim dayısı esmer ve biraz iriydi. Kalın kaşları ortadan birleşik ne annesine nede dedesine benziyordu. Zühtü dayısı ise ufak tefek minyon yapıya sahipti, açık renkte teni ile annesine daha çok benzetiyordu . Anneannem ise iri yarı bir bayandı, annem o kadar çok benziyordu ki anneanneme daha önce tanımayan biri görse anne kız olduğunu söylerdi. Akşam olmuş, misafirler ha geldi ha gelecek bekleniyordu. Emsal ve Kader’de hazırlanmıştı . Eksik hiç bir şey kalmamıştı. Yüzükler, süslü yüzük tepsisi, kurdelesi hatta şık bir makasına kadar her şey çok güzeldi. Emsal kıyafet olarak pudra rengi önden işlemeli, etek kısmı tüllü uzun bir elbise giymişti. Eşarp olarak elbisesinin rengine yakın bir tonda eşarp bağlamıştı. Hafif bir makyaj yaparak yüzüne renk katmış harika görünüyordu. Kader lacivert rengi pantolonun üstüne beyaz lacivert kareli bir gömlek giymeyi tercih etmişti. Saçlarını daha özenli topladı. Ablasının hazırlanmasına yardımcı olmuş bir an yanından ayrılmamıştı. Kapının çalan zili duyuldu. Kapıyı Emsal açtı. Damat beyin bir elinde kocaman bir çiçek buketi diğer elinde çikolata tepsisi vardı. Oldukça kalabalık gelmişlerdi. Teker teker selam vererek içeriye girdiler. Herkes birbirine hal hatır sorduktan sonra sohbet başlamıştı. Beklenen an gelmişti. İsteme merasimini damat beyin amcası yapacaktı evin büyüğü olarak. Dedesini iki sene önce kaybetmişlerdi. Tatlı bir sohbet vardı. Emsal odaya girdi;
“kahveleriniz nasıl olsun” diye sordu. Kimisi şekerli kimisi orta diye söyledi
Mutfağa geçen abla kardeş kahveleri hazırlamaya başladılar. İsteme günü damadın kahvesi tuzlu yapılırdı. Kahve ikramları yapıldı. Damadın kahvesi de geldi. Aslında başına geleceklerden haberi vardı damat beyin ama başa gelen çekilir misali tuzlu kahveden kaçış yoktu. Bir yudum aldı. Sonra ikinci yudumda bitirdi kahvesini hemen arkasına suyu içti. Sonra dönüp Emsal'e baktı. Aslında bu kahveyi içerek “senin elinden zehir olsa içerim” demek istemiş sevgisini ispat etmiş oluyordu. Herkes kahvelerini içmişti. Amcası söze başladı.
“Efendim buraya hayırlı bir iş için geldik. Sebebi ziyaretimiz belli, Allah'ın emri Peygamber Efendimiz’in kavli ile kızınız Emsal’i oğlumuz Ramazan'a istiyoruz” dedi
Dedesi derin bir nefes aldı. Torununun bu evliliği istediğini bildiğinden konuşmaya başladı.
“Emsal benim ilk torunum kıymetlimdir. Dedesi olarak yuvasını kurduğunu da görmek nasipse varmış. Kızımız önce Allah'a sonrada Ramazan evladımıza emanet bundan sonra” dedi ve sözünü “hayırlı olsun inşallah” diyerek bitirdi.
Aslında dedesi çok konuşkan bir insandı, fakat bu gece boğazına sanki bir yumruk düğümlenmişti. Sesi titriyor ve heyecanlıydı. İsteme anında Emsal mutfakta bekliyordu. Kader içeride neler konuşuluyor pür dikkat dinliyordu. Dedesi konuşmasını bitirince Kader'e döndü
“ablanı çağır kızım yüzükleri takacağız” dedi
Kader hemen ablasını çağırdı. Odaya girdiğinde Ramazan ayağa kalktı. İkisi yan yana dikildi. Kader söz tepsisini makasla birlikte getirdi. Damadın cebindeki yüzükler tepsiye konuldu. Yüzük tepsisini ablasının yanında Kader tutuyordu
Yüzükleri takmadan önce dedesi kısa bir dua etti. Yüzükleri taktı ve “hayırlı uğurlu olsun inşallah” dedi kurdeleyi kesti. Herkes alkışlamaya başladı. Aile büyüklerinin tek tek elleri öpüldükten sonra yan yana oturttular. Kader hazırlanan ikramlıkları misafirlere dağıtmaya başladı. Annesinin gözlerinden istemsizce göz yaşları dökülüyordu. Bir yandan mutlu bir yandan üzgündü. Araya fazla bir zaman girmeden düğünü yapmak istediklerini konuşuyorlardı. Kız tarafı bu konuşmaya itiraz etmedi.
Uzun bir süre oturduktan sonra misafirler kalkmak için izin istediler.
O kadar çok yorulmuştu ki Kader kafasını yastığa koyar koymaz uykuya daldı. Sabah uyanır uyanmaz saate baktı. Yatağından kalktığı gibi elini yüzünü yıkadı. Bugün iş görüşmedi vardı. Annesi kahvaltı hazırlıyordu. Kader annecim “çıkmam lazım iş görüşmesine geç kalacağım” dedi
Annesi:
“Kızım kahvaltı yapsaydın” dedi
“Geç kalıyorum annecim öpüyorum” dedi
Otobüs durağına gitti. Az bir süre sonra gelen ilk otobüse bindi. Üç durak sonra indi. İş yerinin bahçe kapısından çıkan kişiye
“İş görüşmesi için gelmiştim müracaat nerede” diye sordu
“Merdivenlerden çıkın soldaki ilk kapı Aysun hanım sizinle ilgilenecektir” dedi
Merdivenleri çıktı kapıdan girdi. Masada bir bayan vardı. Kapıyı hafifçe tıkladı.
“Aysun hanım” dedi
“Buyurun benim” dedi
“İş başvurusu için gelmiştim" dedi
Masanın üzerinden duran kağıtlardan bir yaprak alıp Kader'e uzattı.
“Formu doldurun lütfen” dedi
Sakinlikle eline kalemi alıp doldurdu.
Nerede çalıştınız? Kaç yıllık tecrübeniz var? Gibi bir kaç tane soru sordu bayan, çok fazla bir tecrübesi yoktu. Aysun hanım Kader'in kendinden emin tavırlarından etkilenmiş formun sağ köşesine artı işareti koymuştu. Kader formda yaptığı artı işaretinin kendisine olumlu yönde dönüş sağlanacağı konusunda umutlandırmıştı. Düşündüğü gibi de oldu. Ertesi gün telefonda iş başvurusu kabul edilmişti. Yeni iş yeni kişiler bakalım neler olacaktı. Ertesi gün iş yerine gitti. Aysun hanımla birlikte atölyeye çıktılar. Burası önceki çalıştığı atölyeden daha büyüktü, oldukça kalabalıktı. Çay molasında makineden hiç kalkmadı. Yemek molası geldiğinde yemekhaneye çıktı. Sıraya girdi. Karşı masada tanıdık bir yüz gördü. Yemek sırası ona gelmişti. Yemeğini aldı o masaya doğru ilerledi. Elinde tabakla
“Oturabilir miyim?" dedi
Masada oturan kız kafasını kaldırdı. Gözlerini kocaman açarak ayağa kalktı.
“ Sen! Gözlerime inanamıyorum ne zaman işe başladın?” dedi
Bu kız Kader'in liseden arkadaşıydı. Onu burada görmek çok sevindirmişti. Kader masaya oturdu.
“Bugün başladım işe Nergis seninle karşılaşmak çok iyi geldi”
Molalarda hep birlikteydiler. Yemek molası, çay molası hiç ayrılmadılar. Nergis sigara kullanıyordu. Kader bir kaç kez içmişti. Nergis ile arkadaşlığında sigara kullanımı daha çok artmıştı.
Ablasının nikah tarihi belli olmuştu. Çeyizi hazır sayılırdı. Çeşit çeşit yazmalar , seccadeler, patikler, havlular eksik yok gibiydi. Alışverişe annesi ile çıkmışlar mutfak eşyalarını da tamam etmişti.
Günler çok hızlı ilerliyordu. Nikâh tarihi iyice yaklaşmıştı.
Kader akşam işten eve geldiğinde ablası alınanları gösterdi. Tencere, tava, çaydanlık takımları kaşıklar, kepçeler çeşit çeşit bardak takımları daha neler neler
“Ablacım hepsi harika görünüyor güzel günlerde kullan başka alınacaklar varsa bu ay alacağım maaşı sana veririm” dedi
“Sağ ol canım kardeşim eksik pek bir şey kalmadı. Gelinlik provası için gideceğim” dedi
“Abla gelinlik provasını hafta sonuna alır mısın bende gelmek istiyorum seninle” dedi
“Tabi alırım canım benim” dedi
Hafta sonu geldi ablası ve Kader gelinlik provası için hazırlandılar. Kapıda Ramazan eniştesini gördü.
“Abla eniştem gelmiş” dedi
“Tamam canım hadi çıkalım” dedi ablası
Oraya vardıklarında Kader ve ablası içeri girdi. Eniştesinin girmesi yasaktı, ablası nikaha kadar görmesini istemiyordu.
İçeriye girdiklerinde onları bekliyorlardı.
“Hoş geldiniz sizi şöyle alalım” dedi bayan
Emsal içeri girmişti. Kocaman bir boy aynası vardı. Işıl ışıl boncuklarla bezenmiş türlü türlü gelinlikler göz kamaştırıyordu. Böylece etrafını süzen Kader arkasına döndü ablasını beyazlar içinde gördüğünde o kadar duygulandı ki göz yaşlarına hakim olamadı.
“Ablacım harika görünüyorsun. Beyazlar sana çok yakıştı.” Dedi
Elinden tuttu kendi etrafında bir tur çevirdi, çok kabarık uzun kollu bolca inci detayları gelinliğe farklı bir hava katmıştı. Ablasının gelin çiçeğini birlikte seçtiler. Eve dönerken davetiyeleri ve nikah şekerlerinin siparişini de verdiler.
Ertesi gün ablasının çeyizi artık evine götürülecekti. Şerife, Kader, ablası, abisi bir kaç kişi daha damadın kendi evine gittiler. Damat, arkadaşları ve abisi eşyaları tek tek yukarı taşıdılar. Üç katlı bahçeli bir evdi, mahalle sakindi. Ablası üçüncü katta oturacaktı. Genel bir temizlik yapıldı ve eşyalar tek tek kolilerden çıkartılıp yerlerine sermeye başladı. Kader ve Şerife mutfak eşyalarını sermek için mutfak malzemelerini taşıdı. Kerim dayısının hanımı Fatma yengede yardıma gelmişti. Fatma yenge ve ablası da diğer odaları yerleştirmek için işe başlamışlardı. Çok yorulmuşlar bir o kadar da karınları acıkmıştı. Hanife teyze giriş katta oturuyordu. Yukarıya geldi. “Acıkmışsınızdır diye size sofra hazırladık. Hele bir soluklanın yemeği yedikten sonra tekrar devam edersiniz” dedi
Bu teklife hayır demek olmazdı. Zaten işleri de bitmek üzereydi. Kalan isleri de hemen hallettikten sonra aşağı indiler. Sofra hazırdı. Yemek yediler. Saat de epey geç olmuştu. Yemeğin ardından çaylarda gelmişti. Birer bardak çay içtiler. Kader’in abisi
“ellerinize sağlık Hanife teyze biz hava kararmadan eve dönelim artık” dedi
Hanife teyze;
“Afiyet olsun oğlum siz nasıl isterseniz” dedi
Tekrar yukarı çıktılar eniştesi evini görünce çok beğendi.
Sıra gelmişti kına gecesine, ilk başta çok eğlenceli gidiyordu davullar zurnalar oyunlar halaylar kına yakmaya gelince adettendir deni gelin hanım ağlatılırdı. Kına için herkes toplandı. Kınayı gelinin eline sürmek için Fatma yenge geldi.
“Gelin elini açmıyor kaynana” diye seslendi
Bu da adettenmiş meğer; sonra Hanife teyze geldi ablasının eline bir altın bıraktı. Altının üstüne de kına sürdü. Gelinin elini kırmızı kese ile bağladı. Gelin ağlatma türküsü söylendi. Zaten ağlatma türlüsüne gerek kalmamıştı. Ablası boncuk tanesi gibi göz yaşı döküyordu. Annesi kızının yanına gitti. Birbirlerine sarıldılar. Evet bu gece misafirdi baba evinde annesi ile birbirlerine sarılıp ağlaştılar.
Ertesi gün nikah için hazırlık çok erken saatte başlamıştı. Kader, ablası, damat bey ve kardeşi yola çıktı. Önce gelinlikçiye sonra kuaföre gideceklerdi. Damat beyde tıraş olmuş gelin arabasını süsletmişti. Tüm hazırlıklar bittikten sonra eve geldiler. Gelin baba ocağından dualar eşliğinde çıkacaktı. Biraz oturdular. Sonra gelin kuşağını abisi beline bağladı. Anne babasının elini öptü ayrılmak öylesine zor gelmişti ki herkesin gözünde yaş vardı. Hem mutluluk hem hüzün aynı anda yaşanıyordu. Nikâh salonuna vardılar. Davetliler salonu doldurmuştu. Ablası yuvadan uçup gidiyordu. Annesi ve babası o kadar üzülmüşlerdi ki annesi gelin evden çıkarken fenalık geçirmişti. Nikâh memuru geldi kısa bir konuşmasının ardından sıra gelin ile damada gelmişti. Şahitler eşliğinde evet dedikten sonra Nikâh defterini imzaladılar. Evlilik cüzdanını ablasına uzattı. Ablası çok mutluydu, Ramazan’ı sevmişti. Her şey o kadar çabuk olmuştu ki bir rüyada uyanacak rüya bitmiş olacaktı. Dönüşte ablasını ve eniştesini tebrik etmek için ablasına sarıldı kulağına
“Canım ablam seni çok seviyorum ömür bayınca mutlu ol. Beyazlar sana çok yakıştı” dedi
Eve dönene kadar arabada ağladı. Ablasından hiç ayrı kalmamıştı. Odasına geçti ablasının yatağı boştu artık o yatağa yatıp yastığına sarıldı ablasının kokusu yastığa sinmişti. Daha şimdiden özlemişti. Ben hiç evlenmeyeceğim diye kendi kendine söz verdi.