Bölüm.8

1939 Words
İyi okumalar dilerim... Melisa Bozok'tan anlatım... Uyanış; Gördüğüm rüyadan uyanmak istemezken başıma saplanan şiddetli ağrı ile derin bir nefes aldım. Ciğerlerimin acısı aldığım nefesi tıkarken gözlerimi açamıyor olmam endişelenmeme sebep oldu. Sanki derin bir suyun içinde kendime yaşam alanı açmaya çalışıyormuş gibi hissediyordum. Kulağıma ilişen uğultu dolu sesler beynimi kemirmeye başladı. Ve ardından çok uzaklardan gelen adımın telaffuzu yankılandı uğultuların arasında. Bir kez daha derin bir nefes alıp sakinleşmeyi bekledim. "Melisa beni duyuyor musun?". Aynı ses bu sefer daha net duyuluyordu. Gözlerim yavaşça aralanırken başımın üzerindeki ışık ile inledim ve gözlerimi sıkıca kapattım. Acı vardı bedenimde. Zihnim bulanıktı ve tuhaf bir koku duyuyordum neye benzediğini bilmediğim. "Melisa gözlerini yavaşça açmanı istiyorum". Bu ses kime aitti? Her şeyden önemlisi bana ne olmuştu? Yavaşça gözerimi bir kez daha araladım. Aynı ışık yine gözlerime dolmuştu fakat bu sefer bulanık görüyordum. Arka arkaya gözlerimi açıp kapattım. İri cüsseli ve sert yüz hatlarına sahip olan adam "aramıza hoş geldin Melisa" dedi. Etrafıma bakarken göğsüme saplanan ağrı ile yüzümü buruşturdum. Ağzımda duran maskeyi fark ettim ilk önce. Ardından her iki kolumda da bulunan serumları gördüm. Kısık bakışlarımı karşımdaki adamın sert yüzüne çıkarttım. Biraz daha yaklaştı ve "beni duyuyor musun?" diye bağırdı. Gözlerimi kapatıp açarak onu duyduğumu göstermiş oldum. Geri çekilip yanındaki kadına bakarak "normal odaya alıyoruz. Melisa Hanımı hazırlayın hemen" dedi. Gözlerimi bir kez daha kapatıp ciğerlerimdeki ağrıya rağmen bir kez daha derin nefes aldım. Bu yorgunluk, göğsümdeki acı ve bedenime çöreklenen halsizlik neden kaynaklanıyordu? Ne olmuştu da buradaydım? Birkaç dakika sonra bedenime dokunan eller hissettim. Halim yoktu, zihnim bir kez daha bulanırken kendimi o karanlığa bıraktım. *** "Neden uyanmadı hala daha?". Duyduğun bariton sesle yüzümü buruşturdum. Gözlerimi yine araladım ve nerede olduğuma baktım. Hastane odasından tamamen uzak geniş bir alandı. Eşyalar, perdeler üzerinde yattığım yatak bambaşkaydı. Sağ kolumda hala daha serum takılı dururken yatağın sol tarafı hareketlendi. Başımı yorgunca o tarafa çevirip bakışlarımı yüzüme endişe ile bakan gözlere çıkarttım. Kimdi bu adam? Yüzü yabancı gelmiyordu fakat hiçbir ayrıntı yoktu zihnimde. Hatırlamaya zorladım kendimi. Başıma saplanan ağrı ile inlerken "şşt zorlama kendini" dedi. Sol elimde hissettiğim sıcaklıkla şaşırırken sesimi bulmaya çalıştım. Boğazım çok kuruydu. Yutkunamıyordum ve canım daha çok yanıyordu. "Su istiyorum". Saniyeler sonra dudaklarıma değen soğuk can ile irkildim. Yavaş yavaş içtiğim su boğazımı ferahlatırken çenemle bardağı itekleyip derin bir nefes aldım. "Gözlerini aç Melisa, iyi olduğunu görmeye ihtiyacım var". Yavaşça araladım gözlerimi. Karşımda siması tanıdık olan adam bu sefer gözlerini kapatıp derin bir soluk aldı. Odada birkaç kişi daha vardı. Yatağın diğer tarafına gelen üzerinde beyaz önlük olan adam "Merhaba Melisa, aramıza tekrardan hoş geldin. İsmim Petro senin doktorunum" diyerek kendini tanıttı. Baş ucumdaki adam Türkçe doktorum olduğunu söyleyen kişi ise İspanyolca konuşuyordu. Başımı sallayıp "bana ne oldu?" diye sordum. Hala daha göğsümde ağrı varken üzerime giydirilen elbisenin yakasını hafifçe kaldırıp beyaz bandajı görmemle gözlerim dolmaya başladı. "Hey sakın ağlama Melisa. Sen kendini toparla biraz neler olduğunu en ince ayrıntısına kadar anlatacağım sana. Ama ne olur ağlama". Bakışlarım elimin üzerindeki ele ilişti. Sıcacık avucu ile buz tutmuş elimi tuttuğunda anladım ne kadar üşüdüğümü. "İyiyim ben lütfen bana ne olduğunu anlatır mısın?". Baş işareti vererek odadaki herkesin çıkmasını sağladı. Kısa bir süre sonra bakışları beni buldu. Dudaklarını araladı fakat konuşmadan sıkkın bir soluk alıp başını ters yöne çevirdi. Yorgunluk yine üzerime çökerken gözlerimi açık tutmak adına kendimle mücadele ettim. "Uzun sayılabilecek bir zaman diliminden beri bizimlesin Melisa. En son neler olduğunu ya da nerede olduğunu hatırlıyor musun?". Sorduğu soru ile zihnimi yokladım. Bomboştu, beynimin içi karanlık ve uçsuz bucaksız bir boşluğa sahipti. Başımı sakince olumsuzca sallayıp "hatırlamıyorum" dedim. Yine sıkkın bir soluk aldı. Gözlerinde hüzün vardı bu adamın. Elimi sıkıca tutarken bir şeyler söylemek istiyordu fakat zorlanıyordu. Elimi çekmem gerekiyordu fakat bu sıcaklık içimi ısıtmıştı. Bir kez daha uykum gelirken hafifçe esnedim. "Yanımda kalıp elimi tutmaya devam eder misin? Sıcaklığın beni mayıştırdı". Yüzündeki gerginlik yerini avuç içindeki gibi sıcacık bir gülümsemeye bıraktı. Ben ise esnerken zorlukla konuştum. "Gitme lütfen, ellerinin sıcaklığı içimi ısıttı"... *** Kartal Piroğlu'ndan anlatım... Masumiyet; Yatağı sarsmadan ona yaklaştım. Kalkık burnu, kurumuş dudakları ve yorgun yüzü içimde kıyıda köşe kalmış eski beni dürtüyordu. Boşta kalan elimi kaldırıp saçlarını okşamaya başladım. Onun hayatına ait olan zarfı hala daha açamazken kaç geceyi geride bırakmıştım onu izleyerek sayısını unuttum. Elimi geri çekmek istedim bir an. İzin vermedi ve sıçrayarak yüzünü tamamen bana dönerek uykuya kaldığı yerden devam etti. Bu sefer göz altlarını okşamaya başladım. Dudaklarını büzdüğü an yüzümde geniş bir gülümseme peyda oldu. Karşımda olgun ve güzel bir kadın uyuyordu fakat yüzüne yerleşen kız çocuğu ifadesi kalbimi ısıtıyordu. Yaşadığım tüm olumsuzluklara rağmen. Derin bir nefes alıp bakışlarımı pencereden dışarı kararmaya yüz tutmuş gökyüzüne çevirdim. Bir yandan da huzurla aldığı solukları dinlemeye koyuldum. Ona yaşananları anlatmak istiyordum fakat biraz daha toparlanması gerekiyordu. Bir de öğrenmekten kaçtığım geçmişi! Sıkkın soluklarımın üzerine bir yenisini daha ekledim. Başımı önüme eğdiğimde "gitmemişsin" diyen pürüzlü fakat naif sesini duydum. Tebessüm edip başımı sağ tarafıma çevirdim. "Ellerini ısıtmamı istedin nasıl gidebilirdim ki?". Dudaklarına yerleşen buruk tebessüme kaşlarım çatıldı. Neden gözlerinde hüzün vardı bu kadının? Oysaki yüzüne gülümsemek çok yakışıyordu. Baharı, hatta sıcak yak akşamlarını anımsatan kokusu ile büyülüyordu beni. İçimi talan eden sadece ona bir şey olacak korkusu değildi. Bu koku daha ilk gece, yolda bana yanlışlıkla çarptığında etkisi altına aldı. Hani derler ya memleket gibi kokuyor diye, öyleydi işte. Doğduğum topraklar gibi kokuyordu bu kadın. Gecekondu evimizin bahçesinde akşam saatlerinde oynarken etkilenirdim bu kokudan. 'Ağaç kokuyor anne' derdim. O ise 'Evet oğlum bak bu güzel ağacın ismi Melisa. Bahar aylarında başlar kokmaya ve tüm yaz gecelerini süsler' diyerek yanıtlardı. Hem de her akşam bu konuşma geçerdi aramızda. Çoğu zaman o ağacın yanında uyurdum. Bir gün bu kokun beni gerçek anlamda etkisi altına alacağını bilmeden. "Af edersin bunca saat burada elimi tutmak zorunda kaldın. Üstelik adını bile bilmiyorum. Tabii başıma gelenleri de". Gülümsedim. "Seninle bir anlaşma yapalım mı Melisa?". Sorduğum soru ile kaşları çatılırken sağ elimi kaldırıp işaret parmağımla çatık kaşlarının ortasına dokunup düzelttim. "Birde bu kadar güzel gamzeleri olan kadın kesinlikle gülümsemeli. Kesinlikle çatık kaşlar duru güzelliğine yakışmıyor". Bu defa da şaşkınlıkla bakmaya başladı. Kendimi tutamayarak kahkaha attım. O ise aralık olan dudaklarını kapatıp "ne anlaşması yapacağız?" diye sordu. Kendimi toparlayıp sorusunu yanıtladım. "Zor bir dönemi geride bıraktın. İlk önce tam anlamıyla iyileşmeni istiyorum, daha sonra uzun uzun konuşacağız". Gözlerini kısıp başını sağa sola doğru salladı. "Bu bir anlaşma değil bay bilmiş. Bu düpedüz emrivaki. Ayrıca seni hatırlıyorum". Donuk bir ifade ile yüzüne bakarken elini avuç içimden çekip yavaşça sol elimin üzerindeki dövmeye dokunup "o gece yani evden ayrılmaya karar verdiğim gece sana çarpmıştım yanlışlıkla. Sonrası çok bulanık. Seni hatırlıyordum" dedi ve elini kaldırıp dudaklarıma dokundu. Gözlerini kapatıp konuşmaya başladı. "Daha önce de dudaklarına dokundum. Hatta nefesim kesilmişti ve ben yine o geceki gibi senin kollarında buldum kendimi. Sonra canım yandı neydi o acının sebebi?". Nutkum tutulmuşçasına yüzüne baktım. Yavaşça gözlerini açarken konuya nereden gireceğimi düşündüm. Zorlanıyordum. İlk kez bir kadının karşısında konuşmak zorluyordu beni. Derin nefes çektim içime. O ise tebessüm ederek izliyordu beni. Halimden keyif aldığı belliydi. Başımı sağa sola doğru sallayıp "bakıyorum da oldukça eğlenir gibi bir halin var hoşuna mı gidiyor konuşamamam?" diye sordum. Sağ elini göğsüne bastırıp kıkırdamaya başladı. "Hey canını yakıyorsun sakin olur musun Melisa. Bak ani her türlü reaksiyondan uzak durman gerekiyor". Söylediklerimi duymamış gibi acı çekerek kıkırdamaya devam etti. Endişe ile yerimden kalkarken "otur lütfen. Çok uzun zamandır böyle bir tablo ile karşılaşmadığım için keyiflendim. Sakinim bak otur hadi" dedi. Biraz daha ona yaklaşarak oturdum. Kokusu hala daha tenindeydi. O soğuk ameliyat odası bile kokusunu yok edememişti. "Şöyle yapalım ilk olarak ismini söyle, sonra da o geceyi anlat bana". Başımı sallayıp "Kartal Piroğlu" dedim. Şaşkınlıkla gözleri ardına kadar açılırken "bir dakika şimdi sen İspanya devi Amara holdinginin sahibi olduğunu mu söylüyorsun?" diye sordu. Gülümseyerek "evet" dedim. "İki yıldır finans desteği alıyoruz sizin holdingden. Bay Mark üç yıl önce iflas eşiğine gelmişti. Sizde sağladığı finans kaynağı ile şuan fazlasıyla piyasada iyi bir konumda". Konuşması bittikten sonra güldü ve dudaklarını bir kez daha araladı. "Dünya gerçekten de oldukça küçükmüş". "Öyle, yaşadığımız dünya söylediğin gibi küçük. Senin gibi bir kadının o şirkette çalıştığını bilseydim toplantı tekliflerinin hepsini kabul ederdim. Neyse geç olsun güç olmasın derlerdi değil mi?". Bu sefer o başını sağa sola doğru sallayıp "evet öyle söylerlerdi" dedi. Gözlerinde hala daha bir şeyleri öğrenme arzusu vardı. Pes ederek konuşmaya başladım. "O gece tek başınaydın. Çok eğleniyor ve fazlasıyla da alkol tüketiyordun. Bir adam seni rahatsız etti ve gerçeği söylemem gerekiyorsa o piçe haddini iyi bildirdin. Barın üst bölümünde bana ait olan locada izledim seni. Yanında olmak istedim fakat beni gördüğünde tanımadın. Sadece kaşların çatık bir şekilde gözlerimin içine bakıp başını ters yöne çevirdin ve kısa bir süre sonra beni hedef alan kurşunlar senin göğsünü buldu". Gözlerini bir kez daha kapattı. "Dehşet bir ses duydum. Sonra ne olduğuna bakmak için barın giriş kapısına baktım. Evet o an herkes koşuşturuyordu. Sonra göğsümde o acı". Gözlerini açıp "ama neden?" diye sordu. Bu sorunun cevabını onun kadar bende merak ediyordum. Bu sahip olduklarımın çok ötesinde bir durumdu. Sadece servetim değildi hedef, var olan gücümün ve itibarımdı. "Bunları daha doğru bir zamanda konuşalım Melisa. Birazdan hemşiren gelip yemek yemende yardımcı olacak. Sonrasında ise uymanı ve güzelce dinlenmeni rica ediyorum. Yarın sabahta yürümeye başlayacağız". Şaşkınlıkla gözlerimin içine bakıp "birlikte mi?" diye sordu. Yapacağım hareketten belki de hoşlanmayacaktı fakat tutamadım kendimi ve burnunun ucunu sıkıp "evet güzel kadın birlikte" diyerek sorusunu cevapladım. Kaşlarını çatıp "çocuk muyum ben burnumu sıkıyorsun?" dedi tatlı sert bir ses tonuyla. "Çocuk değilsin fakat çok masumsun". Tam ağzını açacağı an kapı birkaç kez tıklandı. Oturduğum yerden kalkıp "gir" diyerek seslendim. Hemşire elinde tepsi ile içeri girdi. "Efendim Bay Daniel sizi çalışma odasında beklediğini söyledi". Başımı sallayıp "dikkatli ol" diyerek hemşireyi uyardım. Gözlerim Melisa'yı bulduğunda tebessüm edip "ben yine gelirim. Sen yemeğini ye ve güzelce dinlen" dedim. Usulca başını sallayıp bakışlarını hemşireye çevirdi. Onları gerimde bırakıp odadan çıkarak koridorda yürümeye başladım. Çalışma odamdan hararetli sesler geliyordu. Kaşlarımı çatıp aniden kapıyı açarak içeri girdim. Karşımda gördüğüm tablo ise beni hiç şaşırtmadı. Daniel başını olumsuzca sallarken "bu hıyar bir boktan anlamıyor Kartal. Listeyi eline verdim, Mario ekibin başında senin komutunu bekliyor fakat Daniel bu operasyonun başarısız olacağını söylüyor" dedi Sendur. Derin bir soluk alıp koltuğa attım yorgun bedenimi. Son bir aydır nefes almadığımı hissettim. Boğazımı sıkan bin bir sorun varken kuşkusuz ki en çok hırpalandığım konu Melisa'nın vurulma olayıydı. "Dostum yaşı bizden büyük, Erdal amcanın sağ kolu bu yüzden de saygım sonsuz ama olmaz. Sendur abi doğru hamlelerle yaklaşmıyor operasyona. Bak iki kilit nokta var ki bu alanlara dokunulmayacağını söylüyor". Elimi kaldırıp masaya birkaç kez vurdum. istediğim önüme gelirken planı baştan aşağı incelemeye başladım. Dudakların keyifle yukarı kıvrılırken gözlerim Sendur'un gözleri ile kesişti. Başımı hafifçe aşağı yukarı doğru salladım. "Sana ihtiyar diyenler utansın Sendur. Bunca adamın göremediğini bir nokta ile belirlemen kusursuz hareket". Göğsü kabardı beni yetiştiren adamın. "O elindeki şahin dövmesini boşuna yapmadım Kartal'ım. Gözlerin daima bir Şahin'in gözleri kadar keskin hamlelerin ise en az onunki kadar yırtıcı olmalı. Sen planı yeniden yaz fakat belirlediğim noktalara dokunulmayacak. Erdal Piroğlu kendi satranç masasını kurdu". Zihnimde geçmişte kalmış güzel bir anı canlandı. 'Unutma karşındaki her kim olursa olsun yapman gereken ilk şey hamlesini beklemek olacak. Soğuk kanlı olacak ve onun sana gelmesini bekleyeceksin. İşte böyle evlat, şimdi ise vurucu darbe ile onun kendine olan bütün güvenini yerle bir ederek sana itaat etmesini sağlayacaksın. Tıpkı karşında gördüğün aslanın bana itaat etmesi gibi'. Başımı dikleştirip Sendur'un gözleri içine bir kez daha baktım. "Operasyonun adı Aslan avı. Bu planın lideri sensin abi. Onları bana doğru gönder ve bekle". Daniel hala daha olumsuzca başını sallarken biz iki kader ortağı ne yapmamız gerektiğini biliyorduk. Satranç piyonları kurban etmeden kazanılacak bir oyun değildi. Karşımda duran planlama ise satranç oyunundan daha fazlasıydı. Silahların konuştuğu değil, akıl oyunlarının çatıştığı savaşın başlangıç noktasıydık. Dengeleri değiştirip ortalığı karıştıracak yeni dönüm noktamız...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD