İyi okumalar dilerim...
Yazardan anlatım...
Geçmiş...
Herkes biraz öldürür sevdiğini;
Doğruydu; herkes biraz öldürürdü sevdiğini. Genç Emine apartman temizliğine gittiğinde görmüştü Serdar'ı. İçi titremiş ve utancından da başını öne eğmişti.
Serdar bu utangaç kızı gördüğünde onunla eğlenmek istemişti. Yanına gidip konuşmaya çalışırken istemeden bir kazaya sebep olmuş ve genç Emine merdivenlerden yuvarlanmıştı.
Serdar telaşla genç kadını kolları arasına alıp düştüğü yerden kaldırdığı an gözlerinin rengine vurulmuştu. Aşk onlar için böyle başlamıştı lakin ömürlük olmayacak kadar kısa sürmüştü.
Serdar güzeller güzeli Emine'yi her gördüğünde içinde engel olamadığı o duygular ile savaşıyordu. Bir gün yine apartman temizliğine gelen genç kadının sağ yüzük parmağında ince bir alyans olduğunu gördü.
Genç adam öfkeden delirirken Emine başını iyice önüne eğmiş ve merdivenleri hızla silmeye devam etmişti.
Serdar sinirliydi. Neden bu hissi içinde yaşadığını bilmiyordu ama bu kadını bugün kolayca bırakmayacağı kesindi.
Emine işini bitirip kapıcı dairesine girdiğinde içeride görmeyi hiç beklemediği adamla olduğu yerde çakılı kaldı.
Elindeki sigarayı yere atıp hırsla üzerine bastı kara gözlü adam. Genç kadın ise yaprak gibi titriyordu. Tutamadı ahu gözlerini ve usulca ağlamaya başladı.
İkisi de neden bu halde olduklarını bilmiyordu ama Serdar "topla eşyalarını kapıda bekliyorum seni. Oyalanma sakın" dedi ve kapının önüne attı kendini. Ne yapacağını kendi de bilmiyordu ama o kapıdan çıkacak olan kadını deli gibi istiyordu.
Çok geçmeden üzerini değiştirip yasemin yağını boynuna süren genç kadın gözündeki yaşı silip başına kırmızı yemenisi takıp usulca kapıyı açarak dışarı attı cılız bedenini. Serdar aniden genç kadının elinden tutup apartman çıkışına sürüklemeye başladı.
O andan itibaren her şey öylesine hızlı gelişmişti ki, gen kadın ve kanı deli akan adam kendilerini nikah masasında buldular. Yıldırım nikahı ile imzalarını atan ikilinin şahitleri bile belediyede çalışan hademelerdi.
Bundan sonra ne olacak diye düşünmeden gerisin geriye tanıştıkları apartmana Serdar'ın evine geri döndüler.
Fakat aile bu evliliği onaylamadığı gibi yeni evli çiftleri evden de kovdular. Çetin bir mücadelenin içinde yer alan ikiliden ilk önce pes eden o deli öfkeli adam Serdar olmuştu.
Pişmanlık benliğini sararken yanında usulca ağlayan genç kadına baktıkça içinde farklı duygular hüküm sürüyordu.
Emine aile baskısı ile amcasının oğlu ile evlendirilecek iken cahil cesareti ile o deftere imzayı attı. Fakat kışın ortasında sokakta kalan gençler ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Sonrasında ilk gecelerini bir pansiyonda geçiren gençler ertesi gün keselerine uygun ev arayışına başladılar. Serdar kendine ait olmuş bu kadını bırakmama kararı alırken Emine kalbinin sesine kulan verin daha sıkıca tuttu o koca elleri.
Böyle başlamıştı onların maceraları. Sonrasında ilk müjdeyi aldılar. Genç Emine artık anne adayıydı. Serdar aşkla çalışıyor ve eşine her anlamda yetmeye çalışıyordu. Emine ise kıyamıyordu kocasına. Çok çalıştığını ve yorgunluğunu gördükçe üzülüyordu.
Doğum zamanı geldiğinde ise Serdar için ecel terleri dökme zamanı gelmişti. Normal doğum yöntemi ile doğumhaneye alınan genç kadının çığlıklarını duydukça kahır oluyordu Serdar. Uzun ve meşakkatli yolculuğun ardından Berkay bebek dünyaya gelmişti.
Zamanın olumsuz anlamda akmaya başladığı evre ise tam bu noktadaydı. Serdar gelen bebeğine sevinen ve yine eşine düşkün bir adam olsa da iş arkadaşlarının gece hayatları ve kumar oyunları gün geçtikçe ona cazip gelmeye başlamıştı.
Bu hayat ona bekar zamanlarındaki özgürlüğünü de anımsatıyordu. Çünkü özgürlüğü fazlasıyla seven bir adamdı.
Bu düşkünlük öyle bir noktaya gelmişti ki, gecenin bir yarısı havale geçiren oğlunu komşuları hastaneye götürmüş ve genç Emine o gece ilk kalp kırıklığını yaşamıştı. Geç kaldığı gecelere takılmıyordu fakat oğlunun bu gecesinde elin adamı tarafından hastaneye getirilmek canını yakmıştı.
Hani hastalıkta ve sağlıktaydı yeminleri?
Serdar sabaha karşı eve gelip karısını ve oğlunu evde bulamayınca deliye dönmüştü. Ne yapacağını şaşırdığı o anda kapı açılmış ve Emine kucağında oğlu ile iki gözü iki çeşme eve girmişti.
Serdar neler olduğunu anlamaya çalışırken Emine onun yüzüne bakmadan oğlunun üzerini değiştirip doktorun verdiği ilaçları içirmeye koyulmuştu. "Neredeydiniz?".
Sert ve öfkeli sesi ile sorduğu sorunun cevabını almayı bekliyordu genç adam fakat Emine susuyordu. Boğaz dediğin dokuz boğumdu ve her bir kelime o dokuz boğumdan geçerdi.
O an acısı ile dudaklarını açıp konuşsa genç kadın biliyordu ki kötü şeyler olacaktı.
Bunun yerini oğluyla ilgilenmek ona daha mantıklı geliyordu. Yerinden kalkıp üzerindeki kabanı çıkarttığında Serdar dikildi genç kadının önüne.
"Sana bir soru sordum Emine". Dişlerini sıkarak konuşan genç adam karşısındaki kadının halini göremeyecek kadar kördü.
Üzerinde başka bir kadının ağır parfümü ile karısının karşısında durup öfke ile sorusunun cevabını beklerken "Berkay hastalandı" dedi genç kadın. Serdar'ın bakışları alık oğlunun üzerine dikilirken devam etti Emine.
"Halil efendi sağ olsun hastaneye götürdü bizi. Oğlumuz havale geçiriyorken sen neredeydin Serdar?".
İşte bu soruyu beklemiyordu genç adam. Karısının yıkık ve kırık bakışlarını gördüğünde bir adım geriledi. Genç Emine bir kez daha araladı dudaklarını ve içini yakan acıyı kustu.
"Hangi kadının koynundaysan bu saate kadar yine oraya git ve bir daha sakın geleyim deme. Biz söz vermiştik birbirimize Serdar. Ölüm bizi ayırana kadar dedik ama sen bizi yaşarken öldürdün".
Bu sözleri kaldıramadı Serdar. Daha büyük bir hata yaparak karısının yüzüne tokadını atıp onu susturdu. O günden sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmadı bir tek şey dışında.
Emine gözünü açtığı aile dediği kocasını hala daha çok seviyordu. Serdar yemin ediyor birkaç gün iyi oluyor fakat alıştığı o hayattan vazgeçemiyordu. Emine yarı deli gibi dolaşıyordu etrafta.
Bir insan acıdan delirdiğinde diğerleri onun acısını değil sadece deliliğini görürler. Oysaki onu o noktaya getiren katlanamayacağı acıydı. Sevdiği, gözünü açtığı kocasının ona sunduğu yeni hayatıydı. Daha önce böyle değildi Serdar. Aşık bir adamken günden güne uzaklaşıyordu evinden.
Berkay'dan sonra komşularının verdiği akıl ile ikinci çocuğuna da hamile kalmıştı Emine. Bu hamileliği ilkinin aksine keder doluydu. Çoğu gece kocası eve gelmiyor gelse bile ailesi ile ilgilenmiyordu.
Doğum anı yaklaştığında Emine'nin şiddetli sancısı ve ani kanaması ile birazda olsa kendine gelmeyi başarmıştı Serdar fakat girdiği o tehlikeli yol çekirdek ailenin sonu oluyordu.
Doğum uzun ve acı dolu geçse de kızının cennet kokusunu duyan Emine bir kez daha anne olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Serdar ise endişeliydi.
O kadar kan kaybından sonra eşinin öleceğinden korkuyordu. Hemşireler genç adamın endişesini gördükçe ne kadar da karısına bağlı bir adam diye düşünüyorlardı fakat durum pekte görüldüğü gibi değildi.
Serdar ileride sermayesi olacak kadının ölmesini istemiyordu. Girdiği o pislik işlerin neticesinde daha fazla para kazanmasının yolu Emine'nin genç ve iki doğum yapmış olmasına rağmen hala daha diri olan vücudundan geçiyordu.
Berkay üç yaşına girmiş ve küçük Begüm henüz bir yaşındaydı. Serdar ilk kez evlerine arkadaşlarını davet etmiş ve Emine'nin güzel yemekler yapmasını istemişti. Amacı çok farklıydı fakat Emine hiç bunları düşünmüyordu.
Gözü kocasının kara gözlerinden başka bir şey görmezken durumlarının düzelmeye başladığına inanıyordu. Hoş Serdar böyle düşünmesi için eskisi gibi davranıyor ve her anlarının özel geçmesi için elinden geleni yapıyordu.
O gece ise çekirdek ailenin dönüm noktası olacak insanlar eve gelmişlerdi. Yüzünden şer akan bir adam ve sakızı ağzından eksik olmayan bir kadın salonda yemek masasına geçerken Emine kendini çıplak kalmış gibi hissetti. Etrafında olan hiç kimse böylesine pis bir görünüme sahip değildi.
Erkekler gayet başları önde ve kadınlar ise oldukça mütevaziydi. Emine kendini toparlayıp yemek servislerini yapmaya başlarken Serdar arkadaşı Cengiz'e eşini göz ucu ile gösterip "nasıl?" diye sordu.
Bir koca, ona iki evlat vermiş kadını kendi hanesinde aile ocağında hazırlanan rızık masasında pazarlıyordu.
Emine ise ufak tefek konuşmalara şahit olmuş ve karar vermişti. Bu adam onun elinden tutup nikah masasına oturtan adam değildi.
O sevginin yerini kolay kazanç ve özgür hayat almıştı Serdar için. Aynı gece büyük para anlaşması yapan adam karısını İstanbul Beyoğlu'nda özel bir evde çalıştırmak üzere geceye hazırlamaya çalışıyordu.
Emine giden misafirlerin ardından kocası ile çetin bir tartışmaya tutuşmuştu. "Kim bu uğursuz insanlar Serdar? Bir daha evime adım atsınlar istemiyorum".
Serdar her duyduğu kelime ile öfkesine yenilirken bağırışlardan uyanan çocuklarının önünde karısını dövmeye başladı. Her attığı tokatta Emine'nin zihninde geçmiş beliriyordu.
'Güzel Emine'm benim. Dokunmaya kıyamıyorum ki sana mis kokulum'.
Genç anne deli bir sinirle kocasını üzerinden fırlattığı gibi mutfağa koşup ekmek bıçağına kaptı ve salona geri döndü.
Serdar deliye dönen karısı karşısında şaşırırken Emine yine çığlık çığlığa bağırıp çocuklarını yanına aldı.
Serdar müdahale etmek istediğinde ise onu bu dünyada belki de en çok seven insan tarafından bıçaklandı. Kan kokusu eve çökerken genç kadın elinden bıçağı yere atıp çocuklarını kaptığı gibi attı kendini yuva bildiği cehennemden.
Peşinden acı ve öfke ile bağıran kocasının sesini duymasına rağmen kararlıydı genç kadın. Tüm komşularının meraklı bakışları altında gecenin bir vakti hızla mahalleden uzaklaşıp ana caddeye çıktı.
Ellerinde kan, gözlerinde hayatının can kırıkları çocukları ile perişan bir halde yürüyordu nereye gideceğini bilmeden.
Acıydı işte, acıdan delirmiş bir kadın vardı ortada. Olduğu noktada durup nerede olduğuna baktıktan sonra köprü çarptı gözlerine. Gidecek bir evi olmayan arkasında bıraktığı baba ocağını düşündükçe haykırdı. Boğazı parçalanana kadar bağırdı Emine.
Sonra aniden karşıdan karşıya geçti ellerinde savrulan çocukları ile birlikte. Az kalsın bir arabanın altında kalacakken kendini köprünün bir diğer tarafına atıp demir parmakların kenarında durdu.
Saniyeler önce asfaltı ağlatarak duran arabanın içinden inen adam şaşkın bir ifade ile aracından çıkıp genç kadının ne yapacağını izlemeye başladı.
Bir diğer dönüm noktası da buydu. Erdal Piroğlu o gece hem Emine'ye hem de iki minik meleğe umut olmuştu.
Genç kadın çocukları ile birlikte intiharın eşiğindeyken izin vermedi genç adam ve onları o cehennem geceden kurtarıp kendine ait eve getirdi.
İlk bir hafta hiç konuşmayan Emine Erdal Piroğlu'nun ısrarlarına dayanamamış ve başına gelenleri en başından anlatmaya başlamıştı.
Orta yaşlarda olan adam duydukları ile öfkelenirken hemen abisini arayıp evine çağırmış ve durumu ona tek tek aktarmıştı.
İlk olarak Serdar'ın peşine düşmüşlerdi fakat ortada ne ev kalmıştı ne de Serdar. Kadın boşanmak istiyordu ama kocası ortada yoktu.
Erdal'ın aklına gelen fikir uzunca düşünülecek bir konuyken abisi ile durumu bir kez daha paylaşıp kimlik değişikliği yapıp çocukları nüfusuna almak istediğini ve genç kadınla da evlenmek arzusunda olduğunu dile getirdi.
Günler su gibi geçerken Erdal Piroğlu'nun istediğini abisi Ersin Piroğlu gerçekleştirmişti. Emine yeni adı ile Emel olurken Berkay'ın adı Kartal ve küçük Begüm'ün adı ise Kumru olmuştu.
Yeni adına, hayatına alışmakta oldukça zorluk çeken Emine eşlikten ziyade sadece çocuklarının annesiydi. Tabii ki bu durum sadece bir sene sürdü.
Her ne kadar hayatına ziyan olan adamı hala daha unutamasa da ona kol kanat geren adama layık olmak için elinden geleni yapıyordu.
Su gibi geçen beş yılın ardından kaderin pusulası olmayacak bir noktada karşılaştırdı Serdar ve Emine'yi.
Yıllar geçtikçe daha da güzelleşen genç kadın Serdar'ın en derinlerinde bir sızı yarattı. Otopark görevlisi olarak çalışan Serdar karsını ve çocuklarını başka bir adamla gördüğünde yıkılmıştı.
Hele ki Emine, yaşadığı onca olaya rağmen elleri ayakları kesildi. Girdikleri restoranda gece boyu durgun olan kadın yemeklerine bile dokunamamıştı. Kalbini sızlatan yara kanamaya başlamış ve genzine kan kokusu doldurmuştu.
Günler akıp giderken Erdal Piroğlu eşinin ruh hali değişiminden oldukça rahatsızlanmaya başlamıştı. Ne zaman konuşmak istese bir bahane bulup rahatsızlığın ya da yorgunluğun ardına saklanıyordu gen kadın.
Bir gün içini kemiren duygulara hakim olamayan Emine alış veriş bahanesi ile o restorana gidip Serdar'ı aramış ve uzun uğraşlar sonrasında bulmuştu.
Bilmiyordu ki, o adamın sonu olacağını.
Yıllar öncesinden kalan kinin ardında yine sahte duygularla pişmanlığını dile getiren adam "sizi aradım onca yıl ama bulamadım. Yine benim Emine'm ol sevdam. Gözümü açığım kadın yine benim ol" demiş ve genç kadının kalbine bir ke daha hüküm etmeyi başarmıştı.
Emine o gün bir daha dönmemişti hayatını kurtaran adamın evine. Yılların özlemi ile kapılmıştı Serdar'a ve tüm geceyi onu yaşayarak sabaha merhaba demişti.
Serdar ise geçmişin intikamını almak adına eski arkadaşlarına ulaşıp aklına koyduğunu yapmıştı.
Emine olarak değil, ünlü demir çekil kralı ve denizlerin efendisi armatör Erdal Piroğlu'nun eşi Emel Piroğlu'nu randevu evine satıp aynı gün madde bağımlısı olması adına girişimlerde bulunmuştu.
Erdal Piroğlu ise damlarını görevlendirip aramadık yer bırakmamıştı Emine'yi. Bulmadığı her gün karanlığa gömülse de çocuklar için ayakta duruyor ve onların hiçbir şeyden etkilenmemesi için elinden geleni yapıyordu.
Aradan geçen dört ayın sonunda Ersin Piroğlu bulmuştu Emine'yi. Leş bir randevu evinde berbat bir halde görmüştü. Emine ise tanımamıştı onu. Saradan bir müşteri zannedip bedenini kapatmayı başaramayan bir geceliği çıkartıp yatağa girmişti.
Ersin öfke ile odadan çıkıp kapıda bekleyen kadına bir tomar para vererek "bu gece bu adın benim evime gelecek. Hemen hazırlayın" diyerek emir vermişti.
İstediği gibi oldu. Ersin onu tanıyamayan kadına nefretle bakarken Emine'nin dudaklarından tek bir isim dökülüyordu Serdar.
Bir günahın tescili gibi devamlı onun adını sayıklıyor ve her erkeğin yüzünde onun suretini görüyordu.
Ersin kardeşi Erdal'ı özel salonlarına çağırdığında durumu ona izah etmemişti. Onunda içinde öfke hüküm sürüyordu. Bağırmak istiyordu 'aileni karşına aldığın kadın bu işte. Onu bu hale getiren ise unutamadığı kocası'.
Erdal salona girdiğinde şoka uğramıştı. Kızgınlıkla hamle yapacak iken Ersin araya girmiş "önce beni dinle" diye bağırmıştı. Ardından ağzına almak istemediği ne kadar gerçek varsa hepsini bir bir anlatmıştı.
Erdal duyduğu tüm gerçekler karşısında yıkılırken tereddüt etmeden abisinin belinden silahı çekip bakmaya kıyamadığı, gözünden akan yaşa ömrünü vereceği kadının başını hedef alarak tek bir kurşunla yaşamını sonlandırmıştı.
Kalbinin ağrısı ile yere kapaklanan adamın omuzları yerin yedi kat dibine çökmüş ve yok olmaya yüz tutmuştu. Ersin kardeşinden beklemiyordu böyle bir eylem. Anın şoku ile sadece yerde kanlar içinde yatan kadına baka kalmıştı.
Cılız bir ses yankılandı o an.
"Kurtuldu abi, onu yıllardır yiyen içten içe öldüren o aşktan kurtuldu".
Geride kalan yıllarda her gece uykusunda Serdar diyerek sayıklıyordu genç kadın. Gözünü açtığı, ailesini sildiği hatta ölümü bile göze aldığı adamdı kocası. Bu yüzden delirmemiş miydi zaten?
Ersin acele ile yerden kaldırmıştı kardeşini. Hızlı davranması ve bu olayın kardeşine bulaştırmaması gerekiyordu.
Salondan çıkartıp bahçeye geçtiklerinde yağmurun altında konuşmaya başladı iki kardeş. Erdal'ın yaşları kurumuş adeta İstanbul'un karanlık gökyüzü ona matem tutar gibi ağlıyordu.
Ersin zorla kardeşini araca bindirip eve götürürken bir yandan da çocukların ne olacağını düşünüyordu. Kardeşinin durumu bildiği için bu durum ile ilgili kararı ona bırakacaktı.
Çünkü Erdal ne yaparsa yapsın çocukluğunda yaşadığı havale rahatsızlığına bağlı bir kısırlık yaşıyor ve ömrünün sonuna kadar doğal yöntemlerle çocuk sahibi de olması imkansızdı.
Eve gelen ikili çocukların uyuduğunu düşünüyorlardı fakat Kartal babasını sabırsızlıkla bekliyordu. Çünkü sabah onunla güreş yapacağına dair söz vermişti babası.
Sekiz yaşını bitirmiş olan Kartal yavaş adımlarla babasının çalışma odasına doğru adımlarken duydukları ile duraksamıştı.
Amcası Ersin baba bildiği adamla her şeyi konuşurken Kartal hayatının gerçeklerini de öğrenmişti. Gözünden akan yaşlarla çalışma odasının aralık olan kapısını ardına kadar açıp tek bir soru sordu.
"Sen benim babam değil misin?".
Erdal Piroğlu yıkılan omuzlarını kaldırıp büyük adımlarla Kartal'ın karşısına dikilirken "senin tek bir baban var o da benim" diyerek sorusuna karşılık verdi.
Aynı gece iki çocuğu da apar topar hazırlayıp aileye ait özel uçak ile İspanya'ya giden Erdal Piroğlu kalbinin kapılarını sonsuza denk kapattı.
Kucağında yatan iki çocuğa da ölene kadar babalık yapacağının yeminini veren adam ellerindeki kan izlerini yıkadığı suya hapsetti geçmişini. Onların hikayesi kırık dökük olsa da başardılar.
Kumru artık yaşamıyor olsa da baba oğul dimdik hayatta kalıp dünyayı ayaklarının altına almayı başardılar.
Ve Kartal Piroğlu öğrendiği geçmişinin ardına saklanmayı tercih etmeden başını dikleştirdi.
Tercih ona ait değilken hayatın ona tesadüfen verdiği babayı ömrünün sonuna kadar bırakmama yemini verdi.
Tıpkı onu yetiştirip hayata hazırlayan babası Erdal Piroğlu gibi...
Bölüm bitti...