Ormanın derinliklerinde ilerledikçe Kayra’nın ayaklarının altındaki toprak ağırlaşıyor, adımlarına sanki görünmez bir yük ekleniyordu. Çalıların arasından sürtünerek geçiyor, dalların hışırtısını dinliyordu. Gökyüzü alabildiğine griydi; bulutlar gövdesini ezmek istercesine alçalmış, sis toprağın üzerinde puslu bir perde gibi dolaşmaya başlamıştı. Kasabanın sınırına yaklaşırken derin bir nefes aldı. Burası Can ve Bade’ye altın tozu dökmelerini söylediği sınırdı. Kayra, eğilip toprağı ellerinin arasına aldı. Altın tozunun parıltısı hâlâ belli belirsiz yüzeydeydi. Taneler, sanki karanlığı dışarıda tutmak için direniyordu. Toprağı kokladı; keskin, metalik bir koku sinmişti havaya. İçgüdüleri ona buranın sıradan bir yer olmadığını söylüyordu. Başını kaldırdığında gözleri büyüdü. Karşısında, u

