Yazmak benim için bir hobi değil, bir sığınak.
Kelimelerle yaralarımı sarar, susulanları cümle yaparım.
Hikâyelerimde aşk kadar acı da vardır; çünkü hayatı olduğu gibi yazarım.
Karakterlerim güçlüdür, kırılmıştır ama asla teslim olmaz.
Ben yazarken sadece kurgu kurmam; duyguyu, gerçeği ve kalbi yan yana getiririm.
Yazarlığım, susmayı seçmediklerimin izidir.
Nazar, aile baskısıyla girdiği evlilikte her türlü eziyete katlanmış, gençliğini sessiz çığlıkların içinde tüketmişti. Kocası öldüğünde ise özgürlük değil; bu kez onun kardeşiyle evlendirilme zorunluluğu bekliyordu.Ama Nazar, bu kez kaderine boyun eğmedi.Minicik kızı kucağında, gece karanlığını yırtarak kaçtı.Kaçtıkça nefes aldı, nefes aldıkça korktu…Ve yolu, Mardin’in dar sokaklarında Berzan’la kesişti.O ona sadece bir yabancıdan yardım diledi.Berzan ise—Nazar’ın hikâyesini okur gibi gözlerinin içine baktı.Nazar, kurtuluş isterken aslında hayatının en büyük dönüşümüne adım atıyordu.O, Berzan’a kurtulmak için yalvarırken,bütün hayatının değişeceğinden habersizdi.Aşk öyle bir anda gelmiştiki…Nazar’ın bütün imkânsızlıkları, bir anda mümkün hâle gelmişti...
Delal yıllardır sevdiği Adamla evlenmeyi beklerken halil abisinin ölümü yüzünden yengesiyle evlenir ve ondan sonra yepyeni bir hikaye başlar genç kadın için berdel yoluyla halinin amca oğluna gelin olan genç kız gerçek aşkı sevgiyi zorda olsa bulur
Zinar Ağa dün akşam yemekte evlenmeye karar verdiğini, üç gün sonra kız istemeye gideceklerini, hazırlıkların ona göre yapılmasını söylemişti.Kimin kızı, kimlerden, yaşı kaç, başı kaç; kimse bilmiyordu hiçbirini.Zinar Ağa’nın karısı Sedef Hanım, bundan yıllar önce yakalandığı hastalıkla kapatmıştı gözlerini dünyaya. Daha o zaman çocuklarının yaşı çok küçüktü; biri 5, diğeri 7 yaşındaydı.Zaman ilerledikçe yalnızlık çekilmez bir hâl almıştı Zinar Ağa için. Sonra bir gün genç bir kadın gördü Zinar Ağa. At üstünde dağlarda gezen, babasının tarlasında çatır çatır çalışan, herkese sözünü geçiren bir kadın…Her gün o kadını görmek için aynı yere gitmeye başladı. Tanışabilmek için haftalarca çabaladı. Sonunda tanışabilmişti. Tanır tanımaz da onunla evlenmeyi yazmıştı aklına. Lakin kendinden küçük olduğu için “Nasıl olur, kabul görür mü?” bilememişti. Çünkü Zinar Ağa 45 yaşındaydı; kendine gelin etmek istediği kız ise 26 yaşındaydı.
Evlenip üstüne getirilen kumayı kabul etmediği için boşanan bir kadındı Zeyno.Ve ceza gibi, abisi tarafından herkesin korktuğu bir adama emanet edildi.O adam Mir Bedirhan’dı.Zeyno ona emanetti.Mir ise o emaneti korumakla yükümlüydü.Ama aşk bir günde olmazdı zaten…Onların hikâyesinde de önce güven vardı.Sonra yavaş yavaş sevgi girdi araya.En son, farkına varmadan aşk çöktü yüreklerine.Herkes Zeyno’ya kurban gözüyle baktı.Ama Mir Bedirhan,onun için kurban olmaya razıydı.Zeyno çaresizdi belki…Ama zayıf değildi.Ve Mir Bedirhan,bir kadını kurtarmaya değil,onunla birlikte dimdik durmaya âşık oldu.
Midyat’ın taş konaklarında, herkesin imrendiği bir evlilik yaşayan Dila ve Ciwan, mutluluklarıyla dillerde dolaşır. Ancak bu mutluluk, konağa kuma getirilmesiyle paramparça olur. Dila’nın güveni ve sevinci yerini kırgınlığa bırakırken, Ciwan’ın ihtirasları onu içinden çıkılmaz bir karanlığa sürükler.Konağın kadınları arasında başlayan gizli hesaplaşmalar Jinda’nın ihanetiyle derinleşir. Dila’nın dünyası altüst olurken, geçmişten gelen Baran yeniden karşısına çıkar. Dila, hem kalbinin hem de onurunun sesini dinlemek zorundadır.Berzan, ağalık otoritesiyle kardeşini dizginlemeye çalışsa da Ciwan’ın saplantısı “Benim olanı kimseye yar etmem!” sözleriyle düğün gecesi taş avluya kurşun yağdırır. Tam her şeyin biteceği anda, yıllarca susturulan Jinda tetiği çeker; uğruna hayatını verdiği adamı kendi elleriyle vurur.Ciwan’ın ölümü, Çemşit Ağa’yı felç bırakır, Besna Hanım’ı pişmanlıkla diz çöktürür. Ama Dila için bu kanlı gece, yeni bir başlangıcın işaretidir. Bir yıl sonra kucağında bebeği, yanında Baran ve avluda kahkahalarıyla oynayan çocuklarıyla Dila, “küle dönmüş bir yuvadan yeniden doğan” kadının simgesine dönüşür.Bu hikâye, bir konağın yıkılışını, bir aşkın yeniden doğuşunu ve bir kadının kendi kaderine sahip çıkışını anlatır.
Aşk…Bazen en hazırlıksız olduğun anda çıkar karşına.Karısını kaybettikten sonra hayatta tek bir amacı kalan Serhad, tüm dünyasını iki kızının etrafında kurmuştur. Onlara hem anne, hem baba olmaya çalışırken kalbini çoktan kilitlemiştir. Ta ki…Kızlarının bakıcısı olarak hayatına giren o kadınla yolları kesişene kadar.Masum başlayan bir yakınlık,Zamanla kontrolden çıkan bir tutkuya,Ve geçmişin gölgeleriyle örülü entrika dolu bir aşka dönüşür.Aşk mı daha güçlü,Sadakat mi,Yoksa saklanan sırlar mı?Kalbin mantıkla savaştığı,Tutkunun sınırları zorladığı bu hikâyeye hazır olun.Çünkü bazı aşklar…Yasak olduğu kadar kaçınılmazdır. 🔥
Mahi, ev arkadaşının abisinin düğünü için geldiği Mardin’e âşık olmuş, büyüsüne kapılıp gitmişti. Bu geldiğinde aşkı bu şehirde bulacağı hiç gelmemişti aklına. Yan yana oturmuş manzarayı seyrettiği Mehri, “Cennet de burada, cehennem de,” dediğinde nedenini anlamamıştı o gün… ta ki âşık olup evlendiği adamla geri döndüğü Mardin’de bütün hayatı altüst olana kadar. Cihan ölmüş, Mahi bir anda kendini acımasız törelere kurban edilmiş olarak bulmuştu. Sevdiğine yar olmayı beklerken abisine yar olmuş, yaralı bir ceylandı. O cenneti de cehennemi de bu şehirde yaşamış bir ceylan…
“Bazı aşklar, bir ömrün bedelini ister.”
Zelal, üniversiteye başladığı yıl tanıştığı Adar’ın yıllarca süren ısrarına sonunda karşı koyamaz ve evlenmeyi kabul eder.
Bu evlilik, iki aşiret için büyük bir fırsattır.
Ama düğün gecesi yaşanan trajedi, hem Zelal’in hem de iki ailenin kaderini değiştirir.
Adar öldürülür…
Ve Zelal, töre gereği onun ağabeyiyle evlenmek zorunda kalır.
Nefretle başlayan bu zoraki evlilik, zamanla yerini ateşle karışık bir aşka bırakır.
Ama geçmişin kanlı gölgeleri, onları bırakmaz.
Bir yanda intikam, diğer yanda kalplerine sızan yasak bir sevda…
Onların hikayesinde aşk, bir tesadüf değil — kaderin en acı sınavıdır.
Henüz 17 yaşında evlendiği Ciwan’a deli gibi âşık olan Dilda, üstüne gelen kumaya rağmen defalarca kandı ona. Çünkü Dilda’nın hayatına ondan başka kimse girmemişti; dünyası, nefesi, inancı Ciwan’dı.
Ama bir gün… o dünya çöktü. Bir anda her şey altüst oldu.
Ve Dilda, hayatına giren Behram Ağa sayesinde Ciwan’a duyduğu şeyin aşk değil, kör bir hastalık olduğunu anladı.
O günden sonra küllerinden doğdu Dilda.
Sadece herkesin parmakla gösterdiği bir hanımağa olmakla kalmadı; kaderini kendi elleriyle yazan bir kadın oldu.
Ve sonra… yepyeni bir aşkın kollarında buldu kendini.
Çünkü gerçek aşk, insanın nefesini kesmez…
Nefes verirdi…
üç gün önce üzerine giydiği gelinlik üç gün sonra kefeni olmuştu genç kadının sevdiğim dediği adamı kendi elleriylebaşka bir kadına bırakıp gitmişti...