ZİNCİRLİ ARZU (+18)Updated at Jan 30, 2026, 07:00
Bir alevin sönüşü ve bir yangının başlangıcı...
Kadınlığının derinliklerini bir ustura gibi yaran her darbesiyle, Emre'nin haykırışı sessizliğin karanlık odalarında yankılanıyordu. Yağmur, İstanbul'un lüks bir apartman dairesinin panoramik camlarına, onların iç çekişlerinin ritmiyle çarpıyordu. İki beden, yılların alışkanlığı ve karşılıklı kullanımın verdiği bir öfkeyle, sanki birbirini cezalandırırcasına birleşiyordu. Emre, Elif'in saçlarını avuçlarında bir ip misali sıkıyor; Elif ise, tırnaklarını onun sırtına geçiriyor, her izde biraz daha hıncını çıkarıyordu. Bu, sevişmek değildi. Bu, bir nefret ayiniydi. Boşaldığı an, tüm kasları gevşedi ve Elif'in üzerinden, terini bile silmeden uzaklaştı. Gözü, duvardaki ekrana takıldı: Gökçe Holding'in hisseleri düşüyordu. Haber bültenindeki başlık, buz gibi bir sızıyı midesine indirdi: "Mirasın Gölgesinde Şüpheli Ölüm: Emre Gökçe'nin Son Gecesi."
Telefonu çaldığında, içinde bir şeylerin daha da kötüye gideceğini biliyordu. Babasının keskin sesi hattın diğer ucundan geldi: "Derhal yalıya gel. Ve yalnız değil." Emre'nin gözleri, hâlâ yatakta nefesini tutmaya çalışan Elif'e kaydı. Yalnız değil. Nefret ettiği bu kadını, yine sahneye taşıyacaktı.
Aynı saatlerde, İzmir'de bir restorasyon atölyesinde, tozlu bir Venedik tabakasının altındaki maviye hayran kalan Levla, babasının titreyen sesiyle irkildi. "Levla, kızım... Bizi kurtarmalısın." Telefondaki ses, bir yalvarıştan ziyade, bir emirdi. Gökçe ailesinin Bebek'teki ihtişamlı yalısına giden yolda, zihni, çocukluğundan beri sakladığı tek fotoğrafa takılıp kaldı: Gülümseyen annesi ve arka planda, şimdi gideceği yalının bahçe kapısı.
Yalının kütüphanesinde, hava, eski kitapların ve yeni tehditlerin kokusuydu. Cihan Gökçe'nin karşısında, kaderleri bir kez daha başkalarının ellerinde şekillenen iki yabancı duruyordu: Öfkesini yutmuş Emre ve şaşkınlığını gizlemeye çalışan Levla. Teklif, bir satış değil, bir tiyatro oyununun senaryosuydu: "Medya, oğlumun ölümünü bir skandala çevirmek üzere. Basına, Emre'nin gizli nişanlısı olduğunuzu, büyük ağabeyi Emre'nin ise bu zor günde ailenizin yanında olduğunu söyleyeceğiz. Bir süre... birlikte görüneceksiniz."
Emre için bu, ailenin itibarını kurtarmak için son bir manevraydı. Levla için ise, babasının borç batağından ve abisinin tehditlerinden kurtulmanın bedeli. İki yabancı, bir yalandan çıkma evlilik sözleşmesine imza attılar. İlk tokalaşmalarında, Emre'nin parmakları, birkaç saat önce Elif'in bedeninde bıraktığı öfkenin sertliğini taşıyordu. Levla'nın eliyse, tuvallere dokunan hassas parmaklarıyla, buz gibi ve titrek.
İlk basın toplantısında, kameraların önünde, Emre'nin kolları Levla'nın belinde bir kelepçe gibiydi. Onun "acılı nişanlısı" rolünü oynarken, gözlerinde sadece yorgunluk vardı. Levla ise, flaşların arasında, duvardaki bir portrede annesinin gençliğine tıpatıp benzeyen bir kadının resmini gördü. O an, bu yalının koridorlarında, sadece bir rol oynamadığını; geçmişin karanlık odalarına doğru, hiç istemediği bir yolculuğa çıktığını hissetti.
Ve böylece başladı her şey: Bir yatak odasında sönen nefret alevinin külleri üzerine, iki yabancının zoraki ittifakıyla tutuşan, daha büyük ve tehlikeli bir yangın...