Story By Lal Asrın
author-avatar

Lal Asrın

ABOUTquote
Lal Asrın. KÜL YASEMİN SERİSİ 1} Emeward {Final} 2} İyi Adamın Kötü Kadını {Final} 3} Yasemin Kokulu Kadının Kül Adamı {Final} 4} Emilion {Devam ediyor.} Lisante {Yan Seri} İMPERİUM SERİSİ 1} İmperium Güç {Final} 2} İmperium Akılçelen {Final} 3} İmperium Gücün Sahibi {Devam Ediyor} İMPERİUM- Solirith {Yan Seri} İMPERİUM - Logos İlahların Çağı {Yan Seri} KALPLER SERİSİ Soğuk Kalpler {Final} Buzdan Kalpler {Devam Ediyor} Lanetli Kalpler {Yan Seri Devam Ediyor} TİRAN SERİSİ 1} Gökyüzü Üzerimize Düşerken {Devam Ediyor} 2} Cennetin Işığı Sönerken CANAVAR SERİSİ 1} Canavarın Kalbinde Ki Melek
bc
YASEMİN KOKULU KADININ KÜL ADAMI {3} +18
Updated at Jun 6, 2024, 13:26
+18 yaş üzeri için uygundur. Ağır smut sahneler içerir! Bacaklarımı beline sarıp, topuklarımı bel boşluğuna bastırarak içime daha sertçe gömülmesini sağladığımda, dudaklarından erkeksi bir inildeme çıktı. Hareketleri seri bir şekilde hızlanmaya başladığında aldığım zevkle çığlık attım. "Ah, bu gece kesinlikle durmak yok!" Sağ omzumdan sessizce öperek, ısırdı. Kalçası içime darbe indirmeye devam ederken, ağzı göğsüme yapıştı, dilini yavaşça uç kısımda gezdirdi, beni yavaşça emdi. Yoğun duygular bacaklarımın arasına inen erkekliği ve rahmim arasında sıkışıyordu. Çünkü en derin noktaya kadar ulaşmıştı. Leon'u rahmimde hissediyordum, derin ve sert bir şekilde darlığıma meydan okurcasına benimle sevişiyordu. O kadar sıcak ve o kadar çıldırtıcıydı ki kendi inildemelerime engel olamıyordum. Alt dudağımı ısırdığım için aldığım kanın tadını önemsemeden dudaklarımı soluğunu çalarak dudaklarına bastırdım. Dudakları dudaklarımdayken gülümsedi. "Tehlikeli eylemlerde bulunmamalısın Emelie. Yeterince risk altındasın." Dudaklarımdan bir kez daha soluksuzca öperek, kıkırdadım. "Beni koruyun öyleyse Bay Shawn." "Seni kendim dışında herkesten koruyabilirim, sevgilim." Gözlerim yavaş yavaş gözlerinde büyüyen aşkın kıvılcımlarını net bir şekilde görüyordu. Aşk somutlaşarak içime işlendiği her darbede bana meydan okumaya devam etti. Leon sertliğini derinliğime batırdıkça sıcaklık ensemden sırtıma zevk damlaları olarak akıyordu. Derinliğimin kasılır gibi zevk dalgalarına bulandığını hissettim. Uyluklarımdan, kasıklarına sersemletici bir his tırmandı. Leon'un gözlerindeki aşk dolu bakışlar ruhunun soyut imzalı yeminiydi. Baskılarının yoğunlaştığını gördüm, kesik kesik nefes alıp verişimi duymak ister gibi ritmini daha da hızlandırdı. Sertliğinin içime her düşüşünde darlığım onu sardı ve bu müptelası olduğum his beni çaresiz hissettirdi. Kollarımı boynuna dolarken yüzünü boynuma bastırdı. "İşte böyle bebek. Seni tüketmemi hisset." Derin bir sesle inlemem tüm nefesimi tüketti ve terli derim kaburga kemiklerime yapıştı. Leon inlememi duyduğu an tenime bastırdığı dudaklarında bir gülümseme hissetmiştim. Boynuma sulu öpücükler bıraktı. Kokumu derin derin soludu. Başımın arkasından tutup yüzü yüzüme denk düştüğü zaman beni sert bir arzuyla öpmeye başladı. "Seni seviyorum, yasemin kokulu sevgilim." dediğini duyar gibi oldum ama dili ağzımın içine girdiğinde söylediklerinin pek bir anlamı yoktu. Seslerimizle değil sevişirken anlaşıyorduk. Dili ağzımın içinde bir girdap oluşturmaya başlamıştı. Derinliğimin dibinde lavlar kendilerini çatlaklardan dışarıya bırakıyordu. Gözlerim kararana, beni nefessiz bırakana kadar öptü. Başımı kaldırıp çenesinin altından hafifçe ısırdım. "Seni seviyorum kül adamım." Bir an üstte geçip aletinin üzerinde zıplamak istemiştim ama hareket edecek gücüm yoktu. Başım zevkten dönmeye başladı. Bir depremin etkisinde kalmış gibi sarsılıyordum. Daha önce çok kez ama şimdi daha keskin hissettiğim zevkli acıyla suyum derinliğimden taşıyor kasıklarıma bulaşıp dışarı dökülüyordu. Durmadı, kendini çekmedi aksine kaslı karnı, düz karnıma yapıştı ve kalçasını sertçe ittirdi. Bedenim daha fazlasını kaldıramayacak kadar gücümü yitirmem onu eğlendirmişe benziyordu. Gülümsüyordu. Kendimi yere bırakarak bacaklarımı belinden çözdüm ve ayaklarımı yere yaslayıp bacaklarımı sonuna kadar açarak tüm benliğimi Leon'a sundum. Her zerrem hassaslaşmıştı ve o hissetmesine rağmen benim içimde olma zevkini hissetmekten vazgeçmedi. Yüzünü ellerimin arasına alarak, öpmekten şişmiş dudaklarımla dudaklarıyla ilgilendim. Leon ona her dokunduğumda kendini bana adar gibi hızını hiç kesmedi. Doyumsuzdum.
like
bc
İYİ ADAMIN KÖTÜ KADINI {2} +18
Updated at Aug 19, 2023, 10:05
+18 yaş üzeri için uygundur. Ağır smut sahneler içerir! "Benden nefret ediyor musun?" diye sordu sertçe. Tek kaşım aletim gibi kalktı. "Şu anda bunun ne ilgisi var?" Bakışları aletim kadar sertti. "Nefret ettiğim kadınla seks yapacağını söylemiştin." Siktir, gerçekten beynimle düşünmüyordum. Düşündürtmüyordu! "Buraya gel." dedim elimi ona uzatarak. İki kuralım vardı. İlk kural Edward ile Leon'u karıştırma. İkinci kuralsa Leon ile Edward'ı karıştırma. Emelie ile geçirdiğim son bir aydan biraz daha fazla olan zamanda bu iki kuralı çok kez çiğnemiştim ve şimdide çiğniyordum. Kanepenin önüne dolanarak elimden tuttu ve onu birden kanepeye çekerek eski yerine yatırdım. Kendi kendine soyunması beni büyük bir zevkten mahrum bıraksada aynı zamanda beni büyük bir zahmettende kurtarmıştı. Ayağa kalktım ve üzerimdeki son parçalardan da kurtuldum. Ve o beni izledi. Üzerine uzanmak istediğimde ayağını kasıklarıma dayadı. Topuğu erkekliğime değiyordu. Kasten. Yüzünde sakin bir durgunluk vardı ve aksine yanakları heyecandan kırmızıydı. "Cevap ver bana." "Nefret ediyorum, kin tutuyorum, intikam istiyorum, seviyorum, aşığım şehvet ve tutku besliyorum. Sana aşırı derecede takıntılı ve saplantılıyım. Karışık." diyerek hızlı bir cevap verdim. "Tatmin edici oldu mu?" "Daha değil." dedi bacaklarını sonuna kadar açarken. "Tatmin olmadım."
like
bc
SOĞUK KALPLER +18
Updated at Feb 2, 2026, 15:20
Kalın güçlü parmakları bel boşluğuma yerleştirmiş beni destekliyordu. Her seferinde zorlanmaktan nefret ediyordum. İnledim ve Tobias bunun yardım için bir işaret olduğunu anlamıştı. Dizlerimin arkasından kavradığını hissetmiştim sonra bir göz açıp kapama anı kadar kendimi bedeni ve duvar arasında sıkışmış bulmuştum. Kalçasını bacaklarımın arasına ittirdi. Kollarımı omuzlarına doladım. Keyifli bir şekilde sırıttı, aletini içimde döndürürken bacaklarım arasından sular akıyordu. Yeniden kendini içime itti. “Tobias!” diye haykırdım. İsmini inleyerek haykırmak Tobias’in yüzünde fazlasıyla tatmin olmuş bir ifade yarattı. Avuçları kalçalarımın içine oturmuştu. Beni kucağında yükseltip, alçaltıyordu. Ve benimle yükselip alçalıyordu. Bacaklarımı biraz daha ayırıp beni havaya kaldırdı. Ben yüksekte sabitken, omuzlarından sıkı sıkıya tutundum. İçime girip çıkmayı sürdürdü. Her seferinde başından sonuna kadar. Geniş omuzlarında duran ellerimle denge de durmaya çalıştım. Zorlandığımı gördüğünde beni yeniden kolları arasına aldı. Bacaklarımı beline sardım. Aletini daha derine ve derine soktu. Wampir ve melez olmanın en iyi tarafı geç çok ama çok geç boşalmamızdı. “Sen sonsuz hayatımda karşıma çıkan en iyi varlıksın.” diye fısıldadı kulağıma. Bunu demesini beklemiyordum. O anda düşünemezdim. Aklım zevke bulanmıştı.
like
bc
LANETLİ KALPLER +18 {RİLEY}
Updated at Feb 2, 2026, 06:49
Galata'nın dar, taş döşeli sokaklarında bir han odası kiraladı. Esmer teni, siyah saçları ve derin yeşil gözleriyle yabancı gibi durmuyordu; Fransız aksanıyla Türkçe konuşuyor, kendini “yolcu bir müzisyen” olarak tanıtıyordu. Gündüzleri perdeleri sıkıca kapatıp uyuyor, geceleri çıkıyor, şehrin nabzını dinliyordu. İlk gecesinde Haliç kıyısına gitti. Ay, suyun üzerinde gümüş bir yol çiziyordu. Yanında taşıdığı kemanı çıkardı – eski bir Amati, Venedik'ten kalma. Tellere dokundu, yavaş bir Fransız balladı çaldı: hüzünlü, melankolik, gecenin sessizliğinde yankılandı. Nağmeler Boğaz'a yayıldı, dalgalarla dans etti. Ama yalnız değildi. Gölgelerde iki figür izliyordu: Sancta Custos'un avcıları. Brother Matteo, gri cüppesinin altında gümüş hançer taşıyan İtalyan bir rahip; yanında Sister Elena, Slav kökenli, ok ve yay ustası bir kadın. Étienne'i Venedik'ten beri takip ediyorlardı. Matteo fısıldadı: “O. Kan kokusu alıyorum.” Elena oku yerleştirdi, gümüş uçlu. Étienne, vampir duyularıyla hissetti. Kemanı bıraktı, bir gölge gibi sıçradı. Ok boşluğa saplandı. Étienne Elena'ya saldırdı; dişleri ay ışığında parladı. Matteo haçını çıkardı: “Domine, expelle umbram!” (Ya Rab, gölgeyi kov!) Étienne acıyla geri çekildi, ama Elena'nın kolunu ısırdı. Kan tadı onu güçlendirdi. Sokaklara daldı, kayboldu.
like
bc
BUZDAN KALPLER +18
Updated at Feb 1, 2026, 02:16
‼️POLİGAMİ VE CİNSELLİK İÇERİR ‼️ Riley başını bana çevirdi; gözlerinde beliren sert kıpırtı, kalbimde kıvılcımlar çaktırdı. O bakış, hem öfke hem de istemsiz bir çekim yaratıyordu. Kanına karşın... Dedektifin boynuna sarıldığımda, teni sıcak ve gergindi; yatağa itip üzerine çıktığımda, ikimiz de birbirimizin nefesini hissediyorduk. Kaslarımdaki gerilim, onu kontrol ederken içimdeki öfke ile karışıyordu. Riley Sinclair irice açılmış gözlerle bana bakıyordu; dudakları hafifçe aralıktı, nefesi kesik kesikti. Elim boynuna sarılıydı, parmak uçlarım teninin altındaki damarların ritmini hissediyor, her nefes alışında bedenimiz arasındaki elektrik gerilimi artıyordu. Kan, damarlarının altında sessizce akarken, varlığım onu hem tehdit ediyor hem de istemsiz bir şekilde çekiyordu. Karnının biraz aşağısında, kasıklarına yakın bir noktada oturuyor, ağırlığım ve yakınlığımın verdiği gerginliği artırıyordum. Alnı hafifçe kırışmış, dudaklarını birbirine bastırmıştı; ben de başını biraz daha yatağa bastırarak gücümü dengeliyordum. Ancak ellerimin ve bedenimin verdiği yakınlık, bilinçsiz bir şekilde aramızdaki çekimi yoğunlaştırıyordu. Başımı yana eğip dedektife yukarıdan baktığımda, wampir dişlerimi gösterecek kadar sırıtıyordum; bu sırıtış hem tehditkar hem de davetkar bir çağrıydı. Gözlerimiz birbiriyle kilitlenmiş, nefeslerimiz birbirine karışıyor, odadaki gölgeler ve gök gürültüsü bu anın karanlığını daha da derinleştiriyordu. Dedektifin düşüncelerini okuyamasam bile onu öldürüp, öldürmeyeceğimi düşündüğüne emindim. Onu öldürmeyecektim. Avcılar hamamböcekleri gibi ürerdi. Biri ölürse peşi sıra diğerleri de gelirdi. Biri yetiyorken, diğerleri ile uğraşamazdım. Dışarıda gök bir kez daha gürledi; odanın camları titredi, perdeler rüzgârla savrulurken gölgeler duvarlarda oynuyordu. Elektrikli bir sessizlik vardı; sanki hava bile nefesimizi tutmuştu. Ters haç bir çivinin ucunda asılıydı. Yatağın üzerinde sessiz bir uyarı gibi asılı duruyor, odadaki karanlıkla birleşerek tüm mekânı gergin bir enerjiyle dolduruyordu. Riley başını bana çevirdi; gözlerindeki kıpırtı ilk anda bir meydan okuma gibiydi. Ama derinlerde, göz kırpmadan gizlediği bir kaygı, nefesinin hızlanması ve kaslarının istemsiz kasılmasıyla ortaya çıkıyordu. Dedektifin boynuna sarıldığımda, yakınlığımız bir anda tehditkar hal aldı. Yatağa itip üzerine çıktığımda, tenimiz birbirine değiyordu. Riley’nin nefesi kesik kesikti; her nefes alışında gözleri kaçamak ama derin bir merakla bana kilitleniyordu. Elim boynuna sarılıydı, parmak uçlarım damarlarının ritmini hissediyor, vücudunun her tepkisi aramızdaki gerilimi yükseltiyordu. Karnının biraz aşağısında, kasıklarına yakın bir noktada oturuyordum; ağırlığım ve yakınlığım, Riley’nin nefesini daha hızlı ve düzensiz hâle getiriyordu. Kapana kısılmış bir tavşandan farksızdı. Alnı hafifçe kırışmış, dudaklarını birbirine bastırmıştı; başını biraz daha yatağa bastırarak kontrolümü koruyordum, ama her temas, her sürtünme, aramızdaki çekimi daha da yoğunlaştırıyordu. Riley’nin iç sesi çarpıyordu, korku ve kan arzusu arasında sıkışmıştım. Vücudu bana karşı direniyor gibi görünse de, kaslarının istemsiz tepkileri onu eli veriyordu. Başımı yana eğip yukarıdan baktığımda, wampir dişlerimi gösterecek kadar sırıtıyordum. Riley’nin gözlerinde bir anlığına kontrolü bırakma isteği belirdi; gözbebekleri büyümüş, nefesi kesilmişti. Kesinlikle onu öldüreceğimi düşünüyordu. Riley’nin direnci devam ediyordu. Gözlerimiz bir sessiz anlaşma gibi birbirine kilitlenmişti; hareketlerimiz, nefeslerimiz ve kalp atışlarımız bir savaş ve dans içinde birleşiyordu. O da bunu biliyor, istemeden karşılık veriyordu. Ölüm ve yaşam arasında ki sınırda mı olduğunu düşünüyordu? Emindim ki elinde gümüş bir hançer olsa boynuma saplardı. Başımı hafifçe eğdim. “Dilini mi yuttun dedektif? Korkuyor musun?” Gergin ve şaşkın yüz ifadesi beni eğlendiriyordu. Yüzündeki ifadeyi incelerken, içimdeki yırtıcının hafifçe hırladığını hissettim. Bu bir zafer anıydı. Sadece birkaç saniye önce bana sıradan bir lise öğrencisi diyen, Kanlı Mary’yi mi görmek istiyordu? Ona istediğini verecek olursam, ölürdü. Korku ve kan arzusu arasındaki ince çizgide asılı kalmıştım; bu ikilik, onun kanının kokusunu daha da keskinleştiriyordu. “Ne yapacağımı merak ediyorsun, değil mi?” diye fısıldadım, sesim bir kedi mırıltısı gibi yumuşak ve tehlikeliydi. Dudaklarım, bir saniyeliğine boynunun atardamarına yaklaştı; sıcak teninde nefesimin buharını hissettirdiğimde, Riley’nin vücudu altında bir yay gibi gerildi. Nefesi, göğsünden bir inilti gibi dışarı sızdı. Kanı kesinlikle dumanı tüten bir biftek kadar lezzetliydi. Cildime değdiği anda, o bilindik, keskin sızı avucuma yayıldı. Saf gümüşün tenimi yakıcı, tahriş edici etkisi hemen kendini gösterdi; bir nevi kimyasal bir tepkiydi. Derim hızla kızarmaya, hafifçe dumanlanmaya başladı.
like
bc
SICAK KALPLER +18 {SARA VE EVAN}
Updated at Jan 6, 2026, 00:00
Ateş kadar gerçek ve yakıcı. İnkâr edilemezdi. İçime giriyor, yalnızca etimi değil ruhumu da kavrıyordu. Her nefeste biraz daha yayılıyor, beni ele geçiriyordu. Acı hiç bu kadar somut olmamıştı. Varlığıma adım adım hükmediyordu. Hissettiğim tüm o kasılmalar, içten çözülüp sonra daha da sıkı birleşen etim… Sanki biri bedenimi baştan sona bir iğneyle söküyor, sonra ilmek ilmek, bilerek ve isteyerek yeniden dikiyordu. Çelik gibi, buz gibi binlerce iğne… Ateşi içimden söküp alıyor, yerine soğuk iplikler geçirerek beni tekrar bir arada tutuyorlardı. Ama bu bir onarma değildi. Bu, acının biçim değiştirmiş hâliydi. Neler olduğunu anlayamıyordum. Olan biteni zihnim bir bütün hâline getiremiyordu. Ormandaydım. Bunu biliyordum. Ama neden? Yağmur yağıyordu; yapraklara, toprağa, omuzlarıma… Sakince yürüyordum—öyle hatırlıyordum—ama nereye? Elimde yeşil bir şemsiye vardı. Parmağımın altında sapının pürüzünü hissedebiliyordum. Gök gürlediğinde başımı kaldırmıştım; bulutlarla ağırlaşmış, kararmış gökyüzüne bakmıştım. Hatırladığım son net şey buydu. Kırmızı ceketime düşen yağmur damlaları… Başımın üzerindeki yeşil şemsiye. Renkler vardı. Net olan tek şey belki de onlardı. Bir de sesler. Fısıltılar… Ama kulaklarımda değil; daha çok yankı gibiydiler, doğrudan zihnimin içinde. Ormanda yürüdükçe çoğalıyorlardı. Üzerime doğru eğiliyor, iç içe geçiyor, ayırt edilemez bir uğultuya dönüşüyorlardı. Dişlerimi sıktım. Çenemi kilitlemeye çalıştım. Ama yetmedi. Göğsüm kasıldı ve ağzımdan istemsiz bir çığlık koptu; ormanın sessizliğini yırtan, bana bile yabancı bir çığlık. “Tanrım… lütfen. Buna bir son ver!” Bedenim acıdan kurtulmaya çalışıyordu. Her hücrem kaçmak istiyor gibiydi. Ama kaçacak yer yoktu. Bu ıstırabı tekrar tekrar, saniyeler ya da belki dakikalar boyunca yaşıyordum. Zaman eriyip şekilsizleşmişti. Ne kadar süredir bu hâlde olduğumu tahmin etmek imkânsızdı. Bir süre sonra—ne kadar sonra bilmiyorum—yaşamak istemediğime karar verdim. Çünkü ölüm, o anda, tek mantıklı çıkış yolu gibi görünüyordu. Bir kapı. Bir sessizlik. Bir son. Kime yalvardığımdan emin değildim. Aslında kim olduğumu bile bilmiyordum. Kimdim? Sesim… Evet, sesimden genç bir kız olduğum anlaşılıyordu. Bu bilgiyi bile acının arasından çekip çıkarmıştım. Hâlâ neden ormanda olduğumu bilmiyordum. Hiçbir anım net değildi. Parçalar vardı ama bir araya gelmiyorlardı. Gözlerimi açamıyordum; bu yüzden neye benzediğimi de bilmiyordum. Kendime dair her şey sisin içindeydi. Bir kez daha çığlık attım. O an tüm acı tek bir noktaya toplandı. Kalbimin olduğu yere. Sanki bedenim, beni oradan kırmayı seçmişti. O binlerce iğne şimdi atan kalbimin üzerine saplanıyordu. Her atımda biraz daha derine giriyorlardı. Buzdan iplikler sıkılıyor, ilmekler geriliyor, birbirine bağlanıyordu. O soğuk, her şeyi yutan his tek bir noktada yoğunlaşıyordu. Dayanamadım. Tırnaklarımı göğüs kafesimi saran derime geçirdim. Etimi kazıdım. Kalbimi dışarı çıkarmak istedim. Eğer acı böyle son bulacaksa… yapardım. Hiç tereddüt etmeden. Nefes aldım. Belki yüzüncü kez. Ama kalbimdeki ateşin yerini ağır bir buzlanma alırken, soluduğum nefeste tattığım metalik tat; kandı. Benim kanım. Soğuk yayıldıkça düşüncelerim de donuyordu. Sanki zihnim, bedenimden bir adım geride kalmıştı. Kalbim hâlâ atıyordu—bunu hissedebiliyordum—ama her atış bir itiraz gibiydi, zayıf ve kararsız. Durmaya yakındı. Nefes almak zorlaşmıştı. Göğsüm yükselip alçalıyor ama içeri giren hava bana ait hissettirmiyordu. Soğuktu. Islak. Metalik kan tadı olan... Yağmurun hâlâ yağdığını biliyordum, onu duymuyordum ama hissediyordum. Kafamın içinde dönüp duruyor, acıyla birleşip tek bir baskıya dönüşüyorlardı. Şakaklarım zonkluyordu. Dişlerimi yeniden sıktım ama bu sefer çığlık atmadım. Çığlık atacak gücüm kalmamıştı. Benim için endişe edecek biri var mıydı? Kimdim ben? Bu soru, acının arasından sızıp geldi. İnce ama ısrarcıydı. Bir isim olmalıydı. Bir yüz. Bir başlangıç noktası. Hatırlamam için. Ama zihnim boştu. Sanki biri her şeyi kazımış, geriye yalnızca bu anı bırakmıştı. Bu yanmayı. Bu donmayı. Bu yarım kalmışlığı. Kalbim bir an duracak gibi oldu ve durdu. Gözlerim kapalıydı ama bilincim olanların farkındaydı. O an—sadece bir an—her şey sessizleşti. Acı geri çekildi. Sesler sustu. Fısıltılar geri çekildi. Bitti. Belki ne olup bittiğini anlamadan öldüm. İğneler yeniden saplandı. Buzdan iplikler tekrar gerildi. Acı, sanki kaybettiği zamanı telafi etmek istercesine geri döndü. Daha derin. Daha kişisel. Gözlerimin arkasında bir yanma hissettim. Ağlamak istedim ama gözyaşı gelmedi. Belki de çoktan tükenmişti. Ölmek istemiyorum, dedim içimden aniden. Bu düşünce beni hazırlıksız yakaladı. Ama yaşamak da istemiyorum. Bu acıyla .
like
bc
EMİLİON +18 {4}
Updated at Dec 13, 2025, 07:17
"Seks." Bacaklarımı masanın üzerinde otururken sonuna kadar ayırdım. "Sadece yatakta yapılan bir eylem değildir Bay Shawn." "Seks her yerde yapılabilecek bir şey de değildir Bayan Owen." Ellerini dizlerimin üzerine koyarak bacaklarımı sıkıca kavradı. Beni hızlıca kendine çekti ve sertliğini uyluklarımın arasına bastırdı. "Ama bu masa istisnalar arasında sayılabilir." Arsızca inleyerek, başımı geriye attım. "Lütfen, sert ol."
like
bc
İNSANLIĞIN SIFIR NOKTASI 18+
Updated at Jul 19, 2025, 22:44
Infector-Z virüsüne bu ismi verdiler. Başlangıçta, GeneWorld adı verilen projede amaç, üstün insanlar yaratmaktı. Deneyler başarılıydı ve genetik mühendislik, beklenenden çok daha hızlı ilerledi. Ancak, işler ters gitmeye başladı. İnsanlar üzerinde yapılan genetik değişiklikler beklenmedik sonuçlar doğurdu. Virüs, insanlara genetik modifikasyon amaçlı yapılan müdahaleler sırasında kazara bir hastalık gibi bulaşmaya başladı. Başlangıçta, virüs sadece laboratuvar ortamındaki gönüllü deneklerde görülüyordu. Ancak, bu genetik mutasyonlar, virüsün hızla yayılmasına neden oldu. Ardından hızla büyüyerek bir pandemiye dönüştü. Infector-Z, her geçen gün daha fazla hayatı alırken, insanlık da kıyamet noktasına doğru sürüklendi. Hükümetler, topluluklar - medeniyet bir yıla kalmadan çöktü. Ne oldu da dünyayı bu hale getirdik? İnsanlık, üstün insan ideası için kendini böyle bir felakete sürükledi. Infector-Z virüsünün pandemiye dönüştüğü gün insanlığın sıfır noktasıydı.
like
bc
LİSANTE +18
Updated at Jul 15, 2025, 04:11
Ağır cinsellik ve yetişkin sahne içerir ❗ "Neden sadece mavi gözlü insanlarla seks yapıyorsun?" "Zevk meselesi diyelim..." "Şansa bak benim de gözlerim mavi." ❤️‍🔥 Kadın garip zevklere, adamsa tuhaf takıntılara sahipti. ❤️‍🔥 ❗ KÜL YASEMİN serisinin yan kitabıdır❗
like
bc
EMEWARD +18
Updated at Jul 6, 2025, 05:56
+18 yaş üzeri için uygundur. Ağır smut sahneler içerir! Sert öpüşü az önceki masum anı yok etti masumiyet iki günahkar arasındaki toz pembe yalan gibiydi. Parmakları iki yanağımı kavrayıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Dudakları aralandığında alt dudağımı kavrayıp ağzının içine gömdü. Parmaklarıma dolanıp kalmış saçlarını asılıp alnı alnıma yaklaşacak kadar yakınlaşmıştık. Dudakları tenimden bir an olsun geri durmadan aşağılara doğru indi. Göğüs kıvrımımı öperken dişlerini sürtüyordu Avuçlarını gögüslerimin üzerine oturttu. Sıkıp sıkıp bırakırken beni ele geçirmesine izin verdim. Göğüslerimin kabarıp bedenimin uyarılırken uçlarının dikleştiğini hissediyordum. Dudağı sağ göğsüme kayıp kiraz çiçeği dediği uca ilerledi. Elini çekerken göğüs ucumda iki dudak ve aniden gelen bir ıslaklık hissettim. Dili etrafında tam dur döndükten sonra dişliyor ve aynı şeyi sürekli yapıyordu. Nefes almak bir yana dursun bedenim her dakika başı uyarılıyordu. Yüzü göğüsümün yakınındayken elleri kalçalarıma tutunuyor ve yavaş yavaş sürtünerek aldığım zevki arttırıyordu. Dudaklarımı işkence ettiği yerden zorlukla ayrıldığında yüzümün haline bakmak için başını kaldırdı. Halimizden memnunduk. İşaret parmağım dudaklarımın arasında dişlerimin mahkumiyeti altındaydı. Eğer ısırmasam iniltim okyanus ortasında olsak bile kıyıdan duyulurdu. İkimizinde şiddetle inip kalkan göğsü birbirine çarpıyordu. Bacaklarımı biraz daha ayırıp kendine dolayıp bacak arama girerken ellerimin titrediğini fark ettim ve sertçe yutkundum. Yüzümü perdeleyen saçlarımı gözümün önünden çekerken eğilerek bir kez sürtündü. Başım geriye düşmüştü araladığım dudaklarımdan kesik kesik nefesler alıyordum. Geri çekilmek ister gibi kalçasını benden uzaklaştırırken beline sarılı bacaklarımı sıkılaştırdım. Nefeslerimi daha yakından duymak ister gibi yüzüme eğildi. Sessizlik aramızda sakin bir nehir gibi akıp gitti. Parmak uçlarımda teninin sıcaklığını hissetmeyi hiçbir hisse değişmezdim. Bakışlarım yarasına çevrildiğinde parmak uçlarım yararsına gitti. Dokunup acıtmaktan çekinmiştim ama yarasına şifa olacakmışım gibi dokunmayı seçmiştim.
like
bc
GÖKYÜZÜ ÜZERİMİZE DÜŞERKEN +18
Updated at Mar 7, 2025, 23:54
"Yaklaş." diye fısıldadı usulca. "Yaklaş güzelim." Nefesi boynuma çarptı. Sıcak nefesleri boynumu okşuyordu. "Kim olduğumu biliyorsun." Gömleğini kumaşını ellerim arasına topladım. Başımı duvara yaslarken gözlerinin içine bakıyordum. Artık direnemiyordum. Benim de gücümün bir sınırı vardı. "Ben bir askerim." Sessizce başını dediklerimi onaylarcasına sallıyordu. Ama elleri elbisemin eteklerini kalçama sıyırmakla meşguldü. Bunu hissedince ve hafif çakır keyif olmamın verdiği rahatlıkla kıkırdadım. Araladığı gözleriyle beni süzerken, gözlerimi kaçırmak istedim. Bunu yapamadım. Zamana mühürlenmiştim. Dokunuşlarına odaklanmıştım. İrade savaşına yenik düşmüştüm. "Bana bilmediğim bir şey söyle." Dudaklarıma karşın konuşurken sıcak tatlı nefesini hissediyordum. Beklemediğim bir anda beni kalçalarımdan tutarak kaldırdı. Göğüslerimiz yapışıp bir bütün olacak şekilde beni kucakladı. "Ancak sana direnmekten yoruldum. Senin de yorulduğun gibi. Artık şehvetime karşın savaşmayacağım." Gömleğinin yakalarından çekerek, dudaklarına tutkuyla yapıştım. Ve o da zaten bunu bekliyordu.
like
bc
İMPERİUM +18 •GÜCÜN SAHİBİ• 3
Updated at Feb 19, 2025, 01:44
"Seni istiyorum. Her bir parçanı. Ruhunu, kalbini ve aklını.” Kıyametin sesi yükseldi. Sesi tüm evrenlere kıyamet getirendi. Unutulmuş bir efsanenin, tarihin tozlu raflarından yükselen kitabı gibi bedeni suyun üzerinde belirirken göğe erişti. Ebediyhhiheti tek bir faninin akliyetin de sınırlandırılmıştı. Tüm ilahi varlıkların kapana kısılıcağı güçte ki, okyanuslarla kaplı aklın sınırları içinde okyanusun dibinde ki zincirlere vurulmuştu. Unuttun mu beni diye baktı mavi gözlere ya da hiç hatırlayabildin mi beni diye kuşkuyla kısıldı gözleri. Sonra emin oldu; hiç vakıf olunmamıştı ki varlığına. Yıllarıdır zihin okyanuslarının dibinde uykuya çekiliydi. Hiç hatırlanmamıştı ki unutulsun. Ama o varlığının yok ediş amacını hiç unutmamıştı. Sesi kıyameti getirirdi. Evrenler haykırışıyla kıyamete sürüklenir ve nihayet şarabı sunulurdu. Yaratılış gayesini hatırladı. Acısını çıkaracağı mavi gözlere baktı. Fani bilir gibi baktı gözlerine. Her şey bilir gibi ve farkında olan yüz ifadesi zaman gibi donuktu. Zihin okyanuslarında zaman akmazdı. Kadim olanı hatırlamakta güçlük çekiyordu. Okyanuslardan kız fısıldıyordu. Kadim olanı hatırlayamıyorsa da yaratılış gayesini biliyordu. Kıyametin sesi apaçık bir gerçekle bu evrenin sonunu da getirmek için öfkeli bir haykırışla yankılanacaktı. “Beni isteyebilirsin ruhunu ele geçirebilirsin hatta kalbimi bile fethedebilirsin ama aklıma hükmetmek buna senin gücün yetmez.” Korkak bakışlardan öte cesur gözler kıyametin sesini tanır bilir hale bürünmüş bakışlarla örtülüydü. “Sûr.” Kıyamet getirenin ismi anıldığında kıyamet getirenin gözleri irileşti. “Düşmüşlerin unutulmuşu. Lucifer, Yekun, Kesabel, Gadreel gibi düşmüş melekler arasında bile anılmayan ve unutulmuş olan.” Sûr, bu küstah ama gerçek olan sözleri işitirken öfke, kin ve nefret hisleri yüzünde belirginleşti. “Sen beni tanırken insan kızı ben senin kim olduğunu bile bilmiyorum. Kimsin sen?” “Anna Maria Mia Valentina.” Sûr ismi duyunca sustu çünkü diyecek bir şeyi yoktu. “Ve sen benim zihnimin içine hapissin.” diye sözlerine devam etti kız gözlerini varlıktan ayırmadan. “İstersem seni okyanusun dibine yeniden hapsederim. Unutulan olursun. Yeniden hatırlanmayan. Bir hiçten ibaret olan. Yoklukta kalan.” Uğursuz bir gülümseme kıvrılan dudaklar da belirdi. “Sen beni isterken Sûr, ben sana zaten sahibim
like
bc
İMPERİUM-SOLİRİTH
Updated at Jan 20, 2025, 09:36
"Seni istiyorum. Her bir parçanı. Ruhunu, kalbini ve aklını.” Kıyametin sesi yükseldi. Sesi tüm evrenlere kıyamet getirendi. Unutulmuş bir efsanenin, tarihin tozlu raflarından yükselen kitabı gibi bedeni suyun üzerinde belirirken göğe erişti. Ebediyeti tek bir faninin aklıyetin de sınırlandırılmıştı. Tüm ilahi varlıkların kapana kısılacağı güçte ki, okyanuslarla kaplı aklın sınırları içinde okyanusun dibinde ki zincirlere vurulmuştu. Unuttun mu beni diye baktı mavi gözlere ya da hiç hatırlayabildin mi beni diye kuşkuyla kısıldı gözleri. Sonra emin oldu; hiç vakıf olunmamıştı ki varlığına. Yıllarıdır zihin okyanuslarının dibinde uykuya çekiliydi. Hiç hatırlanmamıştı ki unutulsun. Ama o varlığının yok ediş amacını hiç unutmamıştı. Sesi kıyameti getirirdi. Evrenler haykırışıyla kıyamete sürüklenir ve nihayet şarabı sunulurdu. Yaratılış gayesini hatırladı. Acısını çıkaracağı mavi gözlere baktı. Fani bilir gibi baktı gözlerine. Her şey bilir gibi ve farkında olan yüz ifadesi zaman gibi donuktu. Zihin okyanuslarında zaman akmazdı. Kadim olanı hatırlamakta güçlük çekiyordu. Okyanuslardan kız fısıldıyordu. Kadim olanı hatırlayamıyorsa da yaratılış gayesini biliyordu. Kıyametin sesi apaçık bir gerçekle bu evrenin sonunu da getirmek için öfkeli bir haykırışla yankılanacaktı. “Beni isteyebilirsin ruhunu ele geçirebilirsin hatta kalbimi bile fethedebilirsin ama aklıma hükmetmek buna senin gücün yetmez.” Korkak bakışlardan öte cesur gözler kıyametin sesini tanır bilir hale bürünmüş bakışlarla örtülüydü. “Sûr.” Kıyamet getirenin ismi anıldığında kıyamet getirenin gözleri irileşti. “Düşmüşlerin unutulmuşu. Lucifer, Yekun, Kesabel, Gadreel gibi düşmüş melekler arasında bile anılmayan ve unutulmuş olan.” Sûr, bu küstah ama gerçek olan sözleri işitirken öfke, kin ve nefret hisleri yüzünde belirginleşti. “Sen beni tanırken insan kızı ben senin kim olduğunu bile bilmiyorum. Kimsin sen?” “Anna Maria Mia Valentina.” Sûr ismi duyunca sustu çünkü diyecek bir şeyi yoktu. “Ve sen benim zihnimin içine hapissin.” diye sözlerine devam etti kız gözlerini varlıktan ayırmadan. “İstersem seni okyanusun dibine yeniden hapsederim. Unutulan olursun. Yeniden hatırlanmayan. Bir hiçten ibaret olan. Yoklukta kalan.” Uğursuz bir gülümseme kıvrılan dudaklar da belirdi. “Sen beni isterken Sûr, ben sana zaten sahibim.”
like
bc
CANAVARIN KALBİNDE Kİ MELEK {+18}
Updated at Jan 16, 2025, 14:27
Gözleri kısılırken kirpikleri usul usul dudaklarımız gibi birbirine kenetleniyordu. Üst dudağı birbirine bastırdığım iki dudağım arasına yerleştiğinde ay tutulup kaldı sandım çünkü her yer kararmıştı. Dudaklarının dokunuşuyla kül olacağımı sandım, kendime ait gördüğüm tek kişilik gelecek parçalanıp, kendini alevlere teslim ederek kül oluyordu sanki. Dudaklarının baskın öpüşü ve benim öpüşüne karşılık vermem dudakları zaafım olabilecekmiş gibi beni çok zayıf bir yerimden vurmuştu. Nefesi dudaklarımı karın toprağı örttüğü gibi örtmüştü. Hisler dudakları arasından dudaklarıma sızıyordu. Nefesinin dudaklarımı sardığı gibi ellerimle kemikli yüzünün etrafını sardım. Şeytana ruhunu satmalıydı, ruh şeytanı dize getirmemeliydi. On üç hayatımın her birinde edindiğim tecrübeler sayesinde bir hedefim vardı. Dört imparatorluğu da ele geçirecek tüm halkları tek bir imparatorluğun çatısı altında birleştirip yönetecektim. Kalbimin, ruhumun ve zihnimin tüm emeli buyken ben en kadim arzumdan beni öpen adam yüzünden sıyrılıyordum. Ben şeytandım. Şeytanın ruhunun bir parçasıydım. Şeytanın kızıydım. Kötüydüm. İyi olan herkes ve her şey düşmanımdı. Şeytan ruhu ele geçirirdi, ruh şeytanı elde etmezdi. Dudaklarını dudaklarıma daha da bastırdı, düşüncelerimden kılıç keskinliği bir hacimle kurtuldum. Gözlerimiz açıldı. Sonra onu gördüm... Gözlerinin yansıdığı zihnini izlemeye başladığımda düşünceleri netti. Zihninin en kuytu karanlığında istediği arzusu bendim. Hükümdarlık değildi, imparatorluk değildi. O karanlık arzu bendim. O bendim. Arzusu kalbimdi. Aşkı bendim. Tek seçeneği bendim. Gözlerimde ki gözleri... Dudaklarımda ki dudakları... Hissettiği ve hissettirdikleri... Edwardas dudaklarıma fısıldadı; "Karıcığıma, kocasına inanması için bir öpücükten daha fazlasını bahşedeceğim."
like
bc
CENNETİN IŞIĞI SÖNERKEN +18
Updated at Jun 30, 2024, 14:14
Hikayeyi birde hikayenin kötülerinden dinleyin. Nefretle yoğrulmuş kalpler ancak intikam ister. Nefretle yoğurulmuş bir ruhtum. Nefret etmeden önce mutluluğu bir kez tatmıştım. Bir anı. Belli belirsiz silik bir anı her zaman varlığımın var olduğu müddetçe hatırladığım en eski anı. Bir kadının belli belirsiz gülüşü, içleri dolu dolu yaşlanmış okyanus mavi gözler ve bebek halimden çıkan agu gugu sesleri. “Özür dilerim bebeğim. Özür dilerim. Beni affet.” gibi türden acı dolu bir ses. Ardından göğsüme gelen bir hançer darbesi ile oyularak çıkarılan kalbim. İntikam arayışımın sebebiydi; varlık adına yok sayılmam. Varlık için feda edilmem. Bu yüzden kendimi yok etmeye adamıştım. Ruhum sevgiyi tatmamış, sevmek için bir neden bulamamıştı. Nefret etmek içinse annem tarafından öldürülmem dahil bir çok nedenim olmuştu. İnsanken Anna Maria Mia Valentina, İmparatoriçeyken Mia Kut olarak bilinen kadındı. Sahip olduğu her şey için, ailesi, evi ve yaşamı için beni feda etmişti. Beni hayata getiren kadından nefret etmiştim. Yedi milyar evrende ve yedi milyar yok oluşta da. Mutluluğu tatmış olduğum an intikamıma ulaştığım an bile değildi. Oğlumun doğduğu gündü. Karım Marya’nın oğlumuz Jesus’u doğurduğu günü, doğduğum gün kadar iyi hatırlıyordum. Marya’nın meleklere adanmış yüzünde kusursuz gülümseyişi ve kollarında oğlumuzu tutuşu. Yedi milyarda bir olan olasılıktı. Tüm benliğimde görülmeye değer tek andı. Şu agu gugu sesleri bile duyulmaya değerdi. Tek anlam veremediğim kısım varlığım boyunca en sevdiğim ve en nefret ettiğim anılarımın bu kadar benzer olmasıydı. Her iki anıda da iki bebeğin gözleri, masumiyeti ve hayata başlangıcı vardı. Her iki anıda da bir kadının gülümseyişi, derin bir sevgisi bebeğine bağlılığı ve diğer kadının bebeğini feda etmesinin acısı vardı. Geçmişteki nefret dolu hatıram, şimdi ise sevgiyle dolu olan anım. Bu iki zıt anı arasında sıkışıp kalmıştım.
like
bc
İMPERİUM •AKILÇELEN• 2
Updated at May 22, 2024, 23:33
"Bugün ölmem değil mi?" diye sorduğumda Sky ellerini omuzlarıma koydu. Masaj yapar gibi sıkıp sıkıp bırakıyordu. "Rahatla." dedi. "Onlarda ataları gibi. Tehdit olduğuna emin olup da tehdit olduğunu düşündükleri kişiyi yok edene kadar durmazlar. Sonuna kadar ilerler. Bunun uğruna savaş bile çıkartır kan dökerler." "Sağol ya." Sky olacakları söylüyordu sanki. “Cümlenin hangi kısımda rahatlamalıydım?" Sky başını eğerek ciddiliğini korudu. Asıl beni korkutan şeyde ciddi olmasıydı. "Yakıldım, yerin metrelerce altındaki zindanlarda yüz yıllar boyunca kapatıldım, işkenceler gördüm. Görmek istemeyeceğin yerlere esaret hayatı yaşadım. Hepsini onların ataları yaptı. Aileler, kurtlar yada wampirlerin ataları fark etmez hepsinin ortak bir noktaları vardı. Korkuları. Benden korkuyorlardı. Korktukları için esirdim, korktukları için yok edilmek istendim. Yaptıkları korktukları içindi." Huzursuzca silkelendim. "Sky içimi rahatlatmak mı istiyorsun yada beni olacak olanlara mı hazırlıyorsun?" "Korku." dediğinde gözlerinde şeytani bir kıvılcım görmüştüm. "Savaşlar biter aileler gibi, barışlar bozulur dostluklar gibi, ateşkesler kısa sürer, müttefiklikler gibi. Tüm o bağlar tek tek kopar, güven sonlanır, mutluluklar hüzün gibi kısa bir an içindir. Tüm bunlar geçer gider ama korku kalır." "Korkmalı mıyım?" diye sordum sakince. Aslında iliklerime kadar korkuyordum. Onların bana ne yapacağını tahmin edemiyordum. Belki wampirler ellerimden kurtlar ayaklarımdan tutar ve halat yarışı yaparlardı. Dikkatinizi çekerim orada ki halat ben oluyordum. "Sen değil onlar korkmalılar." dedi Sky yanaklarımı hafifçe tokatlarken. "Korkuyorlar da." Kendimi küçümsemezdim ama cidden benden mi korkacaklardı? Yüzüm buruştu. Parmağımla kendimi gösterdim. "Cidden benden mi korkacaklar? Benimle kafa bulma nefil." "Ciddiyim." dediğinde gözlerimin içine bakıyordu. Önümde çömeldiğinde dizlerimi karnıma çekerek berjerde kıvrılıp küçüldüm. Sky yüzüme kötü kötü baktı. "Neden ölmeni istediklerini sanıyorsun ki? Keyiflerinden değil her halde." "Tehdit olacak neyim var ki benim?" diye sordum. Nefil sessizliğini koruyarak göz devirdi. "Ben lise son sınıfa giden bir iş adamının kızıydım. Gerçi babamı bile tanımıyormuşum ama istisnalar kaideyi bozmaz. Sadece iki hafta bile olmamışken çok şey yaşadım." "Sadece sen mi?" diye sordu. "Çok şey yaşadık." Duraksadım. Başımı dizlerime koyup kaşlarımı çattım. "Siz bana yaşattınız..." Sky bir şey demedi. Ne diyebilirdi ki? "Beni taşa mühürleyen sendin..." Parmağımı gözüne sokar gibi gösterdim. "Beni ısırmıştın hatırlatırım. Kanımı taşa damlatmıştın." Beyaz dişlerinin her birini görebileceğim kadar ağzını büyükçe açıp sırıttı. "Sende beni ısırmıştın." Elini gösterdi. Diş izlerim bile kaybolmuştu ve benim haklı sebeplerim vardı. Elimi bıraksın diye ısırmıştım. Temas bağımlılığı vardı sanırım. Sokak Köpekleri ile karşılaştıktan sonra sürekli elimi tutup durmuştu. Sky başını eğip gülümsedi. "Ödeştik say. Oldu mu?" İç çekip, "Öyle oldu diyelim bakalım." dedim. "Şimdilik ama. Daha büyük dertlerden kurtulduktan sonra ödeşiriz." Gözleri şeytani bir kıvılcımla parladı. "Nerede, ne zaman ödeşmek istersen."
like
bc
İMPERİUM •GÜÇ• 1
Updated at Aug 29, 2023, 12:01
"Evet. Ne yapacaksın? Beni cehenneme mi götüreceksin? Yada iblislere yem edeceksin? Belki de beni sadistçe işkence ederek öldürmeyi tercih edersin?" İşaret parmağını şakağıma bastırdı. "O beyninde neler dönüyor? Benim hakkımda neler düşünüyorsun? Kafanda hep böyle fanteziler mi kuruyorsun? Seni cehennem ile cezalandırmak yada sana işkence etmek mi? Bu kadar basit mi yani?" "İblislere yem etmeyi unuttun." dedim. Onu yumruklamak istiyordum. "Ve bence sen o işkenceyi seçerdin." "Senin gözünde canavarım değil mi?" "Seni ilk gördüğümde de bana bunu sormuştun. Ama ben seni o işey yaramaz kanatlarla gördüğümde bile düşüncelerim de sana canavar diye hitap etmemiştim." Derin bir nefes aldım. "Tabii hançeri bana fırlattıktan sonra bir şeyler değişmiş olabilir." "Seni sınıyordum ani tehlike altında ne yapacağını görmek istemiştim." Güldü. "Sende üstesinden geldin." "Sınama beni!" diye bağırdım. O kadar öfkeliydim ki sinirden gözlerim dolu dolu olmuştu. "Ama ben senin dövüş eğitmeninim değil mi?" Uzun siyah kirpiklerinin gölgelediği gök mavisi gözlerini kırpıştırdı. "Bir nevi öğretmenim ve seni sınav etmek elbette hakkım." "Yanlış. Senin benim üzerinde hiç bir hakkın yok." Başımı şiddetle iki yana salladım. "Hiçbir konuda! Hiçbir anlamda! Hiçbir zamanda!" Çenemin altından tutup kaldırırken başımı iyice yükseltti. "İşte bu yüzden." dedi ve dudaklarını ıslattı. "Kötü olan taraf hep ben oldum. Her zaman her anlamda her ama her konuda. Hakkım olmayana göz diktim. İlk kez kötü olmaktan şikayetçi değilim." Dudaklarıma dokunduğunda başımı geriye attım. Bu onun üzerime biraz daha eğilmesine sebep oldu. Ani bir şok dalgası tüylerimi diken diken edip her hücreme işledi. Heyecandan ilk tepki verememişken uzanıp ona karşılık verdim. Bunu yapmak isteyip istemediğimi bile bilmiyordum. Ona güvenmiyordum. Onca şeyden korkarken ondan korkmuyordum. Beni her seferinde dehşete düşürse de ondan korkamıyordum. Elini belime koyup destek verdi. Başını yana yatırdığında an derinleşti. Aklım başımdan açtığı kanatlarını çırpıp uçarak gitti. Sadece Sky'ın öpüşü zihnimdeki her düşüncenin yerini aldı. Kolumu bırakıp kalçamı kavradı. Bedenim yükselirken beni duvar ile bedeni arasına sıkıştırdı. Göğsüm Sky kendini bana tüm gücü ile bastırırken nefes aldığım anda yukarı aşağı inip çıkmakta zorluk çekiyordu. Sky'ı öptüğüme inanamıyordum. Hırıldadığında kollarının arasında sıçradım. Dudaklarımız birbirinden koptu iki eliyle yüzümü kavradığında ne yapacağımı bilemez halde gözlerim bir kaçış yolu aradı. "Mia, gözün." dedi. Neyi kastettiğini aklım başımda olmadığı için anlayamadım. Yeniden dudaklarıma kapandığında ona kıyasla benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bedeninin baskısı beni havada tutmaya yetmedi aşağı kayarken bacaklarımı beline sardım. Boştaki elim gür saçına dolandı. Saç tellerini derisinden koparma uğruna olsa da parmaklarıma dolayıp çekiştirmekten kendimi alıkoyamadım. İkinci öpüşünün ikinci yarısında dahada güç uygulamaya başlamıştı. Nefessiz kalırken dudaklarım hitap düşen bedenimle birlikte artık Sky'a karşılık veremiyordu. Bacaklarım gevşemiş beline tutunamazken saçlarına doladığım parmaklarım artık onun canını yakma uğruna olsa bile saç tellerini çekiştirmiyordu. Bitmiştim. Elleri yüzümden çekilip belimi kavradı. Ayaklarım yere bastığında kuru bir dal parçası gibi kırılarak dizlerimin üzerine düşmeme neden oldu. Sky artık geriye çekilmeyi akıl edecek kadar kendini topladığında benim gibi kendini yere atmıştı. Maalesef yüzünü görememiştim. Ki yüzüne bakmaya hazır olduğumdan bile emin değildim. Saçımı sol omzumda topladığında başını omzum ve boynum arası girintiye sakladı. Kolları belime dolanırken bana sarıldığını yeni yeni farkına varıyordum. Sıcak nefesini boynuma verdi. Avuç içim ile ağzımı örtüp ses çıkarmamak için kendimi tutmuştum. Başımı duvara yaslayıp gözyaşları ile dolan gözlerimde ki yaşların geçmesini bekledim. Yaşlar kendiliğinden geriye çekildiler. Saçını okşadığımdan haberim bile yoktu. Bana biraz daha sokulurken üç adımı da sakin melodik bir sesle fısıltıya döktü; "Anna Maria Mia." Bu üç isim ilk kez kulağıma bu kadar hoş ve canlı gelmişti. İlk olmasa da insan olmayan başka bir varlık tarafından öpüşme deneyimimi yaşandığıma şaşırmış mıydım? Hayır, pek değil. Aslında bir insan ile öpüşseydim asıl o zaman şaşırırdım. "İsimlerin." diye mırıldanarak devam etti. Güldüğünü dudaklarının boynumda yayılışını hissettiğimde anlamıştım. Bedeni titriyordu. Elleri kollarımı kavradı. Başını tünediği girintimden çıkarırken kahkaha atmamak için verdiği çabayı gözüme soka soka bana gösterdi. "Sence de boyuna göre sana oldukça uzun isimler vermemişler mi?"
like